Mehmet Şimşek’in “Yükselen Türkiye Zirveleri” programında yaptığı konuşma tam anlamı ile “teknik doğrular kullanılarak gerçekleştirilen siyasi savunma” olarak nitelendirilebilir.
Konuşma “Enflasyon düşürülmeden kalıcı refah ve sürdürülebilir büyüme mümkün değil” iskeleti üzerine oturtulmuş. Yanlış değil, gerçekten enflasyon dizginlenmeden kalıcı bir refah ve sürdürülebilir bir büyüme mümkün değil.
Yüksek enflasyon bir ülkenin;

  • Tasarruflarını eritir
  • Ücreti eritir
  • Tüccarın bilançosunu altüst eder
  • İşsizliğin artmasına neden olur

Fakat;

  • Enflasyonu düşürmek için halkın tasarrufunu eriten vergi ve cezalar uygulanıyorsa
  • Vergi dağılımı doğru kurgulanmadığında tüccarın bilançosu altüst oluyorsa
  • Bilançosu altüst olan tüccar küçülmeye giderek işçi çıkarıyorsa
  • Üretim azalıyorsa
  • Yatırımcı öngörülemez bir piyasada yatırımlarını öteliyorsa
  • Tüccar ticaretten vazgeçip parasını vadeli hesap ve türevlerine aktarıyorsa
  • Bankalar da çeşitli kısıtlamalarla bu parayı ulaşılabilir krediye nakledemiyorsa

Kısacası makro ekonomi düzeltilmeye çalışılırken mikro ekonomi sarsılıyorsa tek başına enflasyonu düşürmek refahı sağlamayacaktır.
Mevcut ekonomik politikalar devam ettiği müddetçe belki enflasyon düşecek fakat enflasyon düştüğünde ticari işletmeler ve halk bu ekonomik sarsıntıdan aldığı darbeler nedeniyle uzun bir süre ayağa kalkmakta zorlanacaktır.
“Ekonomide acı reçete olmasaydı her şey daha kötü olurdu” cümlesinin doğruluk payı olsa da mevcut programın eksik yönleri mevcuttur.
Yani mesele yalnızca faizi artırmak, para kısmak, talebi bastırmak değildir.

  • Üretimde sürdürülebilir verimlilik lazım
  • Tarımda düzen lazım
  • Eğitimde kalite lazım
  • Sanayide dönüşüm lazım
  • Yatırım yaparken korkmayan yatırımcı için öngörülebilir bir iklim lazım.

Yüksek faiz ortamında parası olan bankaya yatırır. Banka bunu krediye çevirmekte zorlanırsa dolaşımdaki para çekilmiş olur. Dolaşımdaki para çekilirse harcama eğilimi düşer. Harcama eğilimi düşerse üretim azalır. Üretimin azalması işsizliği artırır. İşsizlik artarsa sosyolojik yapı bozulur.
Kaldı ki bu konu yalnızca ekonomi ile ilgili değil sosyoloji ve psikoloji ile de yakından ilgilidir.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde “kısa yoldan para kazanma” arzusu yüksek iken bu arzu suç oranlarını dahi artırır.
Adil olalım, ekonomi yönetiminin elinde kolay bir dosya yok. Hatta çok zor bir vaka ile karşı karşıyayız.

  • Dünya kırılgan
  • Enerji fiyatları oynak
  • Jeopolitik risk yüksek
  • Dış Pazarlar zayıf
  • Türkiye eski hataların faturasını ödüyor

Ama bu zorluklar halkın eksik bilgilendirilmesini meşrulaştırmaz. Bugün söylenmesi gereken en dürüst cümle şudur;
“Evet bazı göstergeler toparlanıyor. Ama hayat pahalılığı hâlâ ağır. Evet, yangın eskisi kadar büyümüyor. Ama evin içi hâlâ sıcak. Evet, mücadele sürüyor. Ama zafer ilan etmek için henüz erken.”
Ekonomide en tehlikeli şeylerden biri, sorunu olduğundan daha küçük göstermektir. Rakamlar düzeltilebilir ama güven düzelmez.
Son söz olarak;
Türkiye’nin ihtiyacı sadece düşük enflasyon değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, düşük enflasyonla birlikte adil gelir dağılımı, güçlü ve sürdürülebilir üretim, güven veren bir ekonomi ve hissedilen refahtır.