2025 yılında üzdüğüm, moralini bozduğum, kalbini kırdığım kim varsa şunu net söyleyeyim: Büyük ihtimalle hak etmiştir.
Bunu yazarken sesim titremiyor, vicdanım sızlamıyor. Çünkü kırmakla kırılmak arasındaki farkı yıllar önce öğrendim. Ben kimseyi keyfimden kırmadım. Ben, tekrar tekrar aynı saygısızlığa maruz kaldığımda, susmamayı tercih ettim.
Hayat bize hep şunu öğretti: “İdare et, alttan al, büyüklük sende kalsın.”
Güzel öğüt.
Ama bu öğüdün gizli bir devam cümlesi var:
“Sen idare ederken, karşı taraf değişmek zorunda kalmasın.”
İşte orada koptu film.
2025 benim için sınır çizmenin yılıydı.
Sürekli aynı hatayı yapanlara aynı anlayışı göstermenin erdem değil, kendine saygısızlık olduğunu fark ettim. Aynı cümleleri tekrar tekrar açıklamaktan yoruldum. Aynı davranışları “niyetim o değildi” ambalajıyla paketleyenlere inanmaktan vazgeçtim.
Kalbi kırılanlar olabilir.
Ama kimsenin kalbi, benim onurumdan ve motivasonumdan dahası hayat enerjimden daha değerli değil.
Bir insanı üzmek bazen kötülük değil; uyarıdır.
Bazen sessiz kalmak nezaket değil; suç ortaklığıdır.
Ben susmadım. O yüzden bazıları rahatsız oldu.
2026’ya girerken de kimseye şunu vaat etmiyorum:
“Daha yumuşak olacağım, daha çok idare edeceğim, daha az konuşacağım.”
Hayır.
Aynı saygısızlık, aynı ikiyüzlülük, aynı yalancılık devam ederse;
2026’da da sonuç değişmeyecek.
Çünkü mesele takvim değil.
Mesele davranış.
Ve bazı insanlar üzülmeyi, bazı gerçekleri duymaya borçludur.
Bu bir tehdit değil.
Bu bir ilke.
2025 de kimi üzdüysem. Hak ettiğindendir.
2026 da daha beter üzeceğim...