Gençler Siyaseti Neden 'Meme'lere Meze Yaptı?

Sakin olunnnn, şimdi gelirler "Bu nasıl başlık?" diye, biraz Z kuşağı dilinde konuşacağım... MEME! “Meme” (Türkçede genelde “miim” diye okunur), özellikle Z kuşağında internette hızla yayılan komik görsel, video, caps ya da espri formatlarına denir. Hadi geçelim asıl konumuza...

Son günlerde sosyal medya akışınıza şöyle bir göz atın. X (Twitter), TikTok veya Instagram fark etmez; ana muhalefet partisinin geleceğini belirleyen, Türk siyasi tarihine bir ilk olarak geçen o ağır hukuki karar, yani "Mutlak Butlan" krizi, gençlerin elinde devasa bir kara mizah malzemesine dönüştü. Editlenmiş videolar, absürt caps'ler, "partiyi kime bıraktık, kim aldı" şakaları havada uçuşuyor.

X ve Y kuşağı siyasetçisinin dilinden şu cümleler süzülüyor... "Gençler apolitikleşti, ülkenin halini umursamıyorlar, sadece anı yaşayıp dalga geçiyorlar."

Peki, gerçek gerçekten bu mu? Gençler siyaseti umursamayı bıraktığı için mi gülüyor, yoksa ortadaki tablo o kadar trajikomik bir hal aldı ki ellerinde mizahtan başka tutunacak bir dal kalmadığı için mi?

Hal böyleyken, gençliğin gözünü çevirdiği ana muhalefet cephesinde neler yaşanıyor? Gençler dinamizm, samimiyet ve somut "icraat" beklerken, karşılarında aylarca mahkeme koridorlarında "kim genel başkan olacak, kurultay meşru mu değil mi?" tartışmalarına hapsolmuş bir yapı buldular.

"Mutlak Butlan" (kesin hükümsüzlük) kararı, sadece bir kurultayın iptali değildir. Gençlerin zihninde şu korkutucu algının kesinleşmesidir: “Değişim diye bir şey yok. Oy vererek, kurultay yaparak, çabalayarak hiçbir şeyi dönüştüremeyiz.”

Öğrenilmiş çaresizlik tam da burada devreye giriyor. Bir partinin iç dinamiklerinin bile kumpaslar, yargı müdahaleleri ve iç çekişmelerle felç edilebildiğini gören bir genç, kendi oyuyla ülkenin gidişatını değiştirebileceğine neden inansın?

İşte sosyal medyadaki o bitmek bilmeyen mizah fırtınasının, "umursamazlık" görüntüsünün altında yatan asıl gerçek budur. Gençlik, geleneksel siyaset kurumuna bir “Yeter, sizinle mi uğraşacağım!” tepkisi veriyor.

Fiziksel olarak yurt dışına gidemeyen (gençlerin %80'i hayatında yurt dışına çıkmamış, sadece %16'sının pasaportu var) gençler, zihinsel (mental) bir göç yaşıyor. Cebinde konsere gidecek, sosyalleşecek parası olmayan, ailesinin evine mahkum olan genç, varoluşsal öfkesini dijital izolasyon içinde mizaha döküyor. İdeolojik olarak ne geleneksel sağa ne de eski sola sığan, merkezde duran büyük çoğunluk, siyaseti kendi hayatına dokunan bir çözüm mercii olarak değil, izlemesi acı veren, kalitesi düşük bir "reality show" olarak görüyor. Siyaset kurumu, gençlerin sosyal medyadaki sessizliğini veya alaycı tavrını "apolitikleşme" olarak okumaya devam ederse en büyük hatayı yapar. Ortada apolitik bir gençlik yok! Liyakate olan inancını yitirmiş, ekonomik olarak mülksüzleştirilmiş ve sistemden umudunu kesmiş bir kitle var.

Gençlerin siyaseti sadece mizah sayfalarında "tükettiği" bu dönem; neşeli bir boş vermişliğin değil, kurumsallaşan bir umutsuzluğun en gürültülü çığlığıdır. Ankara bu çığlığı duymak için kulaklıklarını (ve mahkeme dosyalarını) bir an önce kenara bırakmak zorunda. Aksi takdirde, önümüzdeki sandıklarda karşılarında ikna edilecek bir seçmen değil, çoktan zihnen ülkeyi terk etmiş, "sistemi tamamen reddeden" koca bir hayalet kuşak bulacaklar.
NEDEN Mİ? Gençler sistemin hatalarını yüzlerine vurduğunda hep aynı cevapla karşılaşıyor..."Sen şucusun, bi sus, siz ne bilirsiniz!" İşin trajikomik yanı, biz dünyaya geldik geleli "çok bilen" bu yetişkinlerin aslında pek bir şey bilememiş olması :)

Kendi statü ve koltuk kavgalarını "memleket meselesi" gibi ambalajlayanların oynadığı bu oyun artık kimseyi ikna etmiyor. Gençler siyaseti umursamadığı için değil, her şeyin ne kadar yapay ve sahte olduğunu çok iyi anladıkları için bu tiyatroda figüran olmayı reddediyorlar.

Ve bize "siz ne bilirsiniz" deyip duranlara son bir not bırakalım...
Oyunun sahte, oyuncuların samimiyetsiz olduğu bir sahnede seyircinin vereceği en ağır tepki yuhalamak değildir; perde kapanmadan, yüzünde küçümseyen bir tebessümle salonu sessizce terk etmektir. Çünkü bazılarına alkış da, öfke de fazla gelir… En acısı, artık izlemeye bile değer bulunmamaktır.

(self.SWG_BASIC = self.SWG_BASIC || []).push( basicSubscriptions => { basicSubscriptions.init({ type: "NewsArticle", isPartOfType: ["Product"], isPartOfProductId: "CAow9Y_gCw:openaccess", clientOptions: { theme: "light", lang: "tr" }, }); });