Osmaniye’deki programlara; CHP Osmaniye Milletvekili ve CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Dr. Asu Kaya, CHP İşveren Örgütleri, Meslek Birlikleri ve STK’lardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Bihlun Tamaylıgil, Ulaştırma ve Altyapı Politikalar Kurulu Başkanı Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Başkanı Aylin Nazlıaka ile Sağlık Politikalar Kurulu Başkanı Kayıhan Pala katıldı.
Heyet, CHP Osmaniye İl Başkanlığı binasında basın açıklaması yaptı. Açılış konuşmasını gerçekleştiren CHP İl Başkanı Mutlu Yavuzer, partinin üst düzey yöneticilerini Osmaniye’de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Gün boyunca iki ayrı grup halinde çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geldiklerini belirten Yavuzer, gerçekleştirilen görüşmelerde kentte yaşanan sorunlar ve taleplerin dinlendiğini ifade etti. Yavuzer, elde edilen tespitlerin rapor haline getirilerek CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e sunulacağını kaydetti.
Osmaniye CHP İl Başkanı Mutlu Yavuzer; "Çok kıymetli basın emekçilerimiz, basınımızın güzide temsilcileri; hepiniz çok hoş geldiniz, çok teşekkür ediyoruz. Bugün ilimizde Sayın Genel Başkan Yardımcımız, Kadın Kolları Genel Başkanımız, Gölge Kabine Bakanlarımız ve örgütümüzle birlikte bir dizi ziyaretler gerçekleştirdik. Bu ziyaretlerin hepsinde aldığımız notları..."
CHP Osmaniye Milletvekili ve CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Dr. Asu Kaya; Sayın Başkan Yardımcım, Sayın Başkanım, çok değerli politika kurulu başkanlarım ve çok değerli basın emekçilerimiz...
6 Şubat’ı anlatmak gerçekten zor. Burada her birimiz yaşadık ve yaşadığımızı biz biliyoruz. Bazı günleri anlatamazsınız, sadece ömür boyu kalbinizde, aklınızda taşırsınız. Ben de her bir depremzede hemşehrim gibi, yurttaş gibi o günleri hala taşıyorum.
O gün Osmaniye’de bir hekimdim, bir kadındım, bir anneydim..." ..Ben de her bir depremzede hemşehrim gibi, yurttaş gibi o günleri hala taşıyorum.
O gün Osmaniye’de bir hekimdim, bir kadındım, bir anneydim, bir komşuydum, evi hasar görmüş ailesini güçlükle o binadan çıkartabilmiş bir yurttaştım.
Ama her şeyden önce enkazın ortasında yapayalnız bırakılmış bir insandım ve yine yapayalnız bırakılmış insanların..." ...Bir insandım ve yine yapayalnız bırakılmış insanların bir tanesiydim. Günün ağarmasıyla birlikte buradaki hemşehrilerim çok iyi bilir, her birimiz Yonca Sitesi, Bilge Sitesi, Çoluszade Sitesi gibi... Metin Tamer Sitesi gibi birçok büyük enkazın başındaydık. Bu enkazlarda zaten hayatta kalan yurttaşımız hemen hemen hiç yok gibiydi. Kendi başımıza bir şeyler yapmaya çalıştık. Fakat insan gücünün afete, çaresizliğimizle baş başaydık..." "Depremin ilk anlarında zaten hayatta kalan yurttaşımız hemen hemen hiç yok gibiydi. Kendi başımıza bir şeyler yapmaya çalıştık. Fakat insan gücünün afete çaresizliğiyle baş başa kaldık, yapayalnızdık. Bir günden fazla süre, bir günden fazla süre hepimiz, tüm insanlar aç ve susuz kaldık. Yardım yoktu, koordinasyon yoktu. Ezcümle o enkazların başında bizimle..." O çaresizliği, o utancı, o vicdan yükünü hayatım boyunca buradaki, bu salonda bulunan dostlarımla, siz değerli basın emekçilerimizle, depremzede yurttaşlarımızla hep birlikte ömür boyu, mezara kadar taşıyacağız.
