Hayat bazen insanı en zayıf yerinden sınar; kimi zaman bir kayıpla, kimi zaman bir eksikle... En beklemediğimiz anda ayağımıza çelme takar. Kimi bu çelme ile yere kapaklanır ve bir daha kalkmak istemez; kimi ise düştüğü yerden kendine yepyeni bir hikâye çıkarır. Asıl mesele, o eksiklikle ne yaptığımızdır.

Hüseyin Bulut… Nam-ı diğer “Koreli Hüseyin.”

Geçtiğimiz günlerde Hüseyin Amca ile yaptığım o derin ve bol kahkahalı sohbette anladım ki; engeller bedende değil, yalnızca zihinlerdedir. Bir trafik kazasında sol ayağını kaybettiğinde, hayatın kendisi için durduğunu zannetmiş. İlk başta kabullenmek zor gelmiş elbet; hangimize gelmez ki? İsyan etmiş belki içten içe, belki uzunca susmuş… Ama bir gün, bir insanın sözleriyle hayatının yönü değişmiş. O söz, onun kırılma noktası olmuş. İşte o gün; eksik olan ayağını değil, sahip olduğu hayatı görmeye başlamış. O günden sonra sakatlığını değil, yaşamın neşesini yoldaş edinmiş kendine.

Whatsapp Image 2026 04 03 At 15.40.33

Hayat, bazen durduğu yerden değil, kabullendiğin yerden yeniden başlar.

Engelini hiçbir zaman dert edinmemiş. Onu saklamamış, ondan kaçmamış; aksine onunla barışmış, hatta şakalaşmış. Hayatla kurduğu bağ; eksikliği üzerinden değil; neşesi, samimiyeti ve insan sevgisi üzerinden şekillenmiş. “Ben sakatlığımla barıştım evlat,” diyor Koreli Hüseyin Amca. O kadar barışık ki; protez ayağıyla ilgili anlattığı o muzip anılar (otobüste uzanan, hamamda milleti korkutan meşhur ayak!) aslında hepimize şunu fısıldıyor: “Kendinizle alay edebildiğiniz gün, her şeyi aşmışsınız demektir.”

Koreli Hüseyin Amca’nın öyküsü aynı zamanda bir sevda hikâyesi. Eşi rahatsızlanınca çevresindekiler “Yeniden evlen,” demişler. O da eşinin rızasını alarak bu söze kulak vermiş. Ancak bu yol pek de kolay olmamış. Dile kolay, tam 66 aday ile görüşmüş. Kimine "vakit kaybı" demiş, kimine kalbi ısınmamış; ama umudunu asla kesmemiş. Tam 66 kapıdan eli boş dönse de 67’nci kapıda sadece bir eş değil, bir ömür bulmuş.

Aradığı o "mühürlü" sevgiyi 67.nci Tarsuslu Müzeyher Hanım’da bulmuş. Bu evlilikle birlikte huzuru, sadakati ve o çok özlediği “tamamlanmışlık” hissini yeniden tatmış. Şimdi Müzeyher Hanım’a bakışındaki o minnet ve derin saygı, günümüzün sabun köpüğü aşklarına adeta bir ders niteliğinde. Hanımının "ayağının türabı" olmayı erkekliğin şanından sayan gerçek bir centilmen o.

Hüseyin Amca’nın gençlere verdiği nasihatler ise tam bir hayat dersi:

  • “Mutlu bir evlilik istiyorsan önce sabretmeyi ve sevmeyi bileceksin. Karşındakini değiştirmeye değil, anlamaya çalışacaksın.”
  • “Alkol ve kumardan uzak durun; çünkü onlar sadece parayı değil, yuvayı ve ruhu da tüketir.”
  • “Eşinize kibar davranın; 'Erkeğim' diyerek hükmetmekle değil, eşini mutlu etmekle gerçek erkek olunur.”
  • “Hayatı sevin; ayağınız gitse de neşeniz gitmesin.”

Bugün tam 93 yaşında…

Ama yaş, onun için yalnızca nüfus kâğıdında yazan bir sayıdan ibaret. Koreli Hüseyin Amca hâlâ hayat dolu, hâlâ eşine bağlı ve hâlâ ailesine düşkün. Çocuklarını, insanları ve yaşamı seviyor; bunu söylemekten de asla çekinmiyor. Hayatı kendine has muzipliğiyle anlatıyor; bazen bir espriyle, bazen bir anıyla… Ancak her cümlesinde bir ders, her gülüşünde bir anlam saklı.

Bir ayağını kaybetmiş olabilir ama umudunu, neşesini ve sevme kabiliyetini hiç kaybetmemiş. Belki de bu yüzden, bazıları iki ayağıyla yürürken hayata yetişemezken; Koreli Hüseyin Amca tek ayağıyla hayata silinmez izler bırakıyor.

Bugün bu topraklarda nice genç umutsuzlukla boğuşurken, nice insan küçük sorunları devleştirirken; 93 yaşındaki bu koca çınar hepimize şunu hatırlatıyor: “Eksik olan beden değil, bakış açısıdır.” Hayat, yalnızca başımıza gelenlerden ibaret değildir; onlara verdiğimiz anlamdır asıl hayat.

Koreli Hüseyin Amca’nın öyküsü bir hikâyeden öte, bir duruştur. Ve o duruş, hepimize örnek olacak kadar güçlüdür. 93 yıllık tecrübenin süzgecinden geçerek bizlere şunu fısıldar: İnsanı ayakta tutan ne sağlam bir beden ne de büyük servetlerdir; insanı asıl yaşatan, kalbinde taşıdığı o sonsuz insan ve aile sevgisidir.

Yeter ki Koreli Hüseyin Amca gibi; başımızda ateşler yansa bile gülümsemeyi, şükretmeyi ve sevmeyi unutmayalım.