“Kurban” terimi günümüz Türkiye Türkçesinde kullanıldığı şekliyle dilimize Arapçadan geçmiştir. Arapçada udhiye de denilen kurban, sözlük anlamı olarak Türkçe Sözlük’te “Dinin buyruğunu veya bir adağı yerine getirmek için kesilen hayvan.” (TDK, TS, 2011: 1529); “ 1. Allah’ın rızâsını kazanmağa vesîle olan şey. 2. Eti, fıkarâya parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vâcib veyâ sünnet olarak kesilen (koyun, keçi, sığır, deve, gibi) hayvan.” (Devellioğlu, 2002: 527-528); “İbâdet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu arada kesilen hayvanı ifade eder.” (Karagöz, 2010: 388) gibi anlamlara gelir.
“Kurban” teriminin sözlük anlamlarını verdiğimize göre eski Türklerde ve eski Türk inanışlarından olan Şamanizm’de kurban konusuna değinmenin faydalı olacağı düşüncesindeyiz. Bu hususta Abdülkadir İnan’ın söylediklerine bir göz atmakta yarar görüyoruz.
Abdülkadir İnan “Şamanistlerde kurbansız âyin yapılmaz.” der. İnan’ın bu veciz ifadesi eski Türklerin hayatında kurbanın işgal ettiği müstesna yeri tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer. İnan, kurbanla ilgili olarak şunları söyler:
“Her âyin için kanlı veya kansız kurban bulunması gerektir. Kurban mefhumunun eski Türkler’in hangi kelime ile ifade ettiklerini kesin olarak bilmiyoruz. Müslüman Türkler’in hepsinde bu mefhum için arapça kurban kelimesi kullanılmaktadır. Bazı kabileler (meselâ Kırgız-Kazaklar) farsça “hüdayî” kelimesinin bozuntusu olan “kudayı” kelimesini de kullanırlar. Çağdaş Şamanist Türk boylarında tayılga, hayılga kelimeleri varsa da Moğolcadan geldiği sanılmaktadır. Yakutçada kurban anlamına gelen kereh kelimesi vardır. Şamanın iştirakiyle ruhlara sunulan kurbana denir. Eski Türk yazıtlarında Kültegin ve Bilge Hakan için “öldü” yerine kullanılan “kergek boldı” kelimesi de bu anlam ile izah edilebilir. Öyle sanıyorum ki yazıtlardaki bu kergek kelimesi ancak hükümdar ailesi için kullanılmış olsa gerektir. Yakutların “kereh” kelimesi de Moğolca ve Buratçede [Buryatça; Ö.A.] dahi “kurban” anlamına gelir.” (İnan, 2000: 97- 98)
İnan, bugünkü Şamanistler ve Müslüman Türklerde sunulan kurbanlık hayvanın özellikleriyle ilgili de şu bilgileri vermektedir:
“Gerek bugünkü şamanistlerin kurban törenlerinden, gerek Müslüman Türkler’in folklor materyallerinden anlaşıldığına göre eski devirlerde kurban için en makbul hayvan erkek hayvan olmuştur. Dede Korkut hikâyelerinin kahramanları olan Oğuzlar kurban olarak “attan aygır, deveden buğa, koyundan koç” kesmişlerdir. Kırgız-Kazak destanlarında da aynı motife rastlıyoruz. Radloff tarafından tesbit edilen Dudar Kız hikâyesinde Tanrıdan çocuk dileyen bir zengin “attan aygır, sığırdan buğa, koyundan koç, keçiden teke” kurban ediyor.
