Osmaniye Olukbaşı Yaylasında Kıbrıs Barış Harekatı Heyecanı

Osmaniye Çukurova’nın doğusunda akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü bir yerdir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Halkın çoğu yazın sıcağın ve nemin etkisinden kurtulup bir nebze nefes alıp rahat uyku uyumak amacıyla çevredeki yaylalıklara göç eder. Zorkun yaylası da Çukurova’nın en kalabalık yaylalarından sayılır. Adana, Ceyhan, Kadirli ve diğer köylerden yaylacılar birkaç aylığına gelirlerdi. Olukbaşı yaylası da şimdiki kalabalık olmayıp birkaç evden ibaretti. Osmaniye ile Zorkun yaylasının tam ortasında bir mola verme ve dinlenme yeridir.

1964 yılının yaz aylarıydı. Kıbrıs’daRumlar , Türklerin yaşadığı Dilirga bölgesine, umumi bir saldırı yapıp, katliama girişmişlerdi. Türkiye bu hareketi önlemek için birkaç uçağını hareket geçirmiş ve sınırlı bir hava hareketi ile 8 Ağustos 1964 tarihinde Rumların ikmal üslerinden biri olan Ksero limanını ve oradaki hucüm botunu tahrip etmişti. Bu sırada Rumlar tarafından düşürülen bir uçağımızın paraşütle atlayan pilotu Persitorenari köyü yakınlarına inmiş. Pilot, Cengiz Topel’in çenesinde hafif yarası olduğunu , tedavi edildiği Rum hastanesinde sıhhi durumunun iyiye doğru gitmekte olduğunu bildiren Rum basını bir gün sonra rota değiştirerek pilotumuzun şehit olduğunu bildirmişlerdi. Bunun üzerine Türkiye Kıbrıs’a asker çıkaracağını, ordumuzun gücünü göstererek orada yaşayan soydaşlarımıza yapılan haksızlık ve zülmun durdurulmasını istemişti. Bu nedenle ülkemizi baştan başa büyük bir heyecan sarmış, radyolarda milli marşlar çalınarak milletimizin sefere hazırlanması isteniyordu.

Bu atmosfer içinde Osmaniye’de özellikle de yaz aylarında yaylalarda olan halkımız Zorkun yaylasında da duramaz olmuş, milli heyecanla kimisi yaya, kimisi de koşarak Kıbrıs'taki şavaşmayak için Osmaniye gitmeye başlamıştı. Büyük çoğunluğu da o zaman ki ulaşım ve taşıma aracı olarak binilen kamyonlara hınca hınç binerek marş söyleyip “Allah’ü Ekber” nidalarıyla tekbir getirerek yollara düşmüştü. Yaylacıların erkekleri bu şekilde giderken hanımlarda onlara dua ediyor çocukları bu coşkuya sevimli sesleriyle bağırıyor , büyükleri gibi tekbir getirip, marşlara eşlik ediyorlardı. Heyecan doruk noktasındaydı. Ben o zamanda on üç yaşındayım. Babam Olukbaşında orman muhafaza memuru olarak görevli lojmanda oturuyoruz. Zorkun ve başka yaylalardan geç zamanında Osmaniye ve diğer yerlere göçen yük araçlarını kontrolünü yapıyor orman ürünlerinin izinsiz taşınmasına önlüyordu.

Yayla halkı gibi bizde Olukbaşı yaylasında radyodan Kıbrıstaki olayları takip ediyor, çocukluk arkadaşlarımızla Kıbrıs’a giderek soydaşlarımıza yardım etmenin planını yapıyorduk. Babam yüz on kilo ağırlığında, babayiğit, uzun boylu, tatlı yeşil renkte üniformalı, güzel yüzlü ve cesur bir insandı. Yardımsever, hoşgörülü, affedici olduğundan herkes ona Mustafa dayı derdi. Din, iman ve vatan denildiğinde tüyleri diken diken olur, yerinde duramazdı. Kendine ait ruhsatlı tabancasını beline kuşanmış, Fransız beşlisi denilen mavzerini (tüfeği) eline almış, yolun ortasında bekliyor. Kahvehane ve Fırının çalışanları ile milli heyecanla babamı takip ediyorduk. Olukbaşının yukarısında bulunan virajlardan üç kamyonun sesleriyle o sesleri bastıran milli marşlar, Allah’ü Ekber, Allah’ü Ekber nidaları gökleri ve yerleri inletiyordu. Heyecan yüksekti. Kamyonların üzerleri insanlarla hınça hınç dolu. En önde Abdullah ustanın sürdüğü kel muhtar namıyla bilinen Karacalar Köyü Muhtarı ve Zorkun Yaylası Güzelleştirme Derneği Başkanı Mehmet Ala’nın sarı çemşesi, üzerinde ise topluluğu gönüllü olarak yönlendiren Birhoş Onbaşı namıyla bilinen Mustafa Gök...

Şehmuz YILMAZ - Eğitimci-Yazar