Everest Dağı'na tırmanan ilk Osmaniyeli Orhan Gazi Çalık ile Skype üzerinden röportaj. Annesiyle çıktığı Japonya yolculuğunda bir ömürlük veda yaşadı. Şimdi onun hayalleriyle yürümeye devam ediyor.
"Bazı kadınlar ölmez, yolların tozuna karışır"
Osmaniyeli gezgin Orhan Gazi Çalık'la röportaj
Röportaj: Mustafa Düzenli – Vietnam, Ho Chi Minh / Skype üzerinden

38 ülke, 400’den fazla şehir, bir ömürlük vedalar…
Osmaniye’den çıkıp yollara düşen 50 yaşındaki Orhan Gazi Çalık, bazen bir çadırda, bazen bir tapınağın gölgesinde, bazen de bir metro istasyonunun sessizliğinde hayatla baş başa kalıyor. Onun yolculuğu, yalnızca harita üzerindeki rotalardan ibaret değil. Kaybedilenler, yeniden kurulan duygular ve annesiyle çıktığı o son yolculuk, bu hikâyeyi çok daha derin kılıyor.

Mustafa Düzenli: Geri dönmeyi hiç düşündün mü?
Orhan Gazi Çalık:
Bazen, evet. Özellikle bazı geceler, burnuma Osmaniye’deki çorba kokusu gelir gibi uyanırım. Annemin sesi, çocukluğum… Ama geri dönmek, eski ben’e dönmek olurdu. O çocuk, çoktan yola çıktı. “Yeter” dediğim anlar oldu. Ama sonra bir sokak kedisi göz göze geldi benimle, ya da tanımadığım biri simidini böldü — işte o an dünya tekrar evime dönüştü.
Ben dönmedim, ama yol hep beni bir yere bağladı.

Mustafa: Yolculukta en çok neyi kaybettin?
Orhan Gazi:
Sabrımı. Güvenimi. Ve en derin kaybım, annemdi…
Onun kaybından sonra hiçbir harita tam olmadı. Ama her eksilme içimde bir yankı bıraktı. Kaybettiklerimin yerine konan şeyler oldu: sessizliğin dili, kalabalıkta yalnızlık, yalnızlıkta çoğalma…
Yol bazı insanları götürdü, bazılarını getirdi. Ama bana en çok, kendimi eksilterek büyümeyi öğretti.

Mustafa: Sence sınır diye bir şey gerçekten var mı?
Orhan Gazi:
Sınır çizgilerle değil, korkularla başlar. Pasaporttan önce kafamızda kurarız o duvarları. Ama bir defasında, dilini bilmediğim bir kadın, bana çorbasını uzatırken gözleriyle “evimdesin” dedi.
O an fark ettim: İnsan dediğin aynı gözyaşında yıkanır.
Sınır haritada bir çizgidir, kalpte yer bulamadığında anlamını yitirir. Bir tebessüm on ülkeyi geçer, bir teşekkür on dili…

Mustafa: En çok nerede kendin oldun?
Orhan Gazi:
Varanasi’de, ölümün yaşamla yan yana olduğu o kutsal kıyıda.
Kyoto’da sabahın sisine karışan tapınak taşlarında…
İsfahan’da, mozaiklerin arasında yürürken…
Beni en çok ben yapan bir şehir değil; “hiç kimse olmaktan korkmadığım anlar” oldu.
Her şehir, içimde eksik bir parçayı tamamladı.

Mustafa: Peki yol sana neyi öğretemedi?
Orhan Gazi:
Vedalara alışmayı…
Her ayrılık, hâlâ bir parçamı yolda bırakmak gibi.
Hâlâ çay içmeden vedalaşanlara kırgınım.
Yol bana sabrı, paylaşmayı, yokluğu öğretti ama “her şey geçer” yalanına tam inandıramadı.
Gülümsememe rağmen içimde hep bir eksiklik, kalmayı seçmeyenlere küçük bir küskünlük kaldı.

Mustafa: Osmaniye’den çıkan bir çocuk Japonya’da ne arar?
Orhan Gazi:
Belki önce kaçıyordum.
Ama sonra her adım bir arayışa dönüştü.
Ne aradığımı bilmeden çıktım yola ama her yerde kendime bir ayna tuttum.
Japonya’da bir tren istasyonunda ayaklarımın altındaki sessizlikte fark ettim:
Yolculuk, kaçmak değil.
Yolculuk, yürümeye cesaret edebilmekmiş.
Ve ev, bazen ayak izinde gizliymiş.

“Üç haftalık bir sessiz vedaydı annemle Japonya…”
Mustafa: Annenle yaptığın Japonya yolculuğu… Sanki bir ülkeye değil, bir vedaya gitmiş gibisin?
Orhan Gazi:
Aynen öyle. Biz aslında Japonya’ya değil, birlikte çocukluğuma döndük.
Tokyo’nun kalabalığında annemin yüzünde bir dinginlik vardı… Sanki dünyayı ilk değil, son kez görüyordu.
Kyoto’da tapınaklarda dua ederken, başını eğdi… O an dua etmiyordu belki de; beni, kendisiz bir zamana bırakıyordu.
Nara’da geyiklere bisküvi verirken kahkaha attı. O kahkahayı cebime koydum. Çünkü o gülüşte, kalbinin ne kadar kırılgan olduğunu duydum.
Hiç “gidiyorum” demedi. Ben de “kal” diyemedim. Ama her gün biraz daha ayrıldık.
Bir gün çok gitmek istediği Özbekistan’a gidemedik mesela…
Şimdi ben onun yerine gidiyorum.
Mustafa: Son bir cümleyle sorayım: Annen bugün seni nerede izliyordur sence?
Orhan Gazi:
Bilmiyorum ama şundan eminim:
Bazı kadınlar ölmez.
Yolların tozuna karışır.
Ve her sabah bana gökyüzünden göz kırpar.