Sinema salonlarının Christopher Nolan’ın Odyssey filmi ve Spider-Man: Brand New Day sayesinde dolup taştığını görmek bir sinemasever adına çok umut verici bir olay. Karantinayla birlikte dijital platform çağına girdiğimizi düşünmüştüm. Fakat sinema döndü. Küllerinden doğdu. Fazlasıyla iyi filmlerle hem de. Mayıs ayında Obsession ve Backrooms ile ülkemizde çok genç seyirci sinemalara koştu. Haziran ayında Toy Story 5 ile çocuk seyirci sinemaya koştu. Temmuzda da birkaç harika filmle yaz aylarını coşturdular resmen. Bakalım ağustosta bizi neler bekliyor.

Ağustos ve eylül aylarında vizyona girecek filmlere geçmeden önce konuşulması gereken birkaç filmden bahsetmesek olmaz. Şu an hâlâ çoğu sinemada vizyonda olan Odyssey filminin sunduğu mitolojik hikâyeyi sinemada deneyim etmenizi öneriyorum. Gerçek dışı bir deneyim hazırlamış Christopher Nolan. Hiç bildiğimiz mitolojik filmlere benzemiyor. Bambaşka bir deneyim. Nolan bile belki de bunun üstüne çıkamaz. Hangi parantezde incelersek inceleyelim, her anlamda çok iyi bir iş ve son yılların en iyi sinema deneyimi. Kesinlikle zaman ayırıp bu filme gitmelisiniz.

Diğer bahsedeceğim iş, Spider-Man: Brand New Day. Son 3 Spider-Man filminin başarısızlığından şikayetçi olan Marvel hayranları bu filme dört kolla sarılacaktır. Duygusal, yer yer eski Spider-Man filmleriyle benzer tonda (hatta belki daha dramatik) bir hikâye. Marvel’ın son yıllardaki boş işlerinin yanında, bahsedilmesi gereken bir yapım olduğunu düşünüyorum.

Son olarak iki korku filminden bahsedeceğim. Birisi Evil Dead Burn. Evil Dead serisinin son halkası olan Evil Dead Burn, gerçekten sinemada izlediğim en korkutucu film olma özelliğini taşımasıyla benim için özel bir film. İçerdiği şiddet dozu rahatsız edebilir, şimdiden uyarayım. Diğer filmimiz de mayıstan beri vizyonda olan ve Türkiye'de aşırı popüler olan bir serinin ilk filmi: Backrooms. Aslen bir kısa filmden başlayan seri, 19 yaşında bir yönetmenin elinden çıkmasıyla özel bir iş olduğunu hissettiriyor. Obsession ile beraber genç yönetmenlerin geldiği noktayı, bir yönetmen adayı olarak fazlasıyla ilham verici buluyorum. Backrooms ve Evil Dead Burn hâlâ sinemaları işgal etmiş durumda. Toplumun korku filmlerine bakış açısını fazlasıyla değiştirmeleri korku seyircisini memnun ediyor. İzleyip izlememek tamamen size kalmış ama korku filmlerine biraz bile ilginiz varsa Evil Dead Burn’e şans verin derim ben. Backrooms’u da ayrı bir yazıda konuşmak isterim.

Artık ağustostan eylülün sonuna kadar çıkacak filmleri konuşalım. Beklemeye değer işlerden başlayayım. Tarihe göre ilerleyeceğim.

The End Of Oak Street

The End of Oak Street


Uzun zamandır sinemada kaliteli dinozorlu film izlemeyenler burada mı? Eskiden Jurassic Park filmleriyle büyümüş ve Jurassic World’ün ilk dönemine bir nebze yetişmiş olan nesle göre bir film var karşımızda. Aniden meydana gelen gizemli bir kozmik olay, Oak Caddesi’ni sıradan banliyö yaşamından koparıp tamamen bilinmeyen bir yere taşır. Bu yeni düzende Platt ailesi, hayatta kalabilmenin tek yolunun birbirlerine sıkı sıkıya kenetlenmek olduğunu keşfeder. Tanınmaz hâle gelen çevrelerinde yollarını bulmaya çalışırken, aile bağları onların en büyük gücü ve tek sığınağı olacaktır. Dinozorlarla dolu bir sokakta hayatta kalabilecekler mi? Filmin başrolünde Obi-Wan Kenobi olarak bildiğimiz Ewan McGregor ve Batman filmlerinden Catwoman olarak tanıdığımız Anne Hathaway var. Yönetmen koltuğunda ise ünlü korku filmi It Follows’un yönetmeni David Robert Mitchell oturuyor. İzlenmeye değer ve seyir zevki yüksek bir iş olduğunu duydum. Gidilmesi gereken işlerden gibi duruyor, bu ayın aksiyon ve gerilim yükünü sırtlıyor.

The Invite

The Invite (Davet)


Diğer ismiyle Davet, bu yıl çıkan The Drama filmine oldukça benziyor. Önce The Drama’dan bahsetmek istiyorum çünkü bu filmle olan benzerliğini iki filmi de anlatarak açıklayabilirim ancak. The Drama’yı kesinlikle izlemeniz gerek; senenin en eğlenceli ve sosyolojik kara komedisi. Kusursuz sayılabilecek bir çiftin, evlenmeye günler kala iki taraftan birinin geçmişiyle alakalı bir sırrı duymasıyla evliliklerinin uçurumdan aşağı yuvarlanmasını anlatıyor. İki taraf da büyük bir krize giriyor, birbirlerini kışkırtıyorlar. Oldukça yüksek tempolu bir film. Her neyse, The Invite ile benzerliği şu: İlişkiye yabancılaşmak. İki film de ilişkiye yabancılaşmanın ne kadar mümkün ve ani bir şey olduğunu anlatıyