Kalemine, İnadına Bin Selam Olsun Dilek !

Son dönemlerde, sağlık sorunlarının üzerime çöken gölgesinden kurtulmakta fazlasıyla zorlandım. İçimdeki o kıvılcım sanki biri tarafından üflenmiş de sönmüş gibiydi. Hani derler ya “Artık benden bu kadar.” İşte ben tam da o cümlenin orta yerinde, cümleyi kurup bitirmiş bir adamdım.

Telefon çaldı. Arayan Hasret Gazetesi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Erkmen’di. “Yarın bir stajyerimiz geliyor” dedi. “Seninle birlikte sahaya çıkacak. Tecrübelerini aktar, biraz da yeni medya konusunda yol göster…”

İçimden geçirdiğim şeyi burada yazsam sansüre girer. Hangi enerjiyle ne anlatacaktım? Ben ki kendi iç sesime bile günlerdir yanıt veremiyordum. “Yok” diyemedim. Çünkü bu mesleğin bir başka cilvesi de budur; bazen en yorgun anında bile sahneye çıkmak zorundasındır.

Sabah, erkenden gazeteye vardım. Ama biri benden erken gelmişti bile. Z kuşağının enerjisini taşıyan, gözleri ışıl ışıl bir genç kız: Dilek. Daha tanışmadan, işe erken gelerek zaten ilk puanını almıştı benden. Çay-kahve eşliğinde başladık sohbete.

Ve ben... ben ona mesleğin karanlık taraflarını anlattım. Aç kalırsın dedim. Yorulursun. Yazdıkların değer görmez. Yeri gelir kendini duvara konuşur gibi hissedersin. Hele yerel basındaysan, emeğin çoğu zaman görünmez olur. Öyle şeyler söyledim ki, başka biri olsa kalemi yere bırakırdı.

Ama o bırakmadı.

“Ben kararımı verdim” dedi. “Bu meslekte ilerleyeceğim.”

Bir duraksadım. Gözlerinin içindeki o inancı, o tutkuyu görünce sustum. Yıllardır aradığım o ışıltıyı bulmuş gibi oldum. Sanki kendi gençliğimi, o ilk haber telaşını, gece yarısı yazılan satırları, sabaha karşı dağıtılan gazeteleri hatırladım. O an işte, roller değişti. Bu defa ben anlatmaya başladım… Yeni medyayı, dijital çağı, yapay zekâyı, haberin dönüştüğü yeni dünyayı…

Saatler akıp gitti. Akşam babasıyla da tanıştım. Bir öğretmen. Duru, sade, aydınlık bir adam. Dilek’in bu kadar sağlam durmasının sırrı, babasının yüreğinde gizliymiş meğer.

Ve bu gün…
Sabahında umutsuzlukla başladığım bir günün akşamında, içimde yeniden kıpırdayan bir şeyler vardı. İsmini uzun zamandır anmadığım bir duygu: umut. Sanki yıllar önce bir köşeye bıraktığım kalbimin bir parçası, Dilek’in gözlerinde bana geri döndü.

Yıllardır içimde eksik kalan o ışık yeniden yandı. Sönmüş bir fenerin içine bir avuç güneş girmiş gibiydi.

Bu meslek, bazen insanı aç bırakır, bazen uykusuz, bazen yalnız. Ama içinde aşk varsa, inanç varsa, tam da senin gibi genç bir yürekle yeniden ayağa kalkar.

Dilek…
Sadece bir stajyer değil, yaşlı bir gazetecinin de içini de ısıtan, geleceğe dair inancını tazeleyen bir can oldun.

Bana yeniden yaşam enerjisi verdin.
Ve ben şimdi biliyorum…
Senin adını bu ülkede daha çok duyacağız. Hem de gururla.

Bu yolda birlikte yürüyeceğimiz her adım için,
Tüm kalbimle,
Hoş geldin Dilek kızım…
Kalemine, inancına, inadına bin selam olsun.