Milyon Dolarlık Futbolcuların Bekçisi, Cepleri Delik Emekliler

Ofisimin hemen altındaki kahvehaneden gelen konuşmaları 3 yıldır dinleye dinleye neredeyse herkesin kim olduğunu, derdini, mesleğini ezberledim. Aslında mesleği ibaresi yerine nereden emekli olduğunu demeliyim sanırım. Çünkü müdavimlerin tamamı emekli. ama bu defa sesler biraz daha yüksek gelmeye başlayınca penceremden dışarı kafamı sündürdüm.. Ve kulaklarımı kabarttım..

Tartışma öylesine hararetli ki, bir an için memleketin kurtuluş planı yapılıyor sandım. Ama hayır, mevzu çok daha "hayati" imiş. Yetmişine merdiven dayamış iki amca, birbirlerine öyle bir parmak sallıyor ki sanırsınız tartıştıkları konunun muhatapları olan milyon dolarlık futbolcular bunların öz be öz evladı. Biri "O zaman VAR neden ses etmedi" diyor diğeri tansiyon ilacını unutup masayı yumruklayarak "50 metreden penaltı mı verilir?" diyor.. İzlerken hem gülüyorum hem de içim sızlıyor.


Mevzu tam bir Türkiye emeklisi örneği aslında. Masadaki amcamın cebinde ikinci çayı içecek meali yok belki ama sahada bir haftada onun ömür boyu göremeyeceği parayı kazanan adamın "hakkını" savunmak için dünyaları yakıyor. Acep sahadaki adamın umurunda mısın amca? O, akşam lüks jipiyle evine giderken senin bu masada döktüğün terden haberi bile olmayacak. Bizimkisi ise olmayan parayla zenginin davasını gütmekten başka bir şey değil. Hani boşuna dememişler "Zenginin malı züğürdün çenesini yorar" Burada züğürt biz oluyoruz; hatırlatırım..

İşin en can yakan, en "insani" tarafı ise dışarıdaki dünya. Kahramanmaraş’ta bir dokuz fidan ve bir öğretmen bu dünyadan göçüp gitmiş. Kimsenin ağzında bu yok. Memleketin çocukları toprağa düşerken, kahvehanedeki hararetli tartışma "O pozisyon penaltı mıydı değil miydi" sığlığında boğuluyor. On canın hesabını hangi hakem verebilir ya da hangi VAR kararı o ailelerin içindeki ateşi söndürür? İşte bu noktada aynaya bakmak gerek diyeceğim ama amcaların ayna ile araları olmadığı da her hallerinden belli.

Sonuçta ne mi oldu? Ben de sonradan kahvehane sahibinden öğrendim O iki eski toprak küs ayrılmış masadan. Bir meşin yuvarlak, yılların hatırını silmiş süpürmüş.

Biz buyuz işte. Kendi hayatımızdaki devasa boşlukları, hiç tanımadığımız insanların galibiyetleriyle doldurmaya çalışıyoruz. Gerçek acılar kapımızda beklerken, biz sanal bir yeşil sahanın adalet bekçiliğine soyunuyoruz. Trajiği çok, komiği az bir hikaye bu anlattığım. Ama maalesef, hepimizin her gün başrol oynadığı o büyük oyunun ta kendisi.

Neden mi anlattım bunu? Basit.. Cep delik, cepken delik ama derdimiz ne olmuş baksanıza.. Bizi kedi gibi gören sistem, önümüze bir yumak iplik atmış, biz de onunla oynayıp duruyoruz. Bizi bekleyen, hatta tam da ortasında durduğumuz karanlığın yanan ampülünün her gün biraz daha ışığını kaybettiği göremeyecek kadar kör olmuşuz ama haberimiz yok. O ampül var gücü ile ortalığı aydınlatıyor sanıyoruz. Bu körlüğe tutulmak içinse "Futbol" maalesef o kedi yumaklardan sadece biri.

Aklınıza mıkayet olacağınız, cangamasız bir hafta dilerim. Kalın sağlıcakla.