Çünkü bu bir yardım hikayesi değil; bu bir ekmek, bir dilim peynir, bir şişe su mücadelesiydi maalesef. Ama bugün şu gayet açıktır ki, unutulan bir Osmaniye var. On bir ilin içinde sesi en az duyulan bir Osmaniye var. Bugün hala yüzlerce binanın yıkılıp yıkılmayacağı bile belli değil, davalar hala sürmekte." ...mutlulukla devam etmekte. Şehrimiz hala şantiye alanı; yol yok, iş yok, güvence yok. Yoksulluğun ve belirsizliğin ortasında binlerce depremzede hala yaşam mücadelesi vermekte.
Ve biz bu yaşadıklarımızı asla ve asla unutmayacağız. Biz unutmadığımız gibi, iktidara da yaşadıklarımızı unutturmayacağız. Çünkü bu ülkenin insanları bir daha bir ekmek, bir peynir, bir su için onurundan vazgeçmek zorunda kalmasın diye mücadele etmeye devam edeceğiz.
Ve bu mücadelenin en önünde yürüyen Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, depremde büyük yıkım yaşayan, 'ikinci memleketim' dediği Osmaniye'ye depremzedelerin sesi olmak, hesap sormak..."
Altyapı Politikaları Kurulu Başkanı (Gölge Kabine) Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu;
Sayın Başkanım. Çok değerli basın mensupları, hepinizi sevgiyle selamlıyorum.
Evet, depremden sonra üç yıl geçti ancak ne yazık ki sorunlarımız bitmiyor. Önümüzdeki hafta Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel bölgede olacak. Biz de Genel Başkan Yardımcımız ve Başkanlık Kurullarımızla birlikte dün Hatay’daydık, bugün Osmaniye’deyiz.
Hepimiz kendi konularımız ile ilgili notlarımızı aldık. Genel Başkanımıza sunacağız ve tabii ki iktidar programımızda deprem ve sonrası için yapılması gerekenleri hazırlayacağız. Müsaadenizle bugün sahada aldığımız notları sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Ülkemiz ne yazık ki deprem... "Maalesef bugün Osmaniye’nin bir başka gerçeğini de konuşmak zorunda kalıyoruz. Osmaniye depremde büyük bedel ödedi. Deprem sonrası ise çoğu zaman yalnız bırakıldı. Ama biz biliyoruz ki Osmaniye’nin potansiyeli çok büyük. Öyle ki; Osmaniye; Mersin, Adana, Gaziantep aksının kavşağında, doğal bir lojistik ve üretim hattının üzerinde. Osmaniye için en elzem ihtiyaç demir yoludur. Evet, Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep hızlı tren hattı çalışmalarına devam ediyor. Yavaş da olsa 2027 yılında da teslim edileceği söyleniyor, yani hattın açılacağı söyleniyor." sayısının artırılması gerekiyor. Sanıyorum dört mahalleniz var hattın öbür tarafında ve 30 bin kişi nüfus burada barınıyor. Toz toprak içinde ve uzun yollar katetmek zorunda var. İktidarımız bunu çözmek zorunda diye görüyoruz.
Yine tabii bölgemizde, deprem bölgemizin her yerinde olduğu gibi burada da elektrik kesintileri hala devam ediyor. Kanalizasyon sistemlerinde sorunlar var. Yollar delik deşik. Şehir büyük bir şantiye görünümünde.
Yetkililere çağrımız nettir: Osmaniye'yi yok sayan bu anlayışın, bu anlayıştan vazgeçin. Osmaniye için bilimsel, adil ve uygulanabilir bir san... Adil planlamayı hak ediyor. Osmaniye söz değil, hizmet bekliyor. Biz bu işin takipçisi olacağız. Osmaniye'nin hakkını, gündemini ve geleceğini erteletmeye de izin vermeyeceğiz diyorum. Teşekkür ederim."
Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı (Gölge Kabine) Kayıhan Pala;
Osmaniye'de sağlık hizmetlerinin durumunu bugün konunun taraflarından öğrenme olanağı bulduk. Üzülerek söylüyorum ki üç yıl geçmiş olmasına rağmen Osmaniye'de hayat hiçbir açıdan normale dönebilmiş değil. Binden fazla yurttaşımızın hayatını kaybettiği Osmaniye'de bugün itibarıyla örneğin, Tabip Odası Başkanımızın da az önce toplantıda söylediği gibi kaç kişinin yaralandığı, yaralıların ne kadarının birtakım uzuvlarını kaybettiği ve onların ne kadarının rehabilitasyon hizmetlerini alabildiği konusunda bir bilgimiz dahi yok. İktidar pek çok konuda, özellikle o alanda sıkıntılar söz konusuysa o alandaki verileri açıklamaktan çekiniyor, hatta onları bir kenara bırakıyor, gizliyor. Dolayısıyla bir sürü konu hakkında bilgi alma şansınız çok sınırlı." Halen sorunların burada varlığına tanıklık ediyoruz. Ama şunları söyleyeyim, sağlık hizmetleri ile ilgili birkaç şey söylemeden önce: Örneğin bugün arabayla bazı kurum ziyaretleri yapacağımız sırada en kestirme yollardan gidemedik yollar delik deşik olduğu için.
Bir kent depremden sonra üç yıl geçtiği halde halen ulaşım sorununu çözememişse burada çok ciddi bir sorun var demektir ve bunun ben bu kentte yaşayan bütün yurttaşların gündelik hayatlarını olumsuz etkilediğini görüyorum.
İkinci söyleyeceğim şey; halen konteyner kamplarda üç yıl geçmiş olduğu halde yaşayan insanlar var. Onların bir bölümünü bugün gördük, ziyaret ettik. Bir aileyle ilgili dramatik bir örnek anlatayım size: Anne baba işsiz, iki tane küçük çocuk, herhangi bir gelirleri yok ve hepimizin canını çok sıkacak bir gerçeklikle çocuklarının... "Bir aile ile ilgili dramatik bir örnek anlatayım size. Anne, baba işsiz; iki tane küçük çocuk... Herhangi bir gelirleri yok. Ve hepimizin canını çok sıkacak bir gerçeklikle; çocuklarının tedavisi için ilaç almaları gerektiğinde, o ilaçların katılım bedellerini ödeyebilmek için eşten, dosttan, tanıdıktan para almaya muhtaç durumdalar.
Gerçekten bu, sağlığın en temel insan hakkı olduğu evrensel kabulüyle hiç uymayan bir durum. Bugün halen, depremden sonra üç yıl geçmiş olduğu halde bunlarla karşılaşmak gerçekten kabul edilebilir değil.
Ayrıca kentin çeperlerindeki bazı mahallelerde suyla ilgili ciddi sıkıntı olduğunu, insanların evlerinde, özellikle günün belli..." "Bu kentte henüz işlerin yoluna girmediği biçimindedir. Sağlık alanına gelecek olursak, sağlık alanında görece deprem öncesine göre sağlık personeli sayısında ve sağlık kurumları yatak sayısında, yoğun bakım yatak sayısında burada bir iyileşme olduğu gözleniyor. Bu önemli bir gelişmedir.
Ancak bu gelişmenin yanı sıra bazı kavramların da içinin boş olarak topluma sunulduğuna yine tanıklık ediyoruz. Örneğin bir hastaneye kısa süre içerisinde eğitim araştırma hastanesi unvanı verilerek toplumun karşısına 'Bakın size üçüncü basamak hastane getirdik' denilebiliyor. Ama öğreniyoruz ki o hastanede yalnızca akademik unvanı olan tek bir kişi var.
Değerli arkadaşlar, bir eğitim ve araştırma hastanesi diyorsanız, üçüncü basamak diyorsanız orada hem eğitim vereceğinizi hem..." Bir meslektaşımız, 6 saat içerisinde o kadar çok sayıda hasta bakmak ve hastanın tetkiklerini kontrol etmek zorunda kalmış ki, toplam sayı 160 kişiyi aşmış. Bu, dünya ölçeğinde asla kabul edilebilecek bir şey değil.
