Kulağa sadece süslü bir hakaret gibi gelebilir ama bu tanım, aslında bir toplumun ve kurumun içini kemiren çok daha derin bir sorunun adı. "Kifayetsiz muhteris" deyimi, yetkinlikten yoksun ama koltuğa oturmak için yanıp tutuşan kişileri tanımlar. Ve bu kişiler, sadece kendi kariyerlerine değil, oturdukları kurumun da çöküşüne yol açar.
? Kifayetsiz ne demek?
Yani bir işi yapacak bilgi, deneyim, yetenek yok. Temel anlamda yetersiz. Sadece kötü performans değil bu; doğrudan o işe uygun olmamak demek.
? Muhteris ne demek?
Bitmeyen, doymak bilmeyen bir hırs. Güç, makam, itibar… Ne olursa olsun, bir şekilde o koltuğa oturmak isteyen kişi.
? İkisi birleşince ne oluyor?
İşte o zaman ortaya "kifayetsiz muhteris" çıkıyor. Ne işten anlar, ne yönetimden; ama koltuk için her şeyi yapar. Üstelik bunu o kadar büyük bir özgüvenle yapar ki, dışarıdan izleyen biri bile etkilenebilir.
Bu Kişiler Neden Tehlikeli?
Çünkü ne yapmaları gerektiğini bilmedikleri gibi, bunu bilmediklerini de bilmezler. Psikolojide buna "Dunning-Kruger etkisi" deniyor. Yani: Ne kadar az biliyorsan, o kadar çok bildiğini zannedersin.
Ve bu kişiler genellikle yüksek özgüvenleriyle dikkat çekerler. Toplantıda en çok onlar konuşur, önerileri en iddialı olanlar onlardır. Ama iş yapılacaksa, başkalarını öne sürerler. Hata yaptıklarında suçlusu hep başkalarıdır.
Bu Tipler Neden Yükseliyor?
Çünkü bazı kurumlarda liyakat değil sadakat önemli. Çünkü bazı yöneticiler, yüksek sesle konuşanı “lider” zannediyor. Oysa gerçek yetkin kişiler daha mütevazıdır, gösteriş yapmaz. Sonuç? Göstermelik başarılar, içten içe çürüyen sistemler.
1000 Yıl Önce Uyarılmıştık
Selçuklu Veziri Nizâmülmülk bundan neredeyse bin yıl önce uyarıyor:
“İşi kifayetsiz ve hırslı kişiye verirseniz, o kurumda fitne çıkar.”
Yani yalnızca verimsizlik değil, düpedüz çöküş yaşanır.
Bu Tipi Tanımak İçin Ne Yapmalı?
İş yerinizde veya kurumunuzda bu belirtiler varsa dikkat:
-
Her şeyi bildiğini iddia eder ama iş vermez.
-
Astlarına karşı baskıcı, üstlerine karşı yaltakçıdır.
-
Eleştiriyi kişisel algılar, farklı görüşleri bastırır.
-
Başarılı kişileri tehdit olarak görür, dışlamaya çalışır.
-
Koltuğu için kurumu yakmaya razıdır.
Çözüm Var mı?
Var. Önce liyakat kavramını yeniden ayağa kaldırmak şart. İşe alım süreçleri objektif, ölçülebilir ve etik ilkelere dayanmalı. Yöneticiler, sadece “çok konuşanı” değil, “çok iş yapanı” fark edebilecek bakışa sahip olmalı. Ve kurumlar, içeriden gelen sesleri duyacak kadar açık fikirli olmalı.
Son Söz:
"Kifayetsiz muhteris"ler, sadece kendi başarısızlıklarıyla kalmaz, bulundukları yapının tamamını içeriden çürütür. Bugün bir kurumda işlerin neden yürümediğini, çalışanların neden mutsuz olduğunu, ya da neden sürekli kriz yaşandığını merak ediyorsanız, yönetime bir bakın. Belki de en tepede, en derin yetersizlik saklanıyordur.
? Hasret Gazetesi Yorumu:
Bir koltuğa oturmak değil, o koltuğu hak etmek gerek. Yoksa herkes kaybeder.





