Nisan geldi mi, Osmaniye’de bir kıpırtı başlar... Sokakta yaşlı teyzelerin, “Bu yaz bizimkiler erken çıkacak yaylaya” diye söylenmeye başlamasıyla anlarız ki; o büyük göç yakındır. Evet, yanlış duymadınız; bizde yaylaya çıkmak bir nevi göçtür. Hazırlığı, planı, telaşı bitmek bilmez. Hadi gelin, yaylaya çıkmanın Osmaniyeli versiyonuna birlikte göz atalım.
1. Bahar Temizliği Değil, Yayla Temizliği!
Yayla eviniz varsa zaten bilirsiniz. Tozla, örümcek ağıyla ve kapısı üç-beş aydır açılmamış rutubetle savaşa girmeye hazırlıklı olun. Genelde bir öncü ekip çıkar yaylaya, “İlk temizliği biz yapalım, çocuklar rahat etsin” diyerek. Ama temizlik mi? O iş uzar. Perdeler yıkanır, yataklar silinir, soba borusu temizlenir, çatının aktığı yer varsa yama yapılır. Yani yayla evine çıkmadan önce, evin kendisi "yaza hazırlanır."
2. Evin Anahtarı Nerede?
Osmaniye'de bir yaz klasiği: “Anahtarı en son kimde bıraktık?”
Teyzeler, halalar, dayılar arasında döner durur. En son geçen yaz komşuya bırakıldıysa, önce o komşuyu bul, sonra onun yazlığa ne zaman çıkacağına karar ver. Anahtar olmadan yayla planı sadece bir hayaldir.
3. Tüp, Battaniye ve Düdüklü Tencere Üçlüsü
Yaylada akşamlar serin olur. Osmaniye’nin o cayır cayır sıcağından sonra serinliğe düşmek bünyeyi bozar. O yüzden her yayla aracı, bagajında bir battaniye taşır. Tüp olmazsa olmazdır, hele ki sabah çayı için. Ve düdüklü tencere... Çünkü ne pişecekse yaylada yapılır: kuru fasulye, nohut, içli köfte bile! Şehirde bir hafta önceden liste yapılır. Hatta köy bakkalına uğramadan yaylaya çıkılmaz.
4. “Et Getir de Orada Pişirelim” Planları
Yaylada yemek başka olur. Herkesin ağzında aynı cümle: “Yaylada mangal ayrı güzel olur.” Tüm eş-dost organize olur; kimi et getirir, kimi ayran, kimi çerez. Çocuklar yayla yoluna girer girmez “Telefon çekiyor mu?” telaşına düşerken, büyükler gölgelik yer arar, sedirleri sallar, semaveri kurar.
5. Komşuluk Yeniden Başlar
Yayla komşuluğu, şehir komşuluğundan farklıdır. Kapı açıksa, içeride biri vardır demektir. Ama kapalıysa bile, yine de içeri girilir. Yaylada "çıkıp geleceğiz" diye kapı kilitlenmez. Çünkü herkes bilir ki orada kalp açıktır, niyet hoştur. Sabah kahvaltısına başka evde, akşam yemeğine diğerinde oturursun. Çocuklar “Top oynamaya gitti” diye çıkar, akşam anca döner.
6. Arı Sokarsa: Yoğurt Sür!
Yayla demek doğa demek. Doğa demek de sinek, arı, böcek demek. Hazırlıklı olmak gerek. Arı sokarsa hemen bir kaşık yoğurt ya da karbonatlı su sürülür. Eskilerin deyimiyle “Paniğe gerek yok, Zorkun'un doğası bu!”
7. Ve Nihayet... O İlk Sabah Çayı
Yaylada sabah çayı bir başka demlenir. Hafif serinlik, kuş sesleri ve göz alabildiğine yeşillik eşliğinde içilen o ilk yudum... işte o an, insan tüm yılın yorgunluğunu bir kenara bırakır. Ruh nefes alır, beden huzura kavuşur.
Osmaniye’de yaylaya çıkmak sadece bir yer değişikliği değildir bir yaşam biçimidir. Şehirden kaçış değil, köklere dönüş gibidir. Şimdi arabanın lastiklerini kontrol et, tüpü doldur, battaniyeyi katla. Çünkü yayla çağırıyor.
Hadi bakalım, yola revan vakti.
Yaylada görüşmek üzere!