Biliyorsunuz, Türkiye'de Sağlık Bakanlığı dünyada kabul edilen konseptin aksine, insanlar daha fazla hekime başvursun diye bir telaş içerisinde. Türkiye'de yılda hekime başvuru sayısı 11'i geçti, 12'ler civarında. Oysa öğreniyoruz ki Osmaniye'de bu sayı 16 civarında.
Şimdi soruyorum size: Sağlıklı bir toplumda, ortalama olarak insanlar yılda 16 defa hekime başvurma ihtiyacı duyarlar mı? Demek ki bir problem var. Üstelik de bu problemin ne kadarının ruh sağlığı ile ilgili olduğunu da şu ana kadar saptayabilmiş değiliz." ...ne kadar verilmediği konusundaki sorularımız da yanıtsız kalmış durumda. Ayrıca bugün yine hayretle öğrendiğim ve gerçekten kabul etmekte zorlandığım bir durum da, daha önceki hastanenin lojmanlarının sağlık personeli dışındaki insanlara veriliyor olması. O lojmanlar öncelikli olarak sağlık çalışanlarına, hekimlere, o hastanede görev yapan insanlara verilmek üzere inşa edilmiş lojmanlar. Hekimler dururken onları başka kamu çalışanlarına aktarmak kamu yönetimi açısından doğru bir tutum değil. Üstelik oradaki hekimlerden birisini de 'senin zamanın geçti' diye kolluk kuvvetleri yardımıyla zorla dışarı çıkarmak ise asla kabul edilemez bir durum. Kaldı ki...".olduğu, çok düşük bütçelerle hizmet sunulduğu bir ortam yarattılar. Bu bir yandan sağlık çalışanlarını bir tükenmişliğe doğru sürüklerken, öte yandan sağlık kurumlarını maalesef şiddete açık alanlar biçimine dönüştürdü. Bir yandan da siz lojmanda kalan bir meslektaşımızı 'buradan artık çık' deyip onu çıkartıp, sağlıkla ilgisi olmayan bazı kamu yöneticilerini orada lojmana kabul edecek olursanız; bu yalnızca bu kentteki sağlık çalışanlarını ya da hekimlerini değil, Türkiye'deki bütün sağlık çalışanlarını olumsuz etkiler, bunun da altını çizmek isterim.
Bugün gördüğümüz tablo, depremin üçüncü yılında, sağlık hizmetlerine erişim ve sağlık hizmetlerinin sosyal belirleyicileri açısından bir iyileşmenin tam olarak sağlanamadığı biçimindedir. Oysa biliyorsunuz, depremler de içinde olmak üzere bu olağanüstü durumlara dört basamakta hazırlık yapmak gerekir. Önce riski azaltmanız gerekir..." ..ne depreme verilen yanıtın, müdahalenin güçlü olduğunu gösteriyor, ne de üçüncü yılda hızlı bir toparlanmanın olduğunu gösteriyor. Biz raporumuzu önümüzdeki haftadan itibaren daha kapsamlı bir şekilde sunacağız. Umuyoruz ki hiç olmazsa bundan sonra, çok uzun, verimli olmaksızın bu kentte yaşayanların sağlık hakkının da yerine getirileceği bir sistemi kurmaktır.
Bu açıdan iktidar değişene kadar ne yapılır bilmem ama biz, Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarında; kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemini kuracağız. Ancak böyle bir sistemle gerçek anlamda, samimiyetle insanların sağlık hakkını yerine getirebiliriz. Bunun sözünü de buradan size veriyoruz. Teşekkür ederim."
CHP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Bihlun Tamaylıgil;
Bizlerin sesiyle buradaki ortaya koyduğumuz tespitlerimizle sadece Osmaniye'deki yaşayanlar zaten Osmaniye'yi biliyorlar. Ama ben İstanbul'da, İzmir'de, Van'da, Trabzon'da.....Van'da, Trabzon'da, Mersin'de, tüm halkımızın gönlünün burada atmasını sağlayacak bu haberleşme ağı ve kanalının, sizlerin emekleriyle ve inşallah, inşallah görev yaptığınız yayın organlarının takdiriyle halkımıza ulaşmasını gönülden diliyorum. Sizlere çok teşekkür ediyorum bu saatte burada olduğunuz için.
