Günlerdir rüyalarıma giren Kahramanmaraş'ta yaşanan o olayın ardından kendimce bir araştırma yaptım. Mesleğimin bana kattığı değerleri de hesaba katarak yaptığım araştırmamı ciddiye alırsınız ya da almazsınız bilemem. Ama şundan emin olun önemli. Hem de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir daha Siverek veya Kahramanmaraş'ta ki gibi acımıza acı katan olayları yaşamak istemiyoruz. Bu olayları durdurmak elinizde.
Oğlu da zamanında akran zorbalığına maruz kalmış bir baba olarak yaptığım araştırma makalem aşağıdadır. Oldukça geniş kaynaklardan faydalandım. Ve ne yazık ki ! bu kaynakların yüzde doksanı yabancı kaynaklı. Çok uzatıp makalenin amacından çıkmasını istemiyorum... Takdir sizin.
Kahramanmaraş’ta sekiz pırıl pırıl öğrenciyi ve bir öğretmeni kaybettiğimiz o karanlık günün ardından Türkiye yine bildik bir kısırdöngüye girdi. Ekranlara çıkan ve her konuda derin bir "bilgisizliğe" sahip olan sözde uzmanlar yine koro halinde suçlu aramaya başladı. Kimisi bilgisayar oyunlarını hedef tahtasına koydu kimisi ise okul yönetimlerini suçladı. Kimisi Milli Eğitim Bakanını, kimisi aileyi, kimisi okul müdürünü vs. Oysa bu sığ tartışmaların ötesinde devasa bir boşluk var. Toplum olarak ıskaladığımız asıl mesele eğitim sistemimizin tam kalbindeki empati yoksunluğudur.
Şiddet ve zorbalık sadece fiziksel bir saldırı değil aslında bir iletişim kazasıdır. Biz çocuklarımıza matematik formüllerini ya da İngilizce kelimeleri ezberletirken başkasının acısını hissetmeyi ya da dijital dünyanın karmaşasında etik kararlar almayı öğretmiyoruz. Bu eksiklik ise ileride duyarsız ve şiddete meyilli bireylerin yetişmesine zemin hazırlıyor.
Teoriden Pratiğe Empati Laboratuvarları
Eğitimciler ve psikologlar empati kavramını teorik olarak çok iyi biliyor ancak okullarda bu işin pratiği yapılmıyor. Harvard Project Zero gibi küresel ölçekte başarılı modeller incelendiğinde öğrencilerin "Dijital İkilemler" üzerinden eğitildiğini görüyoruz. Öğrencilere sadece kurallar dikte edilmiyor aksine onlara "Bu durumda sen ne hissederdin?" sorusu sorularak çözüm üretmeleri sağlanıyor.
Okullarımızda sadece X-ray cihazlarını artırarak şiddeti önleyemeyiz. Çözüm; kantincinin müdürün yerine kendini koyduğu, güvenlik görevlisinin öğrenciyle rol değiştiği, velilerin bir an için öğretmenlerin yerine geçtiği uygulamalı eğitim modellerindedir. Bir insanın ötekinin ayakkabısıyla yürümediği bir sistemde şiddet kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkacaktır.
İletişimciler İçin Yeni Bir Misyon
Ülkemizde sayıları her geçen gün artan atanamayan iletişim fakültesi mezunları bu krizin çözümünde kilit bir rol oynayabilir. Bu genç beyinler pedagojik formasyon desteğiyle okullarda "Empati ve Dijital Medya Okuryazarlığı" derslerini verebilir. İletişim uzmanları dezenformasyonun nasıl yayıldığını ve dijital dünyada empati kurmanın yollarını en iyi bilen kesimdir.
Estonya ve Finlandiya gibi ülkeler medya okuryazarlığı eğitimine 3 yaşında başlıyor. Bu ülkelerde medya eğitimi bir dersin ötesinde toplumun psikolojik savunma mekanizması olarak görülüyor. Biz de iletişimcilerimizi sisteme dahil ederek hem istihdam sorunu çözebilir hem de okullarımızı "internet perileri" yetiştiren merkezlere dönüştürebiliriz.
Başka açıdan bakacak olursak, yıllardır okullarda uyuşturucuya karşı teorik eğitimler veriliyor fakat istatistikler bu yöntemin pek de işe yaramadığını gösteriyor ki uyuşturucu kullanımı bitmediği gibi maalesef de artıyor. Demek ki anlatım modelimizde yapısal bir hata var. Sadece "yapma" demek ya da korkutmak davranışı değiştirmiyor. Empati eğitimi de eğer sadece kitabi bilgilerle kalırsa aynı akıbeti paylaşacaktır.
Bu dersin matematik veya Türkçe kadar zorunlu ve uygulamalı olması elzemdir. Ülkenin geleceği sadece yüksek test skorlarında değil başkasının hakkına saygı duyan ve dijital dünyayı etik bir şekilde kullanan bireylerin yetişmesindedir.
Milletvekillerinden öğretmenlere, sosyologlardan psikologlara kadar her kesimden isimle görüştüm. Fikir aldım. Bu öneri artık bir fikir olmaktan çıkıp devlet politikası haline gelmelidir. Yoksa okullara güvenlik sağlamakla, X-Ray koymayla bu işi durduramayız.
Kıymetli devlet büyüklerim; Çocukların ellerinden de bilgisayar ve ye telefonları alamayacağımıza göre. Bu fikri denemekten ne kaybedersiniz?