Dünya, bazen susarak suç ortağı olur. Ve tarih, en çok da susanları yazar.
Bugün Gazze’de yaşananlar, yalnızca bir coğrafyanın kaderi değil; insanlığın vicdan sınavıdır. Yıkılan her bina, enkaz altından yükselen her feryat, toprağa düşen her masum beden; aslında hepimize yöneltilmiş bir sorudur: “Daha ne kadar susacaksınız?”
Filistin topraklarında uzun yıllardır süregelen işgal, abluka ve sistematik baskı; artık sadece siyasi bir mesele değil, açık bir insanlık dramıdır. Hastanelerin hedef alındığı, sağlık çalışanlarının hayatlarını ortaya koyarak hizmet vermeye çalıştığı, okulların dahi güvenli alan olmaktan çıktığı bir düzende, savaşın hiçbir hukuku kalmamıştır. Çadır kentlerde yaşam mücadelesi veren insanların üzerine yağan bombalar, savaşın değil; vicdanın yok oluşunun göstergesidir.
Bu noktada, İsrail’in uyguladığı politikalar ve askeri operasyonlar, uluslararası kamuoyunda ağır eleştirilerle karşılanmaktadır. Pek çok çevrede bu eylemler; ölçüsüz güç kullanımı, sivil hedeflerin gözetilmemesi ve orantısız saldırılar nedeniyle sert ifadelerle kınanmakta, hatta “insanlık suçu” ve “soykırım” tartışmalarına konu olmaktadır. Bu tartışmaların varlığı bile, yaşananların vahametini ortaya koymaya yeterlidir.
Ancak mesele yalnızca Gazze ile sınırlı değildir. Son dönemde Suriye, İran ve Lübnan’a yönelik saldırılar da bölgesel barışı tehdit eden tehlikeli bir genişlemeye işaret etmektedir. Bu saldırılar, zaten kırılgan olan Orta Doğu dengelerini daha da sarsmakta; yeni çatışmaların, yeni acıların kapısını aralamaktadır.
Bir devletin güvenliğini sağlama hakkı elbette tartışılmazdır. Ancak bu hak, sivillerin hayatını hiçe sayan, şehirleri harabeye çeviren, çocukları hedef haline getiren bir anlayışa dönüşemez. Güç, sorumlulukla anlam kazanır; aksi halde zulmün aracı olur.
Bugün Gazze’de yaşananlar karşısında sessiz kalmak, yarın insanlık adına söylenecek hiçbir sözün değerini bırakmayacaktır. Uluslararası kurumların etkisizliği, büyük güçlerin çifte standartları ve siyasi çıkar hesapları; bu trajedinin uzamasına zemin hazırlamaktadır.
Oysa ihtiyaç duyulan şey nettir:
Adalet.
Vicdan.
Ve cesaret.
Sivillerin hedef alındığı her saldırıyı, sağlık kurumlarının vurulmasını, çocukların ölümüne yol açan her türlü eylemi en sert şekilde kınıyor; bölgeyi daha büyük bir felakete sürükleyen tüm saldırıları lanetliyoruz. İnsanlığın ortak değerlerine yapılan bu ağır ihlaller karşısında susmamak, yalnızca bir tercih değil; ahlaki bir zorunluluktur.
Çünkü bir gün, tarih hepimize aynı soruyu soracak:
“Gazze yanarken, siz neredeydiniz?”