Askıda Balık, Askıda Ekmek , Askıda İnsan

Eskiden askıda balık olurdu. Askıda et olurdu. İnsanlar bölüşürdü. Artanı paylaşır, olmayanı da kimse aç bırakmazdı. Bu halkın karakterinde paylaşmak, dayanışmak, takas etmek vardı. Komşuluk kültürü denen şey sadece bir nostalji değildi, fiili bir yaşam biçimiydi.

Sonra devir değişti. Dünya zorlaştı. İnsan hayatı, bedenin değil ruhun darbeler aldığı bir yere dönüştü. Askıya ekmek koyma dönemi başladı. En temel ihtiyacın bile paraya yenik düştüğü, devlet güvencesinin sembolikleştiği bir dönem.

Bu ülkede askıda sadece ekmek görülmedi. İdam sehpasında yaşları büyütülüp asılan gençler de görüldü. Askıda insan denilen bir dönem yaşandı.

Bugün askıda insan yeniden moda ama başka formda. Sosyal medya çürütüyor, adalet kavramı sorgulanıyor, mafyavari hayatlar çocuklara rol model oluyor, kadına şiddet, istismar, cinayet… İnsan hayatının değeri düşüyor.

Bu tablo tek bir soruyu netleştiriyor:

Askıda insanlık mı sergilense?

Ekmeğe yardım edersin.

Ete yardım edersin.

Bir lokmayı paylaşmak kolaydır.

Ama insanlık askıya konacak bir şey değil ki zaten.

Zaten insanın içinde durması gereken bir şeydi.

İnsanın içinden çıktı.

Dışarı asıldı.

Biz bugün ekmeğin askıda olmasına değil, insanlığın askıdan alınamamış olmasına üzülüyoruz.

Siyaset sınıfta kaldı.

Kurumlar sınıfta kaldı.

Toplum, kendi vicdanının omuzlarına yüklediği sorumluluğu taşıyamaz oldu.

Çare yine toplumda, ama toplum şu an yönünü arıyor.

Askıda ekmek değil, askıda insanlık var artık.

Ve kimse gidip o askıdan insanlık almıyor.

Belki de temel sorun bu!