Günlük hayatta sıkça kullandığımız "elinin körü" deyimi sanıldığının aksine görmeyen bir el ile ilgili değil doğrudan mezar ve ölümle bağlantılıdır. Farsça kökenli olup mezar anlamına gelen "gûr" kelimesinin zamanla halk dilinde deformasyona uğramasıyla ortaya çıkmıştır. Aslında bu ifade geçmişte "ölünün mezarı" anlamına gelen çok ağır bir beddua olarak kullanılıyordu.
Elinin Körü Deyimi Gerçekte Nereden Geliyor ve Ne Anlama Geliyor?
Gündelik hayatta sıkça kullandığımız deyimlerin ardında bazen hiç beklemediğimiz derin hikayeler yatabiliyor. Özellikle öfkelendiğimizde ağzımızdan bir çırpıda çıkan elinin körü deyimi de bunlardan biri. Çoğu insan bu ifadenin anatomik bir durumla veya görmeyen bir elle ilgili olduğunu düşünür. Ancak işin aslı bambaşka ve oldukça çarpıcıdır. Bu deyim tamamen bir ses değişimi ve halk arasında yanlış bilinerek yaygınlaşmış bir galat-ı meşhur örneği olarak karşımıza çıkıyor.
Farsçadaki Gûr Kelimesi Nasıl Körü Halini Aldı?
Deyimin tarihsel ve etimolojik kökeni doğrudan ölüm ve mezar kavramlarına dayanıyor. Farsçada mezar anlamına gelen gûr kelimesi Türkçenin eski dönemlerinde ve Anadolu ağızlarında sertleşerek kûr veya gor şeklinde telaffuz ediliyordu. Eskiden halk arasında birine çok kızıldığında ağır bir beddua veya sitem olarak ölünün kûru yani ölünün mezarı deniliyordu. Bu ifade aslında karşı tarafa mezara gir veya ölünün mezarını kazıyorum mesajı veren son derece sert bir öfke yansımasıydı.
Mezar ve Ölüm Kavramları Deyime Nasıl Dönüştü?
Zamanla dilden dile aktarılan bu ağır ifade kulaktan kulağa yayılırken ciddi bir fonetik aşınmaya uğradı. Halk dilindeki hızlı söyleyişle ölünün gûru veya ölünün kûru tamlaması zamanla öllüğün körü ve nihayetinde ölünün körü halini aldı. Çeşitli yörelerde ölünün kelimesi ses benzerliğinden dolayı elinin kelimesine evrildi. Anlamı zamanla unutulan ve yabancı bir kelime olan gûr ise Türkçedeki görme engeli anlamına gelen kör kelimesiyle yer değiştirdi.
Edebiyatımızda Bu Etimolojik Sır Nasıl Anlatılıyor?
Bu ilginç etimolojik evrim Türk edebiyatının önemli eserlerinde de kendine yer buluyor. Ünlü yazar Oğuz Atay Bir Bilim Adamının Romanı adlı kitabında bu ifadenin aslının ölünün goru olduğunu ve zamanla bugünkü şekline büründüğünü okurlarına aktarmıştır. Konu hakkında görüşlerine başvurduğumuz Türk Dili araştırmacısı Prof. Dr. Kemal Aydın "Dil yaşayan ve sürekli şekil değiştiren bir organizmadır, toplumun hafızasındaki ağır bedduaların bile yüz yıllar içinde nasıl yumuşadığını ve tamamen başka bir anlama büründüğünü bu deyimde net bir şekilde görebiliyoruz" diyerek durumun sosyolojik boyutuna dikkat çekiyor.