GÖK SULTAN ABDÜLHAMÎD HAN

Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. Padişahı ve 113. İslam halifesi olan Abdülhamîd Han, hakkında müspet ve menfi yönde en fazla kitap yayımlanan tarihî şahsiyetlerden biridir. Abdülhamid Han kimine göre “katil”, “kanlı müstebit”, kızıl sultan”; kimine göre de “ulu hakan”, “gök sultan”dır. Atsız, 1956 yılında Ocak’ta yayımlanan “Abdülhamid Han (= Gök Sultan)” adlı yazısında şunları söylüyor:
“Toplumun en büyük haksızlığına uğramış tarihî şahsiyetlerden biri, II. Abdülhamid’dir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan, en güvenebileceği adamların ihanetine uğrayan ve dağılmak üzere olan içi dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekâ ve hamiyeti ile ayakta tutan bu büyük padişah, katil, kanlı müstebit, kızıl sultan, cahil ve korkak olarak tanıtılmış, daima aleyhinde işleyen bu propagandanın tesiriyle de böyle tanınmış talihsiz bir insandır.


Bu düşmanlığı aşılayanlar ilk önce İttihatçılar, yani hürriyet kahramanları(!) yani Sultan Abdülhamid’in 33 yıl ayakta tuttuğu İmparatorluğu 10 yılda dağıttıktan sonra memleketten kaçan kişilerdi. İttihatçılardan sonra da Ermeniler, Rumlar, Yahudilerdi.”(1)
Yılmaz Öztuna ise II. Abdülhamîd ile ilgili hazırlamış olduğu eserinin “Ön Söz”ünde “İslâm âleminde olsun, batıda olsun, kimliği kesinlikle bilinen bir hükümdardır. Hakkındaki yayınlar, tahtta geçtiği 1876’dan günümüze kadar (132 yıl oldu) vagonlar dolusudur. Öyle olduğu halde, hele günümüz okuyucusunun eline verilecek kapsamlı, tarafsız, ilmî bir II. Abdülhamîd kitabı yoktur” der.(2) Öztuna’nın bu satırları 2008 yılında kaleme aldığı dikkate alındığında Abdülhamîd’in tahta geçtiği 1876’dan günümüze kadar 150 yıl geçmiş oluyor.


Yılmaz Öztuna, II. Abdülhamîd düşmanlığı ile ilgili ise şunları söylüyor:
“II. Abdülhamîd, 1908 ve 1909’dan itibaren imparatorluk ve cumhuriyet Türkiye’sinde Devlet tarafından olumsuz bir şahsiyet ilan edildi. Bugün bile öyledir de artık devlet adamlarımız, yazarlarımız ulu orta hakaret edemiyorlar. Ama Osmanlı’dan bu derecede güçlü bir şahsiyetin çıkmasını, sanki başka bir toplumdan imiş gibi hazmedemiyor, çok kıskanıyorlar. Atatürk’ün Osmanlı subayı, generali, ordular komutanı olduğunu unutuyorlar.
… Hâlâ Sultan Abdülhamîd’e sataşmak, çok gerici bir entel zihniyeti aksettirir. Bugün Sultan Abdülhamîd aleyhinde konuşan politikacı, ciddi oy kaybına uğrar. Oy kaygısı olmayanlar 1909 kalıntıları sayılabilir.”(3)


Yılmaz Öztuna, “İhtisas tarihçiliğinden gelmeyen edebiyatçılar, şairler, muharrirler padişahı göklere çıkarırlar. Tipik bir politikacı olan Sultan Abdülhamîd’i, hayatında günah işlememiş, her türlü nakîsadan münezzeh, evliyaya benzer, hatta evliyanın ta kendisi bir ermiş şeklinde sundular.”(4) dedikten sonra sözlerine şöyle devam ediyor:
“Birkaç ciddi tarihçi, mesela İsmail Hâmi Danişmend ile Nihal Atsız, konuyu tarih ilmine yakışır ve aykırı olmayan biçimde kaleme aldılar. Ancak bunlar sağ temâyüllü ilim adamları idiler. Atsız, Peyami Safa gibi en büyük çapta bir romancı ve yazarın, babasını sürdüğü için Sultan Abdülhamîd’e iftira atmasına sinirlenmişti. Padişaha “Ulu Hakan” lakabını taktı.