Bununla beraber Kırgız-Kazak folklorunda “töbel bayta!” (yani alnında beyaz bulunan genç kısrak) Tanrının beğendiği ve ruhların hoşuna giden kurbanlardan sayılmaktadır.” (İnan, 2000: 100-101)
İnsanoğlunun yaşamında önemli bir yere sahip olan kurban sadece kanlı değil, kansız olarak da insanoğlunun yaşamındaki yerini alır. Kansız kurbanla ilgili olarak İnan “Kanlı kurbanlardan başka kansız kurbanlar da vardır. Saçı (libation), “yalma” (ağaçlara ve şaman davuluna bağlanan paçavralar), tös (ongon)ları yedirme (ağızlarını yağlama), ateşe yağ atma ve şarap serpme gibi törenler bu kansız kurbanlar cümlesindendir. Kansız kurbanların en önemlisi ruhlara bağışlanarak başıboş salıverilen hayvanlardır. Bu türlü kurbana eski Türkler (idik) yahut (ıduk) demişlerdir. Harfi harfine “salıverilmiş”, “gönderilmiş” anlamını ifade eder; terim olarak “tanrıya gönderilmiş, tanrıya bağışlanarak salıverilmiş hayvan” demektir. Mahmud Kâşgarî “ıduk” kelimesini şöyle açıklamaktadır: “ıduk-kutlu ve mubarek olan nesne; bırakılan her hayvana bu ad verilir. Bu hayvana yük vurulmaz, sütü sağılmaz, yünü kırpılmaz. Sahibinin yaptığı bir adak için saklanır.” (İnan, 2000: 98) dedikten sonra “Kansız kurbanlardan biri saçı (libation)dur. Bu dinî terim bütün Türk boylarında müşterektir. Bu terim çok eski devirlerin mirası olacak ki Moğollarda dahi “saçu” şeklinde söylenir. Kanlı kurbanlara tayılga yahut hayılga denildiği gibi saçı’ya da dinî terim olarak saçılga yahut çaçılga denir. Saçı her kavmin kendi emeğiyle kazandığı en kıymetli ve mübarek saydığı nimetlerden biri olur. Göçebe kavimlerde süt, kımız, yağ çiftçi kavimlerde buğday, darı, şarap, tüccar kavimlerde para vesaire saçı olarak kullanılır.” (İnan, 2000: 100) diyerek kansız kurbanın eski Türklerin yaşamındaki yerini özetler.
Buraya kadar vermiş olduğumuz kurban ile ilgili bilgiler tarafımdan hazırlanan “ANADOLU DAĞ EFSANELERİ (İNCELEME – METİN)” adlı yayımlanmamış yüksek lisans tezinden kısaltılarak alınmıştır.
(Ömer AYDOĞAN (2019), ANADOLU DAĞ EFSANELERİ (İNCELEME – METİN), Konya: (Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), s. 293 – 295.)
Dün olduğu gibi bugün de kurbanla ilgili gelenekler kanlı / kansız kurban şeklinde hayatımızdaki yerini korumaktadır. Gelin indirirken damadın annesinin içerisinde arpa, buğday, mısır, şeker, para vs. olan kabı gelinin başına saçması da bir çeşit kansız kurbandır. Saçı geleneği Şamanizm’in bir kalıntısı olarak Anadolu’nun birçok yerinde hâlâ yaşamaktadır.
İslam dininde kurbanın yeri ve önemine ise Allah nasip ederse bir sonraki yazıda değineceğiz.
Bu vesileyle Kurban Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutlar; bu bayramın size, ailenize ve Türk – İslâm âlemine hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ederim.
TÜRK DİL KURUMU (2011). Türkçe Sözlük, (11. bs.), Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
DEVELLİOĞLU, Ferit (2002). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, (19. Baskı), Ankara: Aydın Kitabevi.
KARAGÖZ, İsmail, Fikret Karaman vd. (2010). Dinî Kavramlar Sözlüğü, (5. Baskı), Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.
İNAN, Abdülkadir (2000). Tarihte ve Bugün Şamanizm-Materyaller ve Araştırmalar, (5. Baskı), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
AYDOĞAN, Ömer (2019), ANADOLU DAĞ EFSANELERİ (İNCELEME – METİN), Konya: (Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi).