Yıllar sonra, Mustafa Düzenli üstadımla yeniden aynı çatı altında buluşmanın mutluluğuyla merhaba.

Ben bir işletme stratejistiyim. 21 yıllık bir süreçte odaklanmış olduğum bu konu Türkiye'nin kanayan yaralarından biri. Bu sebeple de yazılarımın birçoğu girişimciler ve patronlarla alakalı olacak.

Avrupa ve Amerika'da işletmelerin ortalama ömrünün bizlere kıyasla iki kat fazla olması Türkiye'de strateji eksikliğinin ne kadar büyük bir kanayan yara olduğunun en önemli kanıtıdır. Bu olumsuzluğu düzeltme misyonu ile başladığım bu yolda yüzlerce şirket, binlerce insan ve onların aileleri ile karşılaşma fırsatım oldu. Bu karşılaşmalarda kendilerinden öğrendiğim birçok şey var. Ben onlara teoriden bahsederken onlar da bana zihinlerini açtılar. Yolculuğum esnasında karşıma çıkan en büyük problemi sizlerle paylaşarak başlamak istiyorum.

Strateji, zihinde başlayan bir süreçtir. Strateji zihinlerde geliştikten sonra cebinize kazanç ve ailenize servet olarak yansır. Zihinsel değişim gerçekleşmeden, en mükemmel strateji bile bir işletmeyi geliştiremez.

"Ben zenginim, ben yeterliyim, servetim yeterli" diyen zihnimiz yüzünden adeta bir halüsinasyonun içerisinde yaşıyoruz. Kazancını yeterli gören zihin, daha iyisini yapmaya enerji harcamayacağı gibi ilerlemeye de çaba gösteremiyor. İlerlemeye çaba göstermemek ise gerilemenin en önemli sebebi haline geliyor.

Bir zihin neden ilerlemeye çaba göstermez? Hedefe zaten ulaştığını zanneder de ondan... Lüks olduğunu zannettiğiniz aracınıza bakarak veya yaşadığınız evi şatafatlı sandığınız eşyalarla dizayn ederek yeterli seviyeye ulaşmış olduğunuzu düşünürsünüz. Birkaç yüz milyonluk cirolarla gururlanıp, birkaç yüz kişiye iş vermenizin yaşattığı gururla yetinirsiniz. Üzücü ama gerçek bu.

Zihinsel nedenlerden dolayı işletme gelişimine engel olan duvarlar da tam olarak burada başlar. Biz bu yeterlilik hissine "orta gelir tuzağı" adını veriyoruz. Orta gelir tuzağına düşen insanlar kendilerini yeterli gördükleri için, konforlu zannettikleri bir hayatı yaşadıkları için bir sonraki seviye olan "servet edinme" aşamasına geçemiyorlar.

Global anlamda Türkiye'ye ait markalaşmış bir işletme yok denecek kadar azdır. "Coğrafya kaderdir" anlayışının ardına sığınmanız ise sizleri sorumluluktan kurtarmaz. Çünkü kader olan, bu coğrafya değil sizin zihinlerinizdir. Tek motivasyon kaynağınız lüks zannettiğiniz bir araca sahip olmak ise size kötü bir haberim var! Dünya'da asıl zenginler şehirler arası seyahatlerinde jetlerini, şehir içinde ise helikopterlerini kullanıyorlar. Gerçek zenginler büyüme ve gelişim yolunda yanlarındaki birkaç bin çalışan ile emin adımlarla yürüyorlar. Servet sahipleri, kurdukları sistemle zaman=para denklemi ile değil, sistem=para denklemi ile kazanıyorlar.

Düştüğünüz bu tuzaktan kurtulmanın yolu da zihninizi güncellemekten geçer. Hırsa kapılmadan, gurur ve kibre kapılmadan, önce kendiniz ve aileniz için sonra da bu ülke için daha çok kazanmanın, kurumsallaşarak marka olmanın yollarını araştırmaktan geçer. İşte bu yüzden sağlam ve ilkeli bir stratejiye ihtiyacınız var. Ancak o zaman düştüğünüz bu orta gelir tuzağından kurtulabilirsiniz ve ancak o zaman farkında bile olmadığınız bu ölü toprağını üzerinizden atabilirsiniz.

Sağlam ve ilkeli stratejiyi diğer yazılarımda adım adım sizlerle konuşuyor olacağız.

Unutmayın! Dolaşımdaki olan para miktarı sınırlı ve bellidir. Eğer siz elde etmeye çaba göstermezseniz başkaları bu parayı elde edecektir.