Dünya genelinde son zamanlarda yaşananlara bakınca gerçekten çok ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Nerede bir olay yaşansa ya Azerbaycanlılar zarar görüyor, hayatını kaybediyor, maddi sıkıntılar yaşıyor ya da ülkemize karşı kirli bir propaganda kampanyası başlatılıyor. İsrail ve ABD'nin İran'a saldırıları sırasında da hiçbir somut gerekçe olmaksızın, tamamen önyargılı bir şekilde Azerbaycan'ın adı gündeme getirildi. Avrupa'daki bazı kuruluşlar, hatta ülkemizin kapısını yüzlerine kapattığı çevreler bile neredeyse her dönemde Azerbaycan karşıtı kararlar alıyor, asılsız söylemler ortaya atıyor. Birbirine düşman olanlar bile söz konusu Azerbaycan olduğunda birleşiyor, adeta tek bir merkezden hareket ediyor.
Geçtiğimiz günlerde İsrail hükümetinin "Ermeni soykırımı"nın resmen tanınmasını öngören kararı onaylamasının ardından da "suçlu" yine Azerbaycan ilan edildi. Bazıları bilinçli bir şekilde Türkiye ile Azerbaycan'ın arasını açmaya, ortamı germeye ve kafa karışıklığı oluşturmaya çalışıyor; bu artık açıkça görülüyor. Bazı çevreler ise bununla yetinmeyip daha büyük provokatif planları hayata geçirmek için faaliyet yürütüyor. Bölgede barışın tesis edilmesi ve güvenliğin sağlanması yönünde kararlı bir politika izleniyor ve bu süreçte Azerbaycan'ın belirleyici rolü açıkça görülüyor, birçok uluslararası platformda takdir ediliyor. Ancak bu durumu kendileri açısından kabul edilemez bulanlar, ne pahasına olursa olsun ayrılık ve fitne çıkarmaya çalışıyor.
Azerbaycan, Türkiye ile kardeşliği öncelikli bir politika olarak ilan etmiştir. Üstelik "Bizim başka bir ailemiz yoktur, ailemiz Türk dünyasıdır." Bundan daha güçlü bir bağ, bundan daha sağlam bir duruş olabilir mi?
Öte yandan Azerbaycanlılarla Yahudiler arasında geleneksel ve tarihî dostluk ilişkilerinin bulunduğu, Azerbaycan ve İsrail cumhurbaşkanları arasındaki görüşmelerde her zaman vurgulanmış, Bakü-Tel Aviv ilişkileri de karşılıklı saygı temelinde gelişmiştir. Ancak Azerbaycan devletinin uluslararası hukuka dayanan şeffaf ve ilkeli yaklaşımı hiçbir zaman değişmemiştir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, İsrail-Filistin ihtilafının uluslararası hukuk normları ve BM kararları doğrultusunda, başkenti Doğu Kudüs olan "iki devletli çözüm" temelinde barışçıl yollarla çözülmesini her zaman desteklemiş; çatışmanın her iki tarafıyla yapılan görüşmelerde de Bakü'nün bu resmî tutumu açıkça dile getirilmiştir.
Bunun yanı sıra Azerbaycan'ın resmî yetkilileri, tüm uluslararası platformlarda Orta Doğu'daki gergin durumdan, Gazze ve diğer Filistin topraklarında on binlerce masum insanın hayatını kaybetmesi ve sivil altyapının tahrip edilmesiyle sonuçlanan krizin insani etkilerinin kritik seviyeye ulaşmasından derin endişe duyduklarını ifade etmiş, tarafları barışa davet etmiştir.
İslam dünyasının ayrılmaz bir parçası olan Azerbaycan, büyük acılar yaşayan Gazze halkıyla dayanışmasını her zaman dile getirmiş, şiddetin sona erdirilmesini, orantısız güç kullanımının durdurulmasını istemiş, sivillerin hayatını kaybetmesini kararlılıkla kınamış ve yaşananları uluslararası insancıl hukukun açık bir ihlali olarak değerlendirmiştir. Azerbaycan, Filistin halkına insani yardım amacıyla 2 milyon ABD doları tahsis etmiş, ayrıca Filistin'de 600 öğrencilik bir okulun inşası için de kaynak ayırmıştır. Bunun yanı sıra Azerbaycan, Filistin'e uluslararası desteğin sağlanması yönündeki girişimleriyle de her zaman öne çıkmıştır. Şimdi Azerbaycan'a karşı önyargılı açıklamalar yapanlara soruyoruz: Ülkemiz daha ne yapmalıdır, eline silah alıp savaşması mı gerekiyor? Öte yandan bazı durumlarda İsrail'in Gazze'de yürüttüğü operasyonlara Filistin yönetiminden bile ciddi itirazlar görmüyoruz. O hâlde bizden ne istiyorsunuz?
