Çantadaki Silahlar mı, Ruhumuzdaki İhmaller mi?

Geçtiğimiz günlerde Kahramanmaraş’ta bir okulun koridorlarında yankılanan silah sesleri, aslında çok önceden başlayan sessiz bir çığlığın patlamasıydı. 14 yaşında bir çocuk, sırt çantasında sadece kitaplarını taşıması gereken yaşta, babasına ait beş silah ve yedi şarjörle okuluna girdi. Sonuç: Gencecik sekiz evladımız ve onları korumak için canını siper eden Ayla Öğretmenimiz artık maalesef aramızda değil. Mekanları cennet olsun.

Peki, şimdi kimi suçlayarak vicdanlarımızı rahatlatacağız 14 yaşındaki o "cani" damgalı çocuğun tetiği çeken parmağını mı, yoksa o parmağı o noktaya getiren görünmez elleri mi?

Siz çok haklısınız; hiçbir trajedi "Ben geliyorum" demeden gelmez. Sinyalleri neden göremedik acaba. O çocuk, muhtemelen sosyal medya labirentlerinde kaybolurken ya da dijital dünyanın şiddet sarmalına kapılmışken çevresine imdat sinyalleri gönderiyordu. Ama biz ne yaptık? Anne ve baba olarak çocuğumuzun sadece fiziksel ihtiyaçlarına odaklandık, ruhundaki yangını fark etmedik ya da fark etmek istemedik. Belki de bir polis memuru olan babanın evdeki silahları, bir oyuncağın güvenliğinde sanıldı. Oysa bir çocuğun eline ulaşabilen her silah, aslında bir ebeveyn ihmalidir.

Eskiden öğretmen, öğrencinin sadece ders notunu değil, gözündeki feri de takip ederdi. Öğretmen-Veli Köprüsü çok önemli idi. Aileyle omuz omuza verir, "Bu çocukta bir haller var" diyerek elinden tutardı. Bugün ise eğitim sistemi, öğretmenleri sadece müfredat yetiştirmeye çalışan, velileri ise okulu sadece bir "bakımevi" gibi gören bir noktaya sürükledi. Okuldan iki gün uzaklaşan ya da içine kapanan bir evladın bu halini dert edinmeyen bir sistem, bugün Ayla Öğretmen gibi kahramanların yasını tutmak zorunda kalıyor.

Almamız gereken en büyük derslerden bir tanesi bu olayda suçlu tek bir kişi değil; ilgisiz kalan ebeveyn, sadece ders anlatan öğretmen, şiddeti normalleştiren sosyal medya ve bireysel silahlanmaya göz yuman sistem hepimizden bir parça suçluluk barındırıyor. Çocuğun rahatsızlığını kabul etmeyip gizleyen aileler, aslında o çocuğun geleceğine değil, felaketine zemin hazırlıyor.

Eğer bu olaydan bir ders çıkaracaksak, o da şudur: Öncelikle dersimiz insanlık olmalı. Çocuklarımıza sadece test çözmeyi değil, duygularını yönetmeyi ve yardımı nerede arayacaklarını öğretmeliyiz. Bir öğretmenin sadece öğrencisinin başarılarını değil, hüzünlerini de takip ettiği; bir babanın silahını değil, sevgisini çocuğunun ulaşabileceği yere koyduğu bir dünya kurmadıkça bu acılar son bulmayacak.

Ayla Öğretmen’in fedakarlığı bize bir hayat dersi verdi: Bir öğretmen öğrencisi için ölebiliyorsa, bizler o çocukları yaşatmak için daha çok yaşamalı, daha çok dinlemeli ve daha çok ilgilenmeliyiz.

https://www.hasretgazetesi.com.tr/ Sayfasında paylaşılan makaleler yazarların şahsi görüşüdür.