Ben, Yılmaz Öztuna, Temmuz 1967’de Türkiye Tarihi’nin 12. sonuncu cildini yayınladım. Bu cildin Sultan Abdülhamîd bahsi, kesinlikle hükümdarın iade-i itibarını sağladı. … Ancak hiç kimsenin bu kitap mürtecilerin, ırkçıların, bozkurtların, şeriatçı muhafazakârların diyecek hâli kalmadı. 12. cildi okuyan Sultan Hamîd muhaliflerinin dilleri tutuldu diyebilirim.”(5)
Sultan Abdülhamîd’in küçük oğlu Mehmed Âbid Efendi “Bu dünyada herkes birçok şeyin cahilidir. Yeter ki kendi işinin cahili olmasın” der. İsmail Safa, İngiliz – Boer Savaşı’nda İngilizlerin bu başarısını onların elçiliklerine giderek tebrik ettiği için Sultan Abdülhamîd tarafından maaş bağlanarak sürgüne gönderilir. Babası İsmail Safayı sürgüne gönderdiği için Abdülhamîd’e “Osmanlı sultanlarının en cahili ve kanlısı” diyen Peyami Safa’ya Atsız şöyle cevap veriyor:
“Kendi işinin ehli olduğunu bin bir delille ispat etmiş bulunan Sultan Hamid ise asla cahil değildir. Onun bir yüksekokul ve hatta lise diploması yoktu. Fakat özel öğretmenlerle hayattan ve içinde yetiştiği büyük ve muhteşem hanedandan çok cevherli şeyler öğrenmişti. Ressam, hattat ve musikişinas idi. Doğu ve batı dillerinden bazılarını biliyordu. Kurduğu çok değerli Yıldız Kütüphanesi, bugün, Üniversite Kütüphanesi’nin temelini teşkil etmektedir. Beyazıt Umumî Kütüphanesi’ni de yine o kurdu. Yani Sultan Hamid, Türk kültürüne kütüphane kurarak, pek çok okul açarak ve ilmî eserler yazdırarak hizmet etti.


Onun katil olduğu yalan, kızıl sultan olduğu iftiradır. Avrupalıların ve Ermenilerin yakıştırdığı kızıl sultanlığı benimsemek, onların emellerine hizmet etmek olmaz mı?
Sultan Hamid, kızıl değil, “Gök Sultan”dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir şey kazanır.”(6)
Toplum olarak iki şeyde ölçülü davranamıyoruz: 1. Sevgi, 2. Yergi. Sevdiğimizi yedi kat göğe yükseltirken sevmediğimizi de yedi kat yerin dibine geçirmekten çekinmiyoruz. Bu ne yazık ki tarihî şahsiyetler için de geçerli. Yılmaz Öztuna “Tarihî olayları ve şahsiyetleri olduğu gibi göstermelidir. Allayıp pullamak veya karalayıp boyamak gibi temayüllerden uzak durulmalıdır. Uydurma tarihler, otoriter ve totaliter rejimlerin ürünüdür” diyor. İnsanoğlunun, mutlaka gerçeklere ulaşma gibi bir huyunun olduğunu aklımızdan asla çıkarmamamız gerekiyor.


Siyasî dehası ve liderliğiyle İsrail’in kuruluşunu 1948 yılına kadar geciktiren, İngiliz sefirini Yıldız’da at cambazı yapan, üç kıtaya yayılan azametli Türk İmparatorluğunu, İmparatorluk Türkiye’sini 33 yıl yönetmiş olan “Gök Sultan” Abdülhamîd’i rahmetle anıyorum.

(1) Atsız, Türk Tarihinde Meseleler, Ötüken Neşriyat, İstanbul – Nisan 2015, s. 108 - 109.
(2) Yılmaz Öztuna, II. Abdülhamîd Zamanı ve Şahsiyeti, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2019, s. 11.
(3) Yılmaz Öztuna, age., Ötüken Neşriyat, İstanbul 2019, s. 11 - 12.
(4) Yılmaz Öztuna, age., Ötüken Neşriyat, İstanbul 2019, s. 12.
(5) Yılmaz Öztuna, age., Ötüken Neşriyat, İstanbul 2019, s. 12 - 13.
(6) Atsız, age., Ötüken Neşriyat, İstanbul – Nisan 2015, s. 113.

(self.SWG_BASIC = self.SWG_BASIC || []).push( basicSubscriptions => { basicSubscriptions.init({ type: "NewsArticle", isPartOfType: ["Product"], isPartOfProductId: "CAow9Y_gCw:openaccess", clientOptions: { theme: "light", lang: "tr" }, }); });