Bugün 27 Temmuz. Benim doğum günüm. Genel olarak doğum günü kutlamayı bıraktım. Bana artık saçma geliyor. Belki de yaşlılıktan. An itibarıyla 55 oldum. Diğer tabirle: 5x5.
Ömrümün 55 yılını buraya döküp "vay şöyle acılar çektim, vay böyle oldu" falan başınızı ağrıtmayacağım. Sakin olun.
Kendi halinde biriyim. Ve 55 yaşında öğrendiğim temel öğreti şu oldu:
“Herkesi affettim.”
Başta kendim olmak üzere. Bu öğreti artık bana şiar olsun.
Herkesi affetmek belki de en zor olan dersti. Sanırım artık onu başarabiliyorum.
"Bu bunca yılda ne öğrendin?" derseniz (belki derseniz), Hasan Hüseyin Korkmazgil’in tabiriyle yanıtlarım:
“Acıyı bal eylemeyi öğretti hayat bana.”
Oğlumu kaybettim. İlkini Tokat’ta, ikincisini Osmaniye’de. Yani anlayacağınız, iki defa evlat acısı yaşadım. Yaşayan bilir. Bilmeyen bildiğini sanır. Kimsenin de bu acıyı yaşamasını istemem. Zor ve onarılmaz acılar bırakıyor.
Hani uzay boşluğunda savrulup gidiyorsunuz… Her yer karanlık ve oksijen yok. İşte tam da bu. Acının tarifi olmaz.
O zaman tutunacak bir dal arıyorsunuz.
Ben aileme tutundum. İşime tutundum. Yakın dostlarıma tutundum. Eski ve yeni meslektaşlarıma tutundum. Ne bulduysam işte.
Ayakta kalmam gerekiyordu. Hani çok yaşama heveslisi falan olduğumdan değil. Zaten çok yaşama hevesinde olanlara da gülüp geçiyorum.
Sanki kazık çakıp tüm yakınlarının acısını yaşamak için hevesliler gibi geliyor.
Aman işte... Yaş 55. Yolun sonunun ilk günü.
Doğum günü kutlama alışkanlığım yok, demiştim.
Neden bilinmez, birçok sevdiğim insanı 27 Temmuz’da kaybettim.
Başta Sezgin Akdeniz ve Arslan Kulaksız olmak üzere birçok silah arkadaşım bu tarihte şehit oldu.
O yüzden 27 Temmuz’lar bana hep karanlık ve uğursuz gelmiştir.
Çocukken, ilk büyükbabamı kaybetmiştim 27 Temmuz’da.
Hayatımda ilk kez doğum günü kutlayacaktım, nasip olmamıştı.
Belki de o zaman uyarılmışım da anlamamışım. Her neyse...
Hani dedim ya, uzayın boşluğundasınız, her yer karanlık ve nefes alamıyorsunuz.
İşte öyle… Alkol şişelerinde, Müzeyyen Senar abla eşliğinde, amaçsızca kulaç atarken bir gün Twitter dedikleri o sosyal paylaşım sitesinde bir delikanlıya rastladım.
Öylesine dinleyeyim falan derken bir de baktım, yıllar olmuş o delikanlının peşine takılmışım.
Hayatımda yüzünü bile görmedim.
Ama o karanlıkta bana bir ışık yaktı sanki. Ustalık yaptı. Öğretti.
Derken zaman geçti. Bir de baktım… Ne alkol, ne başka bir şey kalmış.
Sağ olsun, ömrü uzun olsun: Ozan Sihay.
Bıçkın bir Adanalı. Yapay zeka uzmanı.
Sayesinde bugün en az 6-7 yapay zeka uygulamasına hâkimim.
Akrabam gibi oldu. Hâlâ da yüzünü görmedim.
Bir gün görüşürüz dedik. Dediğimize göre görüşeceğiz.
Teşekkürler Ozan Sihay.
Doğum gününde hediye almak bir gelenekse, benim hediyem Ozan Sihay oldu.
Hayatımın geride kalan kısmında, kalbini kırdığım kim varsa...
Üzgünüm.
Muhtemelen hak etmiş, öyle kırmışımdır.
Ama, en başta dediğim gibi:
Önce kendimi, sonra herkesi affettim.
İsteyen bu kapıyı açar, içeri girer. İstemeyene de esenlikler dilerim.
55 olmuşum.
Yüzlerce acı çekmişim.
Şöyle bir bakıyorum da ceviz kabuğu kadar olaylara takılıp kalmışım.
Bu saatten sonra aklımda tek cümle var:
“Ölümden daha ciddi ne var ki? Onu da ben ciddiye almıyorum.”
Kalın sağlıcakla.
Mutlu kalın, mutlu olun.
Sevin, sevilin.
Acıdır, gelir geçer. Bazen deler geçer ama işte…
Çaresiz direneceğiz.
Nice yıllara.