Bir dönem Filistin lideri Yaser Arafat'ın Ermeni yetkililerle yaptığı görüşmeler ve onlarla kurduğu samimi ilişkilere dair o kadar çok bilgi ve belge yayımlanıyordu ki saymakla bitmez. Peki, buna ne diyorsunuz?
İnternette araştırma yaparken, "Azerbaycan" gazetesinin 10 Aralık 1997 tarihli sayısında oldukça dikkat çekici bir bilgiye rastladım. Haberde Yaser Arafat ile merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in görüşmesinden söz ediliyor. Arafat'ın, "Sizinle eski bir dost olarak samimiyetle görüşmekten büyük mutluluk duyuyorum. Sayın Cumhurbaşkanı, siz her zaman kalbimdesiniz. Sorunlarımıza gösterdiğiniz ilgiyi hiçbir zaman unutmayacağız." sözlerine karşılık, Ulu Önder'in verdiği cevap ise şöyle oluyor ve son derece değerli gerçekleri hatırlatıyor.
"Sayın Filistin lideri Sayın Arafat, ben de sizinle görüşmekten duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Gerek eski Sovyetler Birliği'nin yöneticilerinden biri olduğum dönemde gerekse bugün Azerbaycan Cumhurbaşkanı olarak bu konudaki tutumum hiç değişmemiştir. Hatırlıyorum ki, bundan 16-17 yıl önce İran'daki durum çok ağırdı. Oraya uçakla gitmek mümkün değildi. Siz Azerbaycan'a gelmiştiniz. İran'daki durum hakkında uzun uzun sohbet etmiştik. Sizi Bakü'den otomobille İran'a uğurladım. O dönemde İran ile Irak'ı barıştırmak istiyordunuz. Ben 1984 yılında Moskova'da görev yapıyordum. Siyasi Büro üyesiymişim gibi aktarılan o dönemde Filistinliler Lübnan'dan çıkarılmıştı. Siz Mısır'a gitmiştiniz, ben ise Şam'a gelmiştim. Cumhurbaşkanı Hafız Esad ile saatlerce görüştüm ve Yaser Arafat ile Hafız Esad'ın mutlaka barışmaları gerektiğini söyledim."
Diyalog daha sonra şöyle devam ediyor:
Yaser Arafat: "Şunu belirtmek isterim ki o günleri çok iyi hatırlıyorum ve Sayın Cumhurbaşkanı, bana gösterdiğiniz ilgi için size teşekkür ediyorum."
Haydar Aliyev: "Şunu özellikle vurgulamak isterim ki Azerbaycan, Filistin'in dostudur. Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti, Filistin halkının kahramanca mücadelesini her zaman desteklemiştir ve bundan sonra da desteklemeye devam edecektir."
Yaser Arafat: "Şunu özellikle vurgulamak isterim ki biz Azerbaycan'ın desteğini her zaman hissettik. Bununla gurur duyuyoruz ve bundan güç alıyoruz. Azerbaycanlılarla Filistinliler arasındaki tarihî dostluk bağlarının büyük önem taşıdığını belirtirken, bu ilişkilerin daha da geliştirilmesinin gerekli olduğunu da özellikle ifade ediyoruz."
Dikkat edin; Azerbaycan'ın en zor günleri, topraklarımız işgal altında, her taraftan baskılar var, ama devletimiz ilkelerine bağlı kalıyor ve Filistin'in kaderi konusunda açık bir tutum sergiliyor. Üstelik bu gerçekler aynı zamanda şunu da gösteriyor ki Azerbaycan yönetimi, ülkemiz henüz bağımsız değilken bile Filistin halkının kaderine kayıtsız kalmamıştır. Bir devlet, bir lider, bir halk bundan daha fazlasını ne yapmalıdır ki? Bu meseleye ilişkin olarak hem Sovyet Azerbaycanı'nın hem Azerbaycan Cumhuriyeti'nin hem de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in ilkesel duruşunu açıkça görüyoruz. Üstelik bu tutum Filistin tarafı tarafından da teyit edilip takdir ediliyorsa, ortalığı karıştırmak isteyenlerin gerçek amacı nedir?
Şimdi gelin, Filistin hükümetinin Azerbaycan'a yönelik hangi adımlarıyla hafızalarda yer ettiğine bakalım.
