Anadolu’nun en karakteristik ağızlarından birine sahip olan Osmaniye, hitap şekilleriyle sosyolojik bir inceleme alanı sunuyor. Şehrin sokaklarında yankılanan "ede", "emmi" ve "gadanı alayım" gibi ifadeler, yerel halkın hiyerarşiden sevgiye, sitemden bağlılığa kadar tüm duygularını birer kültürel kod gibi içinde barındırıyor.
Kimliğin Sesteki Yansıması: Fonetik ve Samimiyet
Osmaniye ağzının temelini oluşturan ses değişimleri, konuşmanın ruhunu belirliyor. Uzmanlar, bölgedeki "k" sesinin "g"ye, "t" sesinin ise "d"ye dönüşmesinin dili daha yumuşak ve samimi bir forma soktuğunu belirtiyor. Bu fonetik yapı, hitapların sadece birer kelime değil, aynı zamanda karşı tarafa iletilen birer duygu yükü olmasını sağlıyor. Şehirde doğru hitap şeklini seçmek, toplumsal uyumun en temel kuralı olarak kabul ediliyor.
"Ede"den "Bibi"ye: Akrabalık Bağlarının Gücü
Osmaniye’de hitap kültürünün merkezinde aile ve saygı hiyerarşisi yer alıyor. Kan bağı olsun ya da olmasın, yaşça büyüklere "emmi", "bibi" veya "dezze" diye seslenilmesi, şehri devasa bir aile yapısına dönüştürüyor.
Özellikle erkekler arasında bir dayanışma sembolü olan "ede" kelimesi, hem ağabeyi hem de yol arkadaşını temsil ederek Osmaniye’nin simge sözcüklerinden biri olma özelliğini koruyor. Kadınlar arasındaki iletişimi canlı tutan "kele" ve "gı" gibi ünlemler ise konuşmanın duygusal ritmini ayarlayan unsurlar olarak öne çıkıyor.
Duanın ve Sitemin Dili: "Gadanı Alayım"
Şehrin hitap kültüründe dualar ve beddualar da geniş bir yer tutuyor. Fedakârlığın ve derin sevginin en saf ifadesi olan "gadanı alayım" kalıbı, Osmaniye halkının şefkatli yanını özetlerken; şaşkınlık anlarında yükselen "abo" ve "aabbavv" gibi ünlemler, bölge insanının dışa dönük ve enerjik yapısını yansıtıyor.
Ağıtlar: Acının Hitapla Buluştuğu Nokta
Osmaniye’nin sözlü geleneğinde ağıtlar, hitap dilinin en dokunaklı kullanıldığı alanlar arasında yer alıyor. Ölüm ve ayrılık gibi zorlu anlarda, ölen kişiye ya da gurbete giden geline yönelik seçilen hitaplar, bireysel acıyı toplumsal bir yas ritüeline dönüştürüyor. "Canım ana" veya "gözüm baba" gibi seslenişler, kaybın yarattığı boşluğu kültürel bir dayanışma ile doldurma çabası olarak görülüyor.