Evet biz, 3 günlük bir çalışma temposu içinde, iki farklı grup olarak, yani 6 ili kapsayan bir çalışmanın ikinci günündeyiz. Hedefimiz doğruları reel olarak ve siyasetin kendi günlük söyleminden öte, çözüm yaratan sürecini başlatmak üzere tespitler yapmak, ilk ağızdan bunları dinlemek..." Türkiye gerçeğini tüm netliğiyle, paylaşımıyla büyük saygı duyduğumuz yazarımız. Ve kendisinin çok önemli bir sözü var; diyor ki, 'Eğer bir tek insanın bile umudu varsa dünya kurtulabilir.'
Ben, umutsuzluk olmamasını; Osmaniye'de de, depremin yaşandığı her ilde ve bugünkü şartlara baktığımızda Türkiye coğrafyasının her noktasında halkımızın umudunu kaybetmemesini diliyorum. Ve eğer yaşadığımız sorunlar varsa, bu sorunların çözümü için ve kurtulunacak bir problemli süreci o umutlar ayağa kaldıracak, onlarla beraber çözüme doğru ilerleyeceğiz."
İlimizin ekonomiyle ilgili alanlarında sivil toplum kuruluşu ve meslek örgütü olarak bir araya gelmiş değerli arkadaşlarımızla buluştuk. Onların tespitlerini, onların değerlendirmelerini aldık. Bunun yanında tabii bir de emekli sendikamızı ziyaret ettik.
Ve ne kadar önemli olduğunu defalarca Sayın Genel Başkanımız ve arkadaşlarımızın dile getirdiği, mecliste onlar için 24 saat süren dinde bir eylemle farkındalığın yaratıldığı ve bizim hepimizin bir gün emekli olacağı gerçeğini unutmadan, şu an içinde olduğu..." emekli olacağı gerçeğini unutmadan, şu an içinde oldukları Osmaniye ilinin her zaman hemşerisi olmaktan övünçle bahreden Sayın Devlet Bahçeli'nin de dile getirdiği sefalet ücretinde olmamaları için nasıl bir bilinç oluşması gerektiğini paylaştık.
Biz teklif ettik, hatta Genel Başkanımız Sayın Bahçeli'ye 'Teklifi siz getirin, biz destekleyelim' dedi. Ama böyle 1 lira gibi bir artışla emeklilerimizin bizden beklediğine cevap olamayız.
En düşük emekli maaşını, zaten açlık sınırının altında olan asgari ücretle aynı seviyeye getirelim." "Burada yaşadığımız gerçekler, Türkiye’nin ekonomi açısından yaşadığı gerçeklerden farklı değil. Tabii ki Osmaniye bir özel durumda. Bundan üç sene önce deprem felaketi ve ‘asır felaketi’ denilen o felaketi yaşayan bir bölge. Burada bir de emekli olmanın ne anlama geldiğini kendileriyle paylaştık. Diğer taraftan tabii ki Osmaniye’ye baktığımız zaman genel ekonominin buradaki yansıyan belirsizlik ve güvensizlik başlığını yine buradaki ekonomi aktörleri açısından da görüyoruz. Osmaniye’de esnaf var, aslında Osmaniye’de tarım var..." Arkadaşlar, değerli dostlarımız, çiftçilerimiz var. Osmaniye'de ticaret ve sanayi erbabları var. Ama Osmaniye'de şu anda çözülmesi beklenen, önemli bir ekonomik ve finansa ulaşma açısından ortaya çıkmış gerçekler var.
Değerli arkadaşlar, bir biliyorsunuz 'mücbir sebep' olarak ortaya konulan ve özellikle bu tür afetlerden sonra alınan bir karar ve destek açıklaması ve iktidar veya yürütme tarafından alınmış olan bir idari karar vardır.
Şimdi Osmaniye depremin içinde yer almış; ama sanki o deprem coğrafyasının dışına doğru hızla geçmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor." "Sanki dışına doğru hızla geçmiş gibi gösterilmek istenen bir tabloda ve 5 ay gibi kısa bir sürede bu mücbir sebep kararı tamamlanmış. Ama bugün sokağa çıktığımızda, o 5 aylık sürede her şey çözüldü gibi görülen tablo acaba hala inşaatları devam eden ve bugün ülkemizde iktidar noktasını paylaşan iki devlet kişisinin ziyareti için hızla hazırlanan bir tabloyla ne kadar örtüşüyor? Ve bu tablonun içerisinde esnaf ne durumda? İş yerleri yıkılan esnaf..." "Tabii bir de baktığınızda yer fıstığı üreticilerinin dile getirdiği sorunlar var. Ve önemli bir üretim ve ödüllü ve burada bir... coğrafi işaret almış bir ürün yer fıstığı. Peki ne kadar destekleniyor? Hayır, desteklenmiyor. Kabuklu olduğu ve yağlı tohum görüldüğü için destek bulmuyor.
Ama fıstık üreticisi problem yaşıyor, esnafı problem yaşıyor. E bunu dile getirmek bizim görevimiz. Aynı zamanda maalesef Türkiye'de tarım ve çiftçi büyük bir unutulmuşluk ve ihmal sürecini yaşıyor. Bugün Türk çiftçisi; yabancı ülkelerin, Amerika’sından Avrupa’sına sübvansiyonla desteklenen çiftçisinin karşısında eziliyor, ithal ürünlerle...
Bu gerçeklik içerisinde bir an önce tedbirleri alacak ve o tedbirleri uygulayacak anlayışa ihtiyaç var.".piyasası, emekçisi, ticaret erbabı, esnaf; hepsi bunu yaşatıyor. Teminatlar isteniyor. Teminatlarla ilgili değerlendirme ayrı bir başlık.
Velhasıl, Türkiye'nin genelinde var olan ekonomik belirsizlik ve o belirsizliğin yaşattığı tablo; özelde, üç yıldır deprem ve deprem sonrası yaşanan dönemin belirsizlikleriyle baş başa kalmış bir ilimizin bugünkü ekonomik tablosunu karşımıza çıkarıyor.
Ben dilerim ki bizlerin gelip tek tek ulaşabildiğimiz ve görüşebildiğimiz vatandaşlarımızla görüştüğümüz gibi iktidar temsilcileri ve bürokrasisinin de bu kişilerle, Osmaniyelilerle ve..." içine ışık yakıp biz sorunu çözdük dememeliler. Ve burada şu bir gerçek; belki o görüntüyle o gün için bir iç rahatlama ve algı oluşabilir ama bizim derdimiz Osmaniye'deki hala depremin ve sonrasının izlerini taşıyan vatandaşlarımızın bir günlük değil, bundan sonraki yaşamları boyunca rahata, huzura ve ekonomik olarak..." "Çok güzel bir sözüyle bitirmek istiyorum. Eğer anlatabilirsek ve anlatma imkânı bulabilirsek önce insan kendini kurtarır. Biz anlattığımızda da var olan olumsuzluklar açısından biz de Osmaniye'mizi kurtaracak belki birkaç kelam etmiş oluruz.
Sosyal Politikalar Bakanı (Gölge Kabine) Aylin Nazlıaka;
Bir Cumhuriyet kenti olan Osmaniye'de sizlerle birlikte olmaktan büyük bir mutluluk, büyük bir gurur duyuyoruz. Ama tabii acılarımız dün gibi taze. Çünkü bizler için en uzun gece 21 Aralık değil, 5 Şubat'ı 6 Şubat'a bağlayan gece oldu değerli arkadaşlar.
