Yazıdaki Gölgeler..

Yazıdaki gölgeleri fark ettiğimizde, peşimizden gelişini görebilmek için arada bir geriye dönüp bakmamız gerekiyor.
Çukurova’nın yazında, sıcaklardan bunaldığımız anda yazının bir ucundan diğer ucuna giderken gölgeniz de peşinizden gelir. Yazıda yürürken, sıcakların verdiği hararetle gideceğiniz noktaya ulaşabilmek için geriye dönüp de gölgenize bakmak hiç aklınıza gelmeyebilir!

İster yerfıstığı, ister mısır, isterse karpuz tarlasında olsun, ırgatlık yaptığınız yılları anımsadığınızda Temmuz veya Ağustos sıcaklarının gölgesinin ayaklarınızın altında ezilmekte olduğunu bile fark edemezsiniz.
Gençlik yıllarımdı; pamuk tarlalarında ırgatlık yaptığım günlerde, sıcaktan bunaldığım bir anda dudaklarımdan şu sözcükleri mırıldanmaya başladım:
“Yazıda bir gölge var / Yandım, dondum aneyyy! / Yazıda bir gölge ki, güneşin battığı yöne bakıyor / Yorgunum aneyyy!..” diye devam ediyordu.

Gölgeler sadece Çukurova’nın geniş topraklarındaki yazında görülmez; bazı anlar olur ki kaleminizdeki yazılarda da gölgeler oluştuğunu birileri sizlere gösterebilir!
Yazılara gölgeler düşürenler; birisi gökyüzündeki güneş, diğeri ise yeryüzündeki aydınlığın yaşanmasını istemeyenlerden oluşur!

Yazıdaki gölgelerin birinde tarlalarda çalışan emekçi işçiler, diğerinde ise kalemi ile dünyayı aydınlatmak isteyen düşünce emekçileri etkilenir!
Bana sorarsanız, her ikisinden de etkilenen ve gölgelerin peşimi bırakmadığı hayatın hâlâ içinde yaşayanlardanım.

Kaldırım taşlarını bilirsiniz; biri yerinden yukarıya doğru yekindiği zaman, yürürken fark edemediğiniz bir anda baş aşağı yeri öpebilirsiniz!
Yağmurlu bir günde kaldırımda yürürken, taşlardan birinin yerinden oynaması ile arasına sızmış olan suların bir ayağınızdan diğer bacağınızı ıslatabileceği olayını da yaşayabilirsiniz!

Öyleyse kaldırımda yürürken taşlarına dikkat etmek ve üzerinize sıçrayacak yağmur sularının ayaklarınızı kirletmemeye özen göstermeniz gerekir!

Yazarların da yazı taşlarını yerlerine yerleştirirken, yerlerini yönlerine; yönlerini de yerlerine iyi yerleştirmeleri önem taşır.
Herhangi bir yayın organında veya sosyal medya hesabınızda yazdığınız gündemle ilgili yazınızdaki taşları yerlerine yerleştirirken, suyun akışına göre hareket etmeyen yazarlardansanız, suyun kafanızı ıslatmaması için yazı taşlarını iyi seçmelisiniz!

Gazeteciler de “kamu görevi” yapar ama kamu görevlisi birini eleştirdiği zaman, kullandığı yazı taşlarının bazılarının ucunun “sivri-keskin” olması düşünülerek “Kamu görevlisine hakaret!” ile yargılanabilir!

Gazetecilik görevinin son süreçte zor aşamalardan geçtiğinden habersiz olan bazı insanlar, basının “özgür (!)” olduğu inancı ile “Yazmıyor musunuz!?” diye yolda yolakta önümüzü keserek bizlere tepki göstermeye başlar oldular!

Günümüzde “soru sorma” yolu ile bile yazılan yazılardan yargılanma olayları yaşanırken, bizim meslektaşlarımızın bazılarının bir yerlere “şirin görünme” adına attıkları başlıklar ve yaptıkları haberleri, basın etiği açısından doğru olup olmadığını düşünüp öğrenmeleri gerektiğini belirtmek istiyorum!

Gazeteci, olayların yaşanma biçimini anlatırken kendisini “yargıç” yerine koyma hakkına sahip olamaz!
Yargı’ya işaret edercesine haber başlığı atmak, gelecek süreci etkilemek için haber yapmak ve bunu da dönemin iktidarına “yaranmak adına (!)” yapmaya çalışmak bir gazeteci için hiç yakışık almadığı gibi, böylesi gazetecilerin “Halkın sesi, dili ve direnci” olacağı kuşkusunu beraberinde getirir.

Bugün iktidarda veya muhalefette olanlar, yarın yerlerinin değiştiğinde yönlerinin de değiştiği olayları ile karşı karşıya gelinebileceği gerçeği ortaya çıkacaktır!
Bir zamanlar her sabah “Zaman”ın kapılara getirildiği dönemin değişmesiyle, sabahları “Sabah”ın kapılara getirilmesi döneminin başladığını gördüğümüzde; eski Cumhurbaşkanlarından rahmetli Süleyman Demirel’in “Dün dündür, bugün bugündür!..” sözlerini anımsıyorum.

Kaldırım taşlarını incitmeden ve özenle üzerine basarak yürüyebilmek, sağlığınız için önemlidir!...