Başlarken: Bu makale teknoloji yazısı değil. Bildiğiniz “kültürel çürüme” yazısıdır.
Son dönemlerde hayatımızın merkezine yerleştirdiğimiz Yapay Zekalar hayatımızı ne kadar kolaylaştırıyormuş gibi gözükse de tam ortasına klozet kurup sallana sallana ..
Yapay zekanın tarihsel geçmişi 1950'li yıllara dayanır. “Bir makine düşünebilir mi?” sorusuyla başlar. Korkmayın size tarih dersi vermeyeceğim. Halil'e anlatır gibi anlatacağım. 1958 yılında da Türkler bu konuya el atsa da maalesef yüzyıllık alışkanlıktan kaynaklı “Amaan nasıl olsa biri yapar!” mantığı ile ünlü bilim adamı Cahit Arf'ın çabaları beyhude kalmıştır. Bu kadar. Tarihsel gelişim dediğimiz bu, gerisi ne? Covid-19 salgını ile beraber evlere hapsedildiğimiz günlerde Türkler arasında yaygınlaşmaya başlayan yapay zeka, şimdilerde adım attığımız her yerde ve yaşamın her alanında baş köşeye oturmuş durumda.
Yaşadığım şehirde de kime sorsan; ya kendisi, ya da o meşhur yeğenlerinden biri yapay zeka konusunda “maşallah” seviyesinde sözüm ona bu işin uzmanı.. Aslında işin doğrusu buna "yapar zeka" denir. Yapar zeka.. Çukurova bakışı ile “Yapar zahar” cümlesinin kısaltılmışı.
Dediğim gibi Halil'e anlatır gibi anlatacağım.. Halil mi kim? Çocukluk arkadaşım. Ne anlatsam anlamaz bir arkadaş.. Onu genellemelerde kullanmaya başladım. Girmeyelim bu konulara, kendisi Silivrili.. Şimdilerde çok sıcaktır oralar..Neme lazım üzerine alınan olur falan. Konuya dönelim..
Yapay zekanın kullanılmadığı neredeyse hiçbir alan kalmadı demiştim. Sevgiliye mektup yazarken bile kullanılan yapay zeka, özellikle öğrencilerde ödevlerin vazgeçilmez bir odağı halini almış durumda. Ailemizin baş köşesine yerleşen “Chat GPT” bugünlerde yerini “Gemini” modeline bıraksa da onun da tahtı elbette sallanacaktır.
İç mimarlardan mühendislere, webmasterlardan siyasi danışmanlara, reklamcılardan otomasyonculara ve öğretmenlerden öğrencilere her yerde kullanılan yapay zekaya bütün verilerimizi düşünmeden aktarmaya devam ediyoruz. Ne özel hayatımız kaldı ne sırlarımız. Yapay zekanın eline ucu alınamaz bir veri akışı sağlıyoruz. Ve bunun farkında bile değiliz. Daha basit tabiri ile “acaba telefonlar bizi dinliyor mu?” sorusu yapay zekanın yanında komik kalmaya başladı. O kadar yani. Daha da yanisi yapay zeka; yakan zeka olma yolunda hızla ilerliyor.
Ömründe hiçbir saz aleti çalmayı beceremeyen, tek nota bilmeyen biri oturup beste yapmaya başlıyor, sesleriniz, yüz hareketleriniz, kişiliğiniz zamanla kopyalanıyor. Bu masum bir oyun gibi gözükse de ucu alınamaz bir tehlikeye doğru gidiyoruz. Bunun etkilerini de ilk siyesi seçimlerde göreceğiz! Ve o zaman da çok geç kalmış olacağız!
İki ya da üç tane temel yapay zeka programını öğrenen biri çıkıp “ben yapay zeka uzmanı oldum” deyip dersler vermeye, kendine paye edinmeye başladı. YouTube ve Instagram gibi platformlar yapay zeka anlatıcılarından geçilmez oldu. Prompt yazmayı bile bilmeyenler, prompt yazmak için dahi yapay zekayı aracı kılar hale geldiler. Yapay zekanın bu çağda bu denli yozlaşmasıyla, gelecekte ne olacağını düşünmek bile istemiyorum. Hükümetin zaman geçirmeden “yapay zeka kullanımı” konusunda acil tedbirler almaması durumunda yine bir deyimle cevap verecek olursak “yandı gülüm keten helva” durumuna düşeceğiz.
Edebiyat, sanat, müzik derken hayatın merkezine oturan bu "yakan zeka" dönemi maalesef olumsuz sinyalleri şimdiden veriyor. Bizi pek iyi günler beklemiyor. Son bir örnekle bitireyim. Dört satırı alt alta koyamayan bir kardeşimiz değil roman yazmak, tek sayfa masal bile yazamazken üç ay içinde art arda iki kitap yazacak kadar edebiyatını ilerletti. Sen neymişsin be yapay zeka!
Ne müziğin, ne edebiyatın ne de görsel sanatların artık maalesef yerlerde süründüğü bu dönem dijital dejenerasyonun da başlangıcı diyebiliriz. Ez cümle; yapay zekadan, yakan zekaya doğru jet hızıyla gidiyoruz. Duvara çarpmamak dileğiyle.
Biz şimdi etlerinizi düzgünce derin donduruculara yerleştirip bayram kutlayalım. Ne de olsa komşumuz aç yatmıyor! İyi bayramlar canlar.