Azerbaycan da uzun yıllar boyunca işgale, saldırılara ve teröre maruz kaldı. Acaba Filistin hükümeti işgalci Ermenistan'a karşı herhangi bir itirazda bulundu da bizim haberimiz mi olmadı? Acaba Filistin resmî olarak Hocalı Soykırımı'nı tanıdı mı? Sonuçta Hocalı'daki çocuklar da Gazze'deki çocuklar gibi masum ve günahsızdı. Hocalı sakinlerinin tek "suçu" Türk olmalarıydı. Dünyanın çeşitli ülkeleri geçen yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı'yı sözde "soykırım" ile suçlarken, Ermeni teröristlerinin bir kısmı Filistin ve Lübnan'daki kamplarda eğitim görüyor, Türk diplomatlarına karşı terör saldırıları düzenliyordu. Birileri unutmuş olabilir ama biz unutmadık. Acaba o paralı savaşçı-teröristlerden herhangi biri Filistin'de yargılandı mı?
Geçen yılın haziran ayında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 19. hükümette yaptığı değişiklik kapsamında Varsin Ohannes Vartan Agabekyan'ı Filistin Dışişleri ve Diaspora Bakanı olarak atadı ve böylece bu göreve gelen ilk Ermeni oldu. Agabekyan, yayımladığı bazı kitaplarda ayrılıkçı "Ermeni hareketi"ni desteklememiş olsaydı belki bu konu üzerinde durmazdık. Filistin hükümetinin onun geçmişinden haberi yok mu itirazı yükseliyor? Bakü, Filistin'e milyonlarca dolar yardım yaparken, insani destek gönderirken karşılığında alınan "teşekkür" bu mu oldu?
Şimdi yeniden Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı'nın İsrail hükümetinin kararına ilişkin açıklamasına dönelim:
"İsrail hükümetinin sözde 'Ermeni soykırımı' ile ilgili kabul ettiği karar ciddi endişe doğurmaktadır. 1915 olaylarına ilişkin tarihî gerçeklerin çarpıtılması, karmaşık tarihî süreçlerin hukuki ve bilimsel temellerden uzaklaştırılarak siyasi karar konusu hâline getirilmesi kabul edilemez. Bu tür adımlar uzlaşıya ve karşılıklı anlayışa değil, mevcut çelişkilerin daha da derinleşmesine hizmet etmekte, bölgede kalıcı barış ve uzlaşma çabalarını sekteye uğratmaktadır. İsrail hükümetini aldığı bu kararı yeniden gözden geçirmeye çağırıyoruz."
Açıklamada ayrıca Azerbaycan'ın tarihî gerçeklerin savunulması, uluslararası hukuk ilkelerine saygı gösterilmesi ve bölgede kalıcı barışın teşvik edilmesi yönündeki tutarlı politikasını bundan sonra da sürdüreceği vurgulanmıştır.
Bu yeterli değil mi? Resmî tutum daha nasıl olmalıdır? Bu açıklamanın fazlasıyla yeterli olduğunu kabul eden ciddi çevreler elbette vardır. Özellikle Şuşa Beyannamesi ile tarihî kardeşliğimizi ve müttefikliğimizi bir kez daha teyit ettiğimiz kardeş ülkeden gelen ciddi ve güçlü tepkiler dedikodulara en net cevaptır. Tam da bu satırları yazarken Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi ve Azerbaycan-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Şamil Ayrım'ın Meclis'teki konuşması yayımlandı. "İsrail hükümetinin 1915 olaylarına ilişkin sözde 'Ermeni soykırımı' iddialarını tanıma yönündeki kararını şiddetle kınıyor ve kesinlikle kabul etmiyoruz." diyen Şamil Ayrım, bu karara karşı ilk ve en kararlı diplomatik tepkiyi gösteren can Azerbaycan'a Meclis kürsüsünden teşekkür etmiş ve ülkemizin tutumunu takdir etmiştir. Bunun gibi değerlendirmeler saymakla bitmez; hem resmî yetkililer, hem milletvekilleri hem de sıradan vatandaşlar tarafından Azerbaycan'a teşekkür mesajları iletilmektedir.
Aslında Azerbaycan hiçbir zaman teşekkür almak için tutum ortaya koymaz. Nitekim bundan 12 yıl önce, 2014 yılında Prag'da devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla düzenlenen Doğu Ortaklığı Programı'nın beşinci yılına adanan genel kurul toplantısında Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan konuşmasının tamamını sözde "Ermeni soykırımı" iddialarına ayırınca, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev "TÜRKİYE BURADA YOKSA BEN BURADAYIM." diyerek çok güçlü argümanlarla başta Sarkisyan olmak üzere bütün Türk düşmanlarını susturmuştu. Türk ailesinin her ferdinin hakkını savunmayı ve çıkarlarını korumayı en temel görevimiz olarak görüyoruz; sıradan vatandaştan en üst devlet makamına kadar.