Ben de deprem olduğu zaman 24 saat içerisinde deprem bölgesine gelmiş olan, 51 gün boyunca kesintisiz olarak bölgede kalmış olan ve birçok acıya şahitlik etmiş olan bir arkadaşınızım. Bugün de hem Genel Başkan Yardımcımızla, hem Politika Kurulu Başkanlarımızla, hem örgütümüzle birlikte saha çalışması yaptık. Ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel gelmeden önce..." "Bilgi hazırlayacağımız raporlar için bir yandan veri toplarken, diğer taraftan da buradaki gerçeklikle bir kez daha yüzleşmiş olduk. Gördük ki burada hayat asla normale dönmemiş ama mış gibi yapılıyor. Sanki her şey normale dönmüş gibi davranılıyor, öyle yapılıyor.
Az önce Sibel Başkanım buradaki, kentteki temel sorunlardan bahsetti. Kayahan Hocam, yine Kayahan Başkanım aynı şekilde sağlıkla ilgili sorunlardan bahsetti. Bizler de, ben de bugün bir yandan bazı sivil toplum örgütleriyle, engelli dernekleriyle ve konteyner kentte yaptığımız görüşmelerle ailelerin, kadınların, çocukların, yaşlıların, engellilerin ve en önemlisi yoksullukla baş etmeye çalışan yurttaşlarımızın yaşadığı sorunları dinledim. Hep söylüyoruz yoksulluk bir kader değildir diye." Dolayısıyla yurttaşlarımızın o yoksulluk çemberini kırıp aşması için mutlaka ama mutlaka sosyal devlete ihtiyacımız var. Yine gördük ki engelli yurttaşlarımız da adeta kaderine terk edilmiş. Engelli dernekleri bize birçok sorundan bahsettiler. Bunlar aslında bizim çok hâkim olduğumuz, bildiğimiz konulardı ve Sibel Başkanımızın da bahsettiği gibi özellikle erişilebilirlik konusunda kentte hâlâ çok temel sorunlar var. Yani engelliler dışarı çıkmasın, evinde otursun istiyorlar. Aynı şey yaşlı yurttaşlarımız için de geçerli. Ve bugün Türkiye’de ölçmediğiniz şeyi yönetemezsiniz, neden bizle verileri paylaşmıyorsunuz dememize rağmen, bizlerle veri paylaşmayan hatta daha fenası verileri tutmayan bir iktidar var. O yüzden bazı verileri tahmini olarak ya da sivil toplum örgütlerinden edindiğimiz bilgiler doğrultusunda deneyimleyebildik. ...en az %10’u şu anda engelli statüsünde. Dolayısıyla engellilik halini engellemek için ne yapıyorsunuz? Yani iş kazalarının, trafik kazalarının, akraba evliliklerinin ya da afet sonrasında oluşabilecek engellilik halini engellemek için ne yapıyorsunuz? Ne gibi tedbirleri alıyorsunuz diye sorguladığımızda iktidardan bir yanıt alamıyoruz çünkü verecekleri samimi bir yanıt yok."
"Özetle gerçekten burada hayat asla normalleşmiş değil. Konteyner kentteki sorunlardan biraz bahsedildi, ben de bir ekleme yapayım. Tabii elektrik kesintisi oluyor deprem bölgesinde. Dün Hatay’daydık, yarın Gaziantep’te olacağız. Bir başka ekibimiz Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya’da çalışmalarını yürütüyor ama hep ortak sorunlar olduğunu görüyoruz." ...kentte de bu elektrik kesintileri, orada yaşayan yurttaşlarımızın kentten çıkması için adeta tetikleyici bir neden olarak kullanılıyormuş. Bu gerçekten çok acı. Yani 'altta kalanın canı çıksın' mantığıdır bu, 'düşene bir tekme de ben atayım' mantığıdır bu.
O yüzden yurttaşlarımız bilsin ki yalnız değiller. Yanlarında bizler varız, milletvekillerimiz var, örgütümüz var, partimiz var. Biz onlarla bir ve beraber olarak ve her daim onların sorunlarını dile getirmeye devam ederek; ilk seçimlerden sonra da bu sorunları çözenler olarak ülkemizde yaşayan herkesin huzur içinde, adalet içinde, refah içinde yaşayacağı günleri kucaklayacağız.
O aydınlık günlere az kaldı diyorum. Bu vesileyle bir kez daha erken seçim çağrımızı buradan yinelemek istiyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum." ifadelerini kullandı.