Osmaniye'de, Şiirden Çok Kurşun İlgi Gördü..!

Buyurun size bir terazi. Kefenin bir yanında medeniyet, estetik, ruhu besleyen notalar ve kelimeler var. Diğer yanında ise kan, barut kokusu ve insanlığın en karanlık dehlizlerinden fırlamış bir vahşet. Biz hangisine daha ağır basarsa o yöne meyledenlerden miyiz, yoksa sadece ağır olanın altında ezilmeyi mi seviyoruz?

Bugün, gazetemizin dijital mutfağında iki haber pişti. Aynı anda, aynı fırından çıktı sayılır. Biri, ruhumuza iyi gelecek, Osmaniye'nin adını şiirle, sanatla duyuracak cinsten bir lezzet. "7. Akdeniz Sanat Günleri OŞYAD ev sahipliğinde başlıyor!" Ne güzel başlık değil mi? İçinde umut var, emek var. Türkiye'nin dört bir yanından şairler, sanatçılar gelecek; üstat Mustafa Bardak yönetecek, şehrin o meşhur "sosyal hayatı yok" duvarlarına bir pencere daha açılacak. Tam da "Osmaniye'nin tanıtımı neden yapılmıyor?" diye hayıflananların gönlüne su serpecek bir haber.

Haberimizi girdik, sosyal medyada şıkır şıkır paylaştık. Bekliyoruz ki, kültür ve sanata susamış hemşerilerimiz habere hücum etsin. "Vay be, şehrimizde ne güzel şeyler oluyor!" diye yorumlar yağsın, paylaşım rekorları kırılsın.

Aynı dakikalarda, fırının diğer gözünden bir başka haber daha servis edildi. Tadı acı, kokusu keskin. "Kızını Acımasızca Kurşunlayan Baba." Başlığın kendisi bile bir çığlık. İçinde trajedi var, şiddet var, tüyler ürperten bir gerçeklik var.

Şimdi gelelim terazinin can alıcı anına.

"Osmaniye'de kültür sanat yok" diye veryansın eden o güzel insanlar, o sanat aşığı kalabalık... Şiirle, sanatla ilgili haberimize lütfedip 32 (yazıyla otuz iki) kez tıklamışlar. Belki birkaçı yanlışlıkla girmiştir, belki de "Bu OŞYAD da neymiş?" diye meraktan. Teşekkür ederiz, bu bile bir başlangıçtır. Sanatın o cılız, o naif sesi, 32 kişinin kulağına bir şekilde fısıldamış.

Peki, vahşetin o delici, o kulakları sağır eden siren sesi ne yapmış dersiniz? Kefeyi kırmış, masayı devirmiş, terazi diye bir şey bırakmamış. Tam 6000 (yazıyla altı bin) tıklanma. Yanlış okumadınız, kültür haberinin neredeyse iki yüz katı!

İşte bu noktada insanın içine bir karanlık çöküyor. Demek ki neymiş? Biz sanatı, şiiri falan değil; aksiyonu, gerilimi, trajediyi seviyormuşuz. Belki de OŞYAD, etkinliğin tanıtımını yanlış yaptı. Şöyle bir başlık belki daha çok ilgi çekerdi: "Şok! Şairler Osmaniye'de Birbirine Girdi, Dizeler Havada Uçuştu! Bir Mısra İle Yaralanan Şairin Durumu Ağır!"

Ya da belki de sorun bizdedir. Belki de şehrin tanıtımını yanlış yerlerde arıyoruzdur. "Osmaniye'nin nesi meşhur?" sorusuna "Fıstığı, şalgamı ve ne yazık ki en çok okunan üçüncü sayfa haberleri" demek zorunda kalacağız yakında.

Her köşe başında "Bu şehrin kültüre ihtiyacı var" diye nutuk atan dostlar... Rakamlar ortada. Sanat günleri haberi orada, bir yetim gibi tıklanmayı bekliyor. Ama biz ne yapıyoruz? Gözümüzü kan bürümüş, merakla o vahşet haberinin detaylarını okuyoruz. Kim, kimi, neden, nasıl... Sanki seri katil profili çıkaracağız, sanki adli tıp uzmanıyız.

O zaman sormak hakkımız değil mi? Biz gerçekten kültürü mü seviyoruz, yoksa sadece şikayet etmeyi mi? Ruhumuzun gıdası şiir mi, yoksa merakımızın kaşıntısını gideren kan mı?

Tıklama sayacı yalan söylemiyor, sevgili Osmaniyeliler. O sadece bizim dijital parmak izlerimizin bir dökümünü sunuyor. Ve şu anki döküme bakılırsa, ruhumuz sanata aç ama gözümüz vahşete fena halde tok.

Ne diyelim? Sanat günlerine katılan şairlere ve sanatçılara şimdiden başarılar. Umarım etkinlik salonu, o vahşet haberinin tıklama sayısı kadar dolu olur. Ama pek sanmıyorum. Biz o saatlerde muhtemelen yeni bir trajedinin peşinde, ekranlarımızı yeniliyor olacağız. Afiyet olsun...

Kalın sağlıcakla.. (Artık ne kadar kalabilirseniz!)