Şamanizmin geçmişten gelen kadim bilgeliği, bugünün karmaşasında hâlâ bir yol gösterici olabilir. Belki de eksik olan tam da budur!
Günümüzde artan bireysel bunalımlar, doğadan kopuş ve ruhsal arayışlar, insanlığı kadim inanç sistemlerine yeniden yöneltiyor. Bu sistemlerin başında ise eski Türk toplumlarının ruhani omurgasını oluşturan Şamanizm geliyor. Birçok kişi için gizemli, folklorik ya da sadece geçmişe ait bir inanç gibi görünse de, Şamanizm aslında hâlâ yaşayan ve etkilerini sürdüren bir dünya görüşüdür.
Doğa ile Kurulan Kutsal Bağ
Şamanizm, doğanın canlı ve ruhani bir varlık olduğuna inanır. Dağların, nehirlerin, ağaçların, hayvanların ve hatta taşların bile birer ruhu vardır. Bu anlayışa göre insan doğanın sadece bir parçası değil, onunla sürekli iletişim halinde olan bir canlıdır. Eski Türkler, bu iletişimi sağlayan kişilere "şaman" ya da "kam" derdi. Şamanlar toplumun hem doktoru, hem büyücüsü, hem de rehberiydi. Ritüellerle hastaları iyileştirir, kaybolan ruhları bulur ve doğaüstü varlıklarla bağlantıya geçerek insanlara yön gösterirlerdi.
Şamanlar: Ruhlarla İnsanlar Arasında Aracılar
Bir kişinin şaman olabilmesi için yalnızca yetenekli olması yetmezdi; ruhlar tarafından “seçilmesi” gerekirdi. Bu seçiliş, genellikle ağır bir hastalık, halüsinasyonlar ya da inzivayla kendini gösterirdi. Bu süreç “şaman hastalığı” olarak bilinir ve şamanın ruhsal dünyaya adım atmasının ilk evresiydi. Şamanlar, trans haline geçerek diğer âlemlere yolculuk yapar, ruhlardan bilgi alır ve bu bilgileri topluma aktarırdı.
Üç Âlem ve Kozmik Yolculuk
Şamanist dünya görüşünde evren üç katmandan oluşur: Gök, Yer ve Yeraltı. Gök ilahi varlıkların, yer insanlar ve hayvanların, yeraltı ise kötü ruhların ve ölülerin mekânıdır. Bir şaman, ayin esnasında bu üç âlem arasında seyahat edebilir. Ancak hiçbir şaman göğe çıkmadan önce yeraltına inmeden yolculuğunu tamamlayamaz. Bu sembolik geçiş, insanın karanlık yönleriyle yüzleşmeden yükselişe geçemeyeceğini de anlatır.
Ritüeller, Davullar ve Sembollerle Anlatılan Bir Dünya
Şamanlar, kendilerine özgü kıyafetler, tüyler, kemikler ve hayvan postlarıyla donanırdı. En önemli araçları ise davullarıydı. Şaman davulu, yalnızca müzik aracı değil; aynı zamanda evrenin bir minyatürüydü. Üzerindeki çizimler, yıldızlar, gök cisimleri ve ruhlar âlemini temsil ederdi. Davula her vuruş, aslında kozmik bir kapının çalınmasıydı.
Bugüne Yansıyan İzler
Şamanizmin izleri bugün hâlâ Türk kültüründe yaşamaya devam ediyor. Türbelere çaput bağlama, su dökerek uğurlama, nazar boncuğu, fal bakma, kurban adama gibi uygulamalar aslında Şamanist ritüellerin halk arasında devam eden yansımalarıdır. Hatta bazı Alevi-Bektaşi ritüellerinde, kadın-erkek yan yana ibadet edilmesi, cem ayinlerinde semah dönülmesi gibi uygulamalar da bu kadim inanç sisteminin İslami pratiklerle harmanlanmış hali olarak kabul edilir.
Ruhsal Boşlukta Kadim Bilgelik Arayışı
Günümüz dünyasında hızla büyüyen şehirler, sanal dünyalar ve betonlaşan hayatlar, insanı doğadan ve kendisinden uzaklaştırıyor. Bu kopuş, modern bireyi yalnızlaştırıyor. Tam da bu noktada, doğayla barışık, ruhsal dengeyi önceleyen Şamanizm gibi kadim sistemler yeniden ilgi çekmeye başlıyor. Özellikle doğayla yeniden bağ kurmak isteyen genç kuşaklar, yoga ve meditasyonun yanı sıra şamanik nefes çalışmaları, ruhsal arınma ritüelleri gibi uygulamalara yöneliyor.
Bilimsel Değil, Ama Değersiz de Değil
Elbette Şamanizm bilimsel anlamda kanıtlanabilir bir sistem değildir. Ancak insanlık tarihinde milyonlarca kişinin inandığı ve yaşadığı bir kültürel hafıza ve ruhsal sistem olarak incelenmeyi hak eder. Bugün hâlâ Orta Asya'nın bazı bölgelerinde yaşayan Türk toplulukları arasında şaman ayinlerine rastlamak mümkün. Belki de modern dünyada kaybettiğimiz şeyin adı “şaman” değil; ama onun temsil ettiği doğallık, denge ve ruhsal derinliktir.