İsrail'in sözde "Ermeni soykırımı" kararı, bölgedeki normalleşme sürecine darbe vurmaktadır. Düşünün ki Ermenistan yönetimi bile bu kararı gösterişli bir şekilde savunamıyor. Çünkü ilişkilerin normalleşmesi için varılan tarihî mutabakatlar tehlikeye girebilir. Erivan, Ankara'nın sınır kapılarını açmasını bekliyor. Azerbaycan, Ermenistan'a transit yolunu açmış durumda. Washington'da parafe edilen barış anlaşmasının imzalanmasına yönelik süreç devam ediyor. Tam böyle bir dönemde İsrail hükümeti, hiçbir temeli olmayan sahte iddiaları yeniden gündeme getiriyor. Öyle iddialar ki temelinde Türkiye'nin tarihte yaşanmamış olaylar nedeniyle Ermenilere tazminat ödemesi ve toprak tavizleri vermesi talebi yatıyor. Azerbaycan ise yine "BEN VARIM." diyor. Çünkü Türkiye'ye yöneltilen iddia ve suçlamaları aynı zamanda kendisine yöneltilmiş sayıyor.
Şimdi bakalım; Azerbaycan ve Türkiye tarafından her zaman desteklenen ve himaye edilen Filistin hükümeti, İsrail'in sözde "soykırım" kararı konusunda herhangi bir itirazda bulunmuş mudur? En azından bu yazının kaleme alındığı ana kadar böyle bir itiraz yoktur; belki de hiç olmayacaktır. Peki, Azerbaycan'ın itiraz açıklamasını büyüteçle inceleyenler neden bu gerçeği görmezden geliyor? Azerbaycan, İsrail hükümetinin kararına itiraz eden iki devletten biri ve bu konuda Türkiye'ye açık desteğini resmî açıklamayla ifade eden tek ülkeyse, bu onun suçu mudur? Aslında biz saldırıyı başka bir cepheden bekliyorduk: Yıllardır Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin kapısından içeri sokmak istemeyenlerden, üyelik şartı olarak Ankara'nın önüne sözde "Ermeni soykırımı"nı tanıma koşulunu koyanlardan, sahte "soykırım"ı tanımayanları cezalandıran yasalar çıkaranlardan...
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması, Ankara-Bakü stratejik müttefikliğinin ve "Bir millet, iki devlet" ilkesinin yeni bir somut yansıması olarak değerlendirilmesi gerekirken, Bakü'nün tutumunu küçümseyenleri anlamak mümkün değildir. Kardeş ülkede Azerbaycan'ı "İsrail yanlısı" gibi göstermeye çalışan, "Müslüman dayanışması" söylemiyle Bakü'nünü eleştiren ve iki kardeş ülkenin arasına fitne sokmaya çalışan çevreler, kimin çıkarlarına hizmet ettiklerini bir kez daha düşünmelidir. Türkiye son yıllarda Filistin meselesi nedeniyle İsrail ile ilişkilerini germesine ve Filistin'e güçlü siyasi-diplomatik destek vermesine rağmen, İsrail'in sözde "Ermeni soykırımı" kararı karşısında Filistin tarafından Ankara'yı destekleyen benzer bir resmî açıklama yapılmamıştır. Hiç değilse bunu konuşsunlar.
Oysa Azerbaycan ile İsrail arasında her zaman normal ilişkiler bulunmasına rağmen, devletimiz İran'a yönelik askerî operasyonlar sırasında bütün imkânlarını seferber ederek savaşın en kısa sürede sona erdirilmesi, sivillerin zarar görmemesi ve müzakerelerin başlatılması yönünde girişimlerde bulunmuş, çağrılar yapmıştır. Ayrıca Bakü'nün ev sahipliğinde hem İran-İsrail hem de Türkiye-İsrail görüşmelerinin gerçekleştirilmesi için girişimler ortaya konmuştur. Bütün bunlar Azerbaycan'ın ortaya koyduğu adil tutumun ve örnek devlet politikasının göstergesidir. Bu politika hem bölgesel barışa hizmet etmekte hem de daha güvenli bir dünyanın inşası açısından büyük önem taşımaktadır.
Bu nedenle lütfen biraz insaflı ve adil olun; doğru ile yanlışı ayırt etmeye çalışın. Dürüst insanı sürekli haksız yere suçlayarak kötü duruma düşürmeye çalışmak son derece yanlış bir yaklaşımdır. "Bir millet, iki devlet" anlayışının birliğini sarsmayı amaçlayan tutumlar daha baştan etkisiz hâle getirilmelidir. Zengezur Koridoru'nu inşa eden, Turan yolunu açan, Türk Devletleri Teşkilatı'nın iki temel sütun devleti arasına nifak sokarak bizi bölmek isteyenler var. Lütfen dikkatli ve uyanık olalım.