İnsanlık tarihinde, makam ve mevki sahibi olup bu gücü yanlış kullanan karakterlere sıkça rastlanır. Siz de çevrenizde, “kendini adam zanneden ama adam olamayan” bu tiplere mutlaka denk gelmişsinizdir. Kendini adam sanan ama adamlığı henüz inşa edememiş olanlara…
Bazı insanlar vardır; bir koltuğa oturur oturmaz aynaya bakmayı bırakır, etrafındakilere bakmaya başlar. Boyları uzamaz ama gölgeleri büyür.
Makam, onların elinde bir hizmet kapısı olmaktan çıkar; kibirle örülmüş bir tahta, hükmetme hevesiyle parlatılmış bir vitrine dönüşür. Sorumluluk olması gereken yetki, egolarını besleyen bir şişme yelek hâline gelir. İçleri boşaldıkça sesleri yükselir, yetkileri arttıkça insanlıkları eksilir. Tarih, gücü ödünç alıp kendini büyük sanan bu adam müsvetteleri ile doludur.
Bu tiplerin en belirgin özelliği empati yoksunluğudur. Kendilerini o makama fazlasıyla layık gören, özel ve üstün varlıklar olduklarına inanan bir zihniyete sahiptirler. Bu inanç, kibir ve büyüklük kompleksini beraberinde getirir. Onlar için makam, insanlara yaklaşmak için bir köprü değil; mesafe koymak için örülmüş bir duvardır. Empati ise sözlüklerinde yer alan ama hayatta karşılığı olmayan süslü bir kelimeden ibarettir.
Bu tipler makama gelince adeta insanlıktan istifa eder. Empatiyi zayıflık, merhameti gereksizlik sayarlar. Kendilerini seçilmiş, ayrıcalıklı, dokunulmaz, sorgulanamaz ve vazgeçilmez zannederler. Üretmekten çok eleştirir, yol göstermekten çok şikâyet eder; insanları aşağılamayı yönetmek sanırlar. Çevresindekileri birer figüran gibi görür, alkışlamayanı dışlar, itaat etmeyeni suçlarlar. Yönetmek yerine korkutur, rehberlik etmek yerine baskı kurarlar. Eleştiriyi susturur, alkışı ise hak edilmiş kabul ederler.
Onların dünyasında başkalarının emeği, fikri ya da duygusu bir değer taşımaz. Kendilerine fayda sağlamayanları bencil olmakla suçlar, çıkar çevrelerinin dışında kalanları kolayca yaftalarlar. Şikâyet eder, hedef gösterir ve sistemin dışına itmeye çalışırlar. Kendi beceriksizliklerini, yetersizliklerini ve eksikliklerini örtmek için başkalarını suçlarlar. Çünkü hesap vermek erdem ister; suçlamak ise onlar için en kolay yoldur.
Bu kişilerin iç dünyalarında genellikle derin bir boşluk ve büyük bir güvensizlik yatar. Makamın verdiği geçici güce sığınarak kendi zayıflıklarını gizlemeye çalışırlar. Kendileriyle baş başa kalmaya cesaret edemez, değerli hissetmek için başkalarını ezmeye ihtiyaç duyarlar. İçleri boş, vicdanları sessizdir.
Bu yüzden başkalarının onurunu çiğneyerek ayakta durmaya çalışırlar. Ancak makam gider, koltuk çekilir, perde iner… İşte o an geriye yalnızca çıplak bir karakter kalır. Ve çoğu zaman o karakter, bir hiçten ibarettir. Çünkü bir koltuğa oturmakla adam olunmaz; adamlık, merhametle, karakterle, vicdanla ve ahlakla inşa edilir. Karakteri olmayanın tutunacağı bir dal da yoktur.
Bu tür davranışlar, çevrelerindeki insanların itibarını zedelediği gibi, en nihayetinde bu adam müsvettesinin kendi itibarını da yok eder. Unutulmamalıdır: Koltuk adam yapmaz, adam koltuğa yön verir. Yetki, vicdanla birleşmediğinde zulme dönüşür. Makamlar geçicidir, unvanlar silinir.
Günün sonunda makamlar sessizce terk edilirken geriye kalan tek şey, insanın ardında bıraktığı izdir. Kimi ardında saygı bırakır, kimi ise ibretlik bir hatıra… Ne yazık ki bazıları, yalnızca adam müsvettesi olarak anılır.