Sevgili kuzucuklarım,
Bu kez süpürgemi Zorkun’un en tenha köşesine, Keldaz koyun meleten mevkisine çevirdim. Hava serin, doğa sessiz… Ama o sessizliğin içinde öyle bir sahneye denk geldim ki, kozalaklar bile utancından toprağa gömüldü!
Çamların altında biri var. Daha doğrusu birileri var.
Genç bir kız… Yüzünde masumiyet, ama duruşu gayet cesur.
Ve karşısında, Osmaniye’nin halkçı maskesiyle tanınan, her fırsatta aile değerlerinden dem vuran o meşhur siyasetçi.
Göz göze, dize dize değil… Diz üstü birbirine geçmiş gibiler.
Adam eğilmiş, kadının boynuna doğru bir şeyler fısıldıyor. Gülümsemiyor artık; dudakları başka yerlerde dolaşıyor.
Kızın başı yana kaymış, gözleri kapalı. Göz göze falan değiliz artık, biz burada tam sahneye geçtik!
Yani öyle öpücükmüş, sarılmaymış, bahane bulacak bir şey yok.
Adam bildiğin anlayın işte..
Vallahi cadılığımdan utandım..
Ve bunu yaparken yüzünde en küçük bir tereddüt yoktu. Ne korku, ne tedirginlik…
Sanki Zorkun yaylası onun özel kır yatağı!
Ben yukarıdan izledim. Ne kameram vardı, ne kaydım… Ama hafızamda her kare yer etti.
Hani biri “iftira” derse, ben çıkar anlatırım:
Çamların dili olsa, susmazdı. Ama şükür ki bir cadının süpürgesi var.
Şimdi merak ediyorum:
? Kimdi o genç kadın? yoksa özel bir "yayla-doğa dostu" muydu?
? Bu tabloyu görenler, bu adamın bol keseden sallamalarına nasıl inanıyor?
Ben söylemem.
Ben sadece izlerim.
Ve zamanı geldiğinde anlatırım.