Macar besteci ve etnomüzikolog Béla Bartók, 1936’da çıktığı Anadolu gezisinde Osmaniye’yi özellikle seçti. Osmaniye’nin Akdeniz, Orta Anadolu ve Çukurova arasında bir geçiş noktası olması, müziksel çeşitliliği açısından dikkat çekiciydi. Bartók, Çorum ve Adana’yla birlikte Osmaniye’den topladığı 65 halk müziği kaydıyla Anadolu’nun ses dünyasını belgelemiş oldu.
Fonograf kullanarak yaptığı kayıtlar, o dönemin müzik icrasını en otantik haliyle korudu. Bu titiz çalışma, Osmaniye’nin halk müziğini yalnızca yerel bir miras olmaktan çıkarıp, evrensel bir müzik antropolojisi verisi haline getirdi.

Osmaniye’den Dünyaya Açılan Kayıtlar
Bartók’un Osmaniye’de kaydettiği türküler, Macaristan’daki arşivlerde saklanıyor. 65 eserlik bu koleksiyon, Bartók’un diğer etnik müzik derlemelerine göre küçük görünse de, karşılaştırmalı etnomüzikoloji açısından büyük önem taşıyor. Çünkü Osmaniye’den elde edilen bu veriler, Bartók’un Balkanlar’dan Anadolu’ya uzanan müziksel benzerlikler ve farklılıklar üzerine geliştirdiği teorilere katkı sundu.
Bartók, Türkiye dönüşünde Macar Radyosu’nda bu yolculuğu anlatmış, Osmaniye’den derlenen türküler kısa sürede uluslararası akademik çevrelerin gündemine girmişti. Böylece Osmaniye, 20. yüzyılın müzik araştırmalarında bir referans noktası haline geldi.

Anı Evi: Osmaniye’de Yaşayan Bir Miras
Bartók’un Osmaniye ile bağı, 2010 yılında açılan Béla Bartók Anı Evi ile kalıcı bir boyut kazandı. Cebelibereket Kültür Merkezi içinde yer alan bu müze, Macaristan ile Türkiye’nin ortak kültürel girişimiyle hayata geçirildi.
Anı Evi’nde Bartók’un Osmaniye’de kaydettiği türküler dinlenebiliyor. Böylece, 1936’da fonograf silindirlerine kaydedilen sesler, yeniden toplandığı topraklarda yankılanıyor. Bu, Osmaniye’yi yalnızca bir araştırma sahası değil, aynı zamanda uluslararası kültürel mirasın merkezlerinden biri haline getiriyor.

Kültürel Diplomasi ve Gelecek
Bugün Bartók Anı Evi, yalnızca bir müze değil, aynı zamanda Türk-Macar kültürel ilişkilerinin de somut bir sembolü. Sergiler, konserler ve uluslararası etkinlikler aracılığıyla Bartók’un Osmaniye’de başlattığı yolculuk günümüze taşınıyor.
Uzmanlara göre, Anı Evi’nin gelecekte araştırma merkezi olarak da kullanılması, 1936 kayıtları ile günümüz Osmaniye’sindeki müziksel pratiklerin karşılaştırılmasına olanak tanıyabilir. Böylece Bartók’un bıraktığı miras, yalnızca tarihsel bir hatıra değil, yaşayan bir etnomüzikoloji geleneği olarak devam edecektir.


