Osmaniye sokaklarında yürürken burnunuza gelen taze susam kokusunun izini sürerseniz, sizi şehrin en tanıdık simalarından biri karşılar. Mehmet Ali Kekeç, tam 25 yıldır rüzgara, yağmura ve geçen yıllara inat aynı noktada tezgahını açıyor. Çeyrek asırdır elinden düşürmediği simit tepsisi, sadece bir geçim kaynağı değil, onun hayata tutunma biçimi.

Çeyrek Asırlık Bir Sadakat Hikayesi
Şehrin değişen yüzüne, yenilenen dükkanlara ve akıp giden zamana şahitlik eden Kekeç, Osmaniye’nin yaşayan hafızalarından biri haline gelmiş. "Hayata simit satarak tutundum," diyen emektar usta, ailesinin rızkını bu susamlı halkalardan çıkarıyor. Her sabah taze taze gelen simitler, onun titizliğiyle Osmaniyelilere ulaşıyor.

Yeşilçam Esintili Bir Geçmiş
Mehmet Ali Kekeç’i sadece simitleriyle değil, karizmatik duruşuyla da tanıyanlar çok. Gençlik yıllarında Türk sinemasının efsanesi Cüneyt Arkın’a olan benzerliğiyle dikkat çeken Kekeç, bu tatlı hatırayı hala yüzünde bir gülümsemeyle anlatıyor. Bugün de o sert ama babacan bakışlarıyla, simit tezgahının başında adeta bir jön edasıyla durmaya devam ediyor.

"Zorluklar Çok Ama Osmaniye’yi Seviyorum"
Hayatın getirdiği tüm zorluklara ve piyasadaki ekonomik dalgalanmalara rağmen, Mehmet Ali Amca’nın dilinden şükür eksik olmuyor. Sokakların nabzını tutan emektar simitçi, Osmaniye’ye ve insanına olan sevdasını her fırsatta dile getiriyor. Onun için simit satmak sadece bir iş değil; insanlarla kurulan samimi bir bağın, selamlaşmanın ve karşılıklı sevginin en lezzetli yolu.




