Gökçedam Köyü, Osmaniye’nin sıradan bir yerleşim yeri olmaktan çok öte, binlerce yıllık tarih ile çağdaş yaşamın buluştuğu bir kesişim noktasıdır. Köyün kalbi sayılan Hemite (Amuda) Kalesi, Ortaçağ boyunca Bizans, Haçlı, Ermeni ve Memlük güçlerinin mücadelelerine tanıklık etmiş, Çukurova’nın en stratejik yapılarından biri olarak öne çıkmıştır.
Kalenin bulunduğu yüksek tepe, geçmişte düşmanı kilometrelerce öteden görebilmek için seçilmiş olsa da bugün ziyaretçilerine Çukurova’nın nefes kesici manzarasını sunuyor. Bu nedenle Gökçedam’ın güzelliği, yalnızca doğal estetikten değil; tarihsel katmanların, stratejik önemlerin ve kültürel hafızanın birleşiminden doğuyor.

Stratejik Ağın Sessiz Nöbetçisi: Hemite Kalesi
Hemite Kalesi, yalnızca bir savunma yapısı değil, aynı zamanda bölgesel bir iletişim merkeziydi. Toprakkale, Yılan Kalesi, Kastabala ve Bahçe Köyü Kalesi ile kurduğu görüş hattı, kaleyi Kilikya’nın askeri omurgasına dönüştürüyordu. Bu ağ sayesinde bölgedeki istilalara karşı hızlı koordinasyon sağlanabiliyordu.
Bugünse kaleden geriye büyük ölçüde harabeler kalsa da, doğu yönündeki kule dimdik ayakta duruyor. Bu tek kule, zamana meydan okuyan bir direniş simgesi olarak dikkat çekiyor. Kalenin taşlarında, yalnızca askeri geçmişin değil, aynı zamanda bölgenin edebi ve kültürel mirasının da izleri okunabiliyor.

Yaşar Kemal’in Köyü: Edebiyatla Taçlanan Kimlik
Gökçedam’ın ünü, yalnızca kalesiyle sınırlı değil. Türk edebiyatının usta ismi Yaşar Kemal’in çocukluk yıllarını geçirdiği bu topraklar, onun romanlarına ilham veren manzaraları barındırıyor. Yazarın eserlerinde sıkça rastlanan doğa betimlemeleri, feodal düzen eleştirileri ve insanın direnç hikâyeleri, Gökçedam’ın sert ama büyüleyici coğrafyasında hayat bulmuş durumda.
Bugün köy, “Yaşar Kemal’in köyü” olarak da anılıyor. Hemite Kalesi’nin yıkıntıları, Yaşar Kemal’in kelimeleriyle birleşerek yalnızca bir tarih anlatısı değil, aynı zamanda yaşayan bir edebi peyzaj sunuyor.
Köyün Günlük Yaşamı ve Kültürel Devamlılık
Gökçedam’ın güzelliği yalnızca kalede ve edebiyat tarihinde değil, köyün yaşayan kültüründe de saklı. Çukurova’nın tipik tarım ürünleri olan buğday, pamuk ve hayvancılıkla şekillenen yaşam, köyde hâlâ hissediliyor. Yerel evler, kerpiç ve taş malzemelerle inşa edilmiş, sade ama işlevsel mimarisiyle geçmişle bugünü yan yana getiriyor.
Köylülerin aktardığı sözlü tarih ve efsaneler, Hemite Kalesi’nin taşlarına yazılmayan hikâyeleri günümüze taşıyor. Bu anlatılar, bölgenin yalnızca bir “tarihi eser” değil, yaşayan bir kültürel hafıza merkezi olduğunu hatırlatıyor.

Koruma ve Turizm Arasında İnce Çizgi
Bugün Hemite Kalesi ve çevresi, ciddi altyapı eksiklikleriyle karşı karşıya. Elektrik, su ve ısınma imkanlarının olmayışı, kalenin hem korunmasını hem de turizm potansiyelini sınırlıyor. Ancak bu eksiklik, aynı zamanda alanın “bozulmamış” otantikliğini korumasına da yardımcı oluyor.
Uzmanlara göre, kalede yapılacak minimal ve doğaya duyarlı restorasyon çalışmaları, hem yapının çökmesini önleyebilir hem de ziyaretçilerin bilinçli bir şekilde bölgeyi deneyimlemesini sağlayabilir. Bu noktada sürdürülebilir turizm politikaları, Gökçedam’ın geleceği için kritik önem taşıyor.

Sonuç: Taş ve Sözle Yazılmış Bir Vakayiname
Gökçedam Köyü’nün güzelliği, yalnızca manzarasında değil, taşıdığı anlamlarda saklı. Hemite Kalesi’nin taşları bize bölgenin askeri ve jeopolitik geçmişini anlatırken, Yaşar Kemal’in sözleri bu taşlara bir ruh kazandırıyor. Köylülerin günlük yaşamı ise bu iki büyük mirası bugüne taşıyor.
Gökçedam, hem bir tarih kroniği hem de bir edebiyat destanı olarak, Osmaniye’nin ve Türkiye’nin kültürel haritasında özel bir yere sahip. Burayı ziyaret edenler, yalnızca bir köyü değil, taşla sözün birleştiği zamansız bir hikâyeyi keşfetmiş oluyor. bu habere tıklattıracak bir başlık bul





