Ankara'nın şatafatlı koridorlarında, bürokrasinin ağır çarkları arasında "İcra İflas Kanunu'nu yeniden yazıyoruz" müjdeleri verilirken, adliye koridorlarında sessiz bir çığlık, bir çığ gibi büyüyor. Bu çığlık, vatandaşın borç batağında nasıl boğulduğunun, ekonominin pembe tablolarının ardındaki acı gerçeğin feryadıdır. Adalet Bakanlığı'nın rakamları, makyajlanmış istatistiklerin, pansuman tedbirlerin bu gerçeği daha fazla örtemeyeceğini yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor.
Gelin, hamasi nutukları bir kenara bırakıp rakamların soğuk ve net diline kulak verelim. 20 Ağustos 2025 itibarıyla, bu ülkenin mahkemelerinde tam 24 milyon 441 bin icra ve iflas dosyası birikmiş durumda. Nüfusa oranlandığında, neredeyse her haneye bir icra dosyası düşme potansiyelinden bahsediyoruz.
Daha da vahimi, bu birikme durmuyor; adeta bir tsunami gibi kabarıyor. Yılbaşından bu yana geçen yaklaşık sekiz ayda sisteme 2 milyon 185 bin yeni dosya eklenmiş. Sadece ağustos ayının ilk 20 gününde icra dairelerinin kapısını çalan yeni dosya sayısı 232 bin. Bu, her gün 11 binden fazla yeni ailenin, yeni esnafın, yeni bir vatandaşın borcunu ödeyemez hale gelip yasal takibe düşmesi demektir. Bu, bir ekonomik kriz değilse nedir?
Hafızamızı tazeleyelim. İktidar, 2023 sonunda büyük bir lütuf gibi sunduğu "2 bin liranın altındaki borçların silinmesi" operasyonuyla övünmüştü. Rakamlar da bu "başarıyı" doğrularcasına, dosya sayısını 23.2 milyondan 21.3 milyona düşürmüştü. Ancak bu, mermi yemiş birine yara bandı yapıştırmaktan farksızdı. Sorunun kökenine, yani alım gücünün erimesine, enflasyon canavarına, üretim maliyetlerindeki artışa dokunulmadığı için o yara bandı çoktan düştü.
Geldiğimiz noktada görüyoruz ki, silinen o küçük borçların yeri çok daha büyükleriyle, çok daha hızlı bir şekilde doldu. O gün yapılan sadece günü kurtarmak, kötü giden verileri bir süreliğine makyajlamaktı. Bugün ise o makyaj akmış, altındaki yorgun ve çaresiz yüz tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır.
Ve şimdi, tüm bu yangının ortasında, bize "İcra İflas Kanunu'nu yeniden yazıyoruz" diyorlar. Elbette kanunlar güncellenmeli, reformlar yapılmalıdır. Ancak evinde yangın varken bahçe kapısının rengini tartışmak ne kadar akılcıysa, milyonlarca insan icra kıskacında nefes alamazken kanun metinleri üzerinde çalışmak da o kadar anlamlıdır.
Vatandaşın derdi, kanunun virgülü veya maddesi değil; vatandaşın derdi, faturalarını ödeyememek, çocuğuna harçlık verememek, iş yerinin kirasını denkleştirememektir. Öncelik, bu ekonomik yangını söndürmek olmalıyken, gündemi uzun soluklu ve teknik bir konuyla meşgul etmek, asıl sorundan kaçmaktan başka bir anlama gelmemektedir.
Adliye sarayları, adaletin tecelli ettiği yerler olmaktan çıkıp, borçluların çaresizce sıralandığı devasa icra dairelerine dönüşmüş durumda. 24.4 milyonluk bu utanç tablosu, yanlış ekonomi politikalarının ve halktan kopuk yönetim anlayışının en net vesikasıdır.
Ve son olarak yeni kanunlar yazılmadan önce, bu acı gerçeğin yazıldığı kara kaplı defterin okunması gerekmektedir. Okunmalıdır ki, daha iyi anlaşılmalıdır.
Kalın sağlıcakla...