Herkes Kralın Çıplak Olduğunu Biliyor Ama...

Eski zamanların birinde, adı sanı unutulmuş bir diyarda, halkın dertlerinden çok kendi aynadaki suretine aşık bir hükümdar yaşarmış. Bu hükümdar için devletin bekası, giydiği ipekli kumaşların parlaklığı kadar mühim değilmiş. Halk yoksullukla boğuşurken sarayın koridorlarında sadece yeni moda akımları ve terzilerin mahareti konuşulurmuş. Bu kayıtsızlık hali, aslında bir çöküşün ilk habercisiymiş.

Günün birinde sarayın kapısını çalan kurnaz terziler, sadece akıllıların görebileceği bir kumaş masalıyla kralın huzuruna çıkmışlar. Aslında ortada ne bir iplik varmış ne de bir tezgah. Ancak saray bürokrasisi öyle bir korku iklimine hapsolmuş ki, hiç kimse "Ben bir şey görmüyorum" deme cesaretini gösterememiş. Her bir yetkili, makamını kaybetmemek ve "akılsız" damgası yememek için olmayan kumaşın zarafetine methiyeler düzmüş. Dalkavukluk, o dönemde liyakatin önüne geçen en geçerli akçe haline gelmiş.

Kral, üzerinde sadece hayali bir kibir zırhıyla halkın arasına karıştığında, meydandaki kalabalık da aynı sessizliğe ortak olmuş. İnsanlar, kralın çıplaklığını gördükleri halde, düzenin gazabından çekindikleri için sahte bir hayranlıkla alkış tutmuşlar. Ta ki o meşhur çocuk, tüm sahteliği yırtıp atan o cümleyi kurana kadar. "Kral çıplak" nidası, sadece bir gerçeğin ilanı değil, aynı zamanda korkuyla inşa edilen bir illüzyonun sonu olmuş.

Bir yönetim gerçeklerden koptuğunda ve etrafını sadece "evet" efendileriyle doldurduğunda, aslında en savunmasız anını yaşıyordur. Kendi yarattıkları hayali başarı hikayelerine inananlar, sokaktaki yalın gerçekle yüzleştiklerinde kaçacak yer bulamazlar. Bugün de etrafımızda görünmez kumaşlardan elbiseler diken terziler ve onları alkışlayan dalkavuklar olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, hakikat her zaman bir çocuğun dürüstlüğüyle karşımızda durmaktadır.

Bu hikaye Donald Trump'ı anlatır. Aman ha başka birileri aklınıza gelmesin...