Biz de kapatıyoruz!

Kapatıyoruz..


Aslında bütün suç halam ve eniştemin. Evimize her geldiklerinde anneme, "Yenge, senin bu pastaları dünyanın hiçbir yerinde yemedik. Açsana bir pastane." diye diye annemin ve babamın aklına girdiler.

"Olmaz anne." dediysek de, babam annemi kıramadı. Önce uygun bir adreste yer aradık. Mahallemizde bulunan sokağın orta kısımlarında, eskiden internet kafe olan bir yeri bulduk. Eş, dost, hısım, akraba ne varsa borç alıp, biraz da internet yardımıyla pastanemiz ufaktan düzene girmeye başladı. Krediler çekildi. Esnaf Odası'na üye olundu.

Heyecandan geceleri uyku tutmuyor, annem Instagram'da gördüğü sosyal medya fenomenleri gibi olacağı günün hayaliyle her yerden pasta, tatlı tarifleri toparlıyordu. Açılıştan bir gün önce, ünlü bir siyasetçinin o duasıyla gözlerimizi uykuya kapadık: "Her şey çok güzel olacak."

Açılışta eş, dost, konu komşu, acayip pop şarkılar eşliğinde dükkânımızı doldurdu. "Pasta Sane" güzel isimdi. Annemin adının Saniye olması, onlarca isim arasından bu ismi seçmemize sebep olmuştu. Pasta, tatlı ne varsa ikram edildi. Kim ne bırakırsa... Babam yılların emekli öğretmeni. Israrla, "Çevremiz yeter." diyordu ama yetmiyormuş... Akşamına toplanan parayı hesap ettiğimizde, ettiğimiz masrafı bile çıkarmadığını gördük. Ertesi gün yağan yağmur eşliğinde, sabahın kör vakti düştük Pasta Sane yollarına. Annem hamur açıyor, babam sağı solu toparlıyor, ben de servis açıyordum.

Arada sırada iyi giden işlerimiz, zamanla inişli çıkışlı bir hâl almaya başladı. Un fiyatı, şeker fiyatı, muhasebeci fiyatı derken artık krediler teklemeye, babamın hep övündüğü çevresi ise gelmemeye başladı. Annem ilk zamanlardaki heyecanını kaybetmeye, çevremizdeki akrabalar ise bu işin nasıl yapılamayacağı kısmını anlatmaya başladılar.

Sonra ne mi oldu? Her gün her şeye gelen zamların ardından önce ebat küçülttük. Sonra maliyeciler geldi, bir ceza yazdı. Sonra zabıta, sonra vergi hatası, sonra trafik cezaları... Uykusuzluklarımız artmaya başladı. Babam gergin bir adam oluverdi. Ödemeler... Ödemeler derken ilk icra tebligatımızın ardından toptancı mal vermeyi kesti. Başka toptancı buluruz derken... Tek çalışanımız ablamız Emine Hanım da işi bırakınca ortada kaldık. Yetmez gibi bir de bize dava açtı... Sigorta davası...

"Yenge, senin bu pastaları dünyanın hiçbir yerinde yemedik. Açsana bir pastane." diyen eniştemiz ve halamız, "Ben size demiştim, bu iş zor olur." demeye başladılar. Babam onları evden kovdu. Başkalarını da. Annem sinir ilaçlarına başladı.

Şimdi "Pasta Sane" duvarına kocaman yazıyı astık: "Kapatıyoruz" Sanırım artık ömür boyu ne pasta ne tatlı yerim. Hatta kendi tatlımı bile yemeyeceğime söz verebilirim. Oturduğum masadan son kez kalkıp eve doğru ilerlerken, açılış günü bedavalar hariç, 100 gram bile ürün almayan komşumuz ayakkabıcı Ökkeş Amca'nın sesiyle irkildim. Küçük bir hasbihalin ardından, "Bana düşmez ama aslında tatlı değil de çiğ köfte işine girseniz sanki daha iyi olurdu." deyince, elimde tuttuğum çantayı kafasına çarpmamak için içimde büyük savaşlar verdim.

"Hayırlısı." diyebildim...

Bu makalede yazılanların tamamı gerçek bir olaydan alınmıştır. Sadece isimler değiştirilmiştir.
(self.SWG_BASIC = self.SWG_BASIC || []).push( basicSubscriptions => { basicSubscriptions.init({ type: "NewsArticle", isPartOfType: ["Product"], isPartOfProductId: "CAow9Y_gCw:openaccess", clientOptions: { theme: "light", lang: "tr" }, }); });