Bir Yangının Külleri!

Ateşin, düştüğü yeri yaktığını söyleriz. Söyleriz de ateş sadece düştüğü yeri yakarken çevresine büyük zararlar verebileceğini tümcemize eklemeliyiz!

Ateş denildiğinde ilk aklımıza gelen “yangınlar” olmakla birlikte, ateşin kor haline dönüştüğü yüreklerdeki yangınları da yine tümcemize eklememiz gerekmez mi!?


Son yıllarda özellikle de yaz aylarının başlaması ile orman yangınları değişik bölgelerimizde peş peşe yaşanıyor. Birini söndürmeden diğer bölgemizdeki yangınlar çevresindeki geniş alanlarda zararlar verirken, tartışma ve önerileri de beraberinde getiriyor.
Uzmanları dinliyoruz, orman yangınlarının çoğunluğunun “insan kaynaklı” olduğu söyleniyor. Buna itirazım yok ama, bu ülkede 40-50 yıl öncesinde de insanlar yaşıyordu, ama bu kadar orman yangını olayına tanık olunmuyordu!
Orman yangınlarının söndürülmesi çalışmalarında kullanılan helikopter, uçak, arazöz, itfaiye aracı ve diğer ekipmanlarla birlikte eksik ve aksaklıklar eleştiri konusu olur!


Orman yangınlarının çoğunluğu insan kaynaklı olduğu tezinden yola çıktığımızda, ormanların yanmasına neden olan insanların bazılarında, “yeşili koruma sevgisi- doğayı sahiplenme sevdası” olup olmadığı yönünde bir araştırma yapmamız gerekmez mi!?


Eskişehir ve Sakarya illerimizde oluşan yangınlar ve kaybettiğimiz canlar üzerinden acılar yaşanırken, neyin, nerede ve nasıl eksik veya aksaklıklar olduğu konusunda sanırım yetkililer kendilerini sorgulayarak, bundan sonraki yangınlar için farklı çalışmalar için projeler üreteceklerdir!
Piknik sonrasında söndürülmeden bırakılan ateş, ormanlık alandan geçerken araçtan yol kenarına atılan sigara izmariti, cam şişeler ve benzeri nedenlerle ormanlarımız yanarken, yüreklerimizin de yanması olayları yaşanıyor!


Okullarımızda, daha Ana sınıfından başlamak üzere, Orta ve Lise öğretimlerindeki öğrencilere; “Ormanları koruma” dersleri verilmelidir!


Bugünkü eğitim-öğretim sisteminde; “Dini eğitim” dersleri kadar, ormanların korunması noktasında verilecek derslerin, “Din eğitimi” kadar önemli olduğunu düşünüyorum!


Orman Genel Müdürlüğü’nün İl ve İlçelerdeki kurumlarında çalışmak üzere, “yangın önleme ekibi” oluşturulmalı, bu ekipte görev yapanlar ormanlık alanlardaki yol güzergahlarında sürekli gezerek piknik yapanları uyarmalı, yol kenarına sigara izmariti ve boş şişe atanları uyarmalı, gerekirse “yasal işlem” yapmalıdır! (Bunun için bütçe ayrılabilir!)


Yasal işlem derken, Sağlık bakanlığı “Dumansız hava sahası” kapsamında işyerlerinde, araçlarda, kapalı alanlarda sigara içenlere yasal işlem yaparak para cezası kesiyorsa, aynı olayın ormanlık alanlardaki “yangına hassas bölgelerde” piknik yapanlar için de uygulanması önemlidir!
Bence en önemlisi eğitim ve kültürel yönden insanların bilinçlendirilmesidir.


Ormanlarımızın yanması veya yakılması olaylarını bir kenara bırakırsak; maden çıkarma uğruna zeytinliklerimizin ve koruluk çam ağaçlarımızın bulunduğu alanlardaki yapılan kesimler “siyanür havuzları” ile KEL kalmasına İZİN verenlerin de, İZİN alanların da KİMler olduğunu aklımızın bir köşesinde tutmamız gerektiğini anımsatmak istiyorum.


Yanan, yok olan sadece ormanlarımız değil; Atalarımızın bizlere bıraktığı dünyanın en önemli ormanlık alanlarından olan Türkiye’deki doğamızın güzelliğinin yok oluşudur! Bu yok oluşla gelecekteki torunlarımıza verebileceğimiz hesabı düşünmeden yaşayanlardan olunmaması umudu ile…