Osmaniye Çay Ocakları Sosyete Kafelerine Direnen Son Samimiyet Kaleleri

Elinizdeki o ince belli bardağın sıcaklığı sadece parmak uçlarınızı değil, en derindeki yalnızlığınızı da ısıtır bazen. Osmaniye’nin sabah serinliğinde, bir sokağın köşesinde tüten o duman, aslında koca bir şehrin nefes alışıdır.

Ocağın başında bekleyen amcanın yorgun ama şefkatli elleri, demliğe sadece çay değil yılların yaşanmışlığını da koyar. Bir çay ocağına girdiğinizde duyduğunuz o kaşık sesi, dünyanın en huzurlu melodisidir. Çünkü orada ne hesap kitap vardır ne de saatin kaç olduğu... Sadece insan vardır, insanın insana duyduğu o derin ihtiyaç vardır.

Dışarıda akıp giden hayat ne kadar hızlı olursa olsun, çay ocağının kapısından içeri girdiğiniz an dünya yavaşlar. Burası kimi zaman bir ses, bir nefes arayanların sessiz sığınağıdır. Duvarlara sinen o tütün ve çay kokusu, insanın çocukluğuna, babasının elinden tutup gezdiği günlere götürür onu. Şatafatlı ışıkların olmadığı bu mekanlarda, insan kendi özüyle baş başa kalır. Sessizlik bile burada başka bir dille konuşur, insanın ruhuna dokunur.

Osmaniye’de yıllardır ocağın üzerinde hiç eksilmeyen o demlik, aslında şehrin ortak hafızasıdır. Beton yığınlarının soğukluğu arasında kalmış birer vaha gibidir bu dükkanlar. Modern hayatın getirdiği o yabancılaşma, çay ocağının ahşap kürsülerinde eriyip gider. Tanımadığınız biriyle göz göze gelip başınızla selam verdiğinizde, aradaki tüm mesafeler kalkar. Bu küçük mekanlar, sosyete kafelerinin o yapay ihtişamına inat, sadeliğin ve dürüstlüğün en büyük temsilcisidir.

Günden güne azalsalar da her bir çay ocağının bu şehirdeki ağırlığı her zaman beş okka fazladır. Lüks koltuklarda oturup yabancı isimli kahveler içmek belki bir tercih olabilir, ancak hiçbir modern mekan bir dostun "Gel bir çayımızı iç" demesindeki o içtenliği veremez. Bu ocaklar geçmişten geleceğe uzanan, her halkası vefa ile örülmüş birer gönül köprüsüdür. Sayılarının azalması, aslında bir kültürün, bir samimiyetin sessizce aramızdan çekilmesi demektir.

Osmaniye’nin deprem sonrası harap düşmüş dar sokaklarından yükselen o demli koku, bizlere hala birer insan olduğumuzu hatırlatmaya devam ediyor. Her yudumda bir parça daha hafiflerken, o dumanın içinde kaybolan dertler, yerini bir sonraki çayın tazeliğine bırakıyor. Çay ocakları sadece birer ticarethane değil, bu şehrin hiç sönmeyecek olan sıcak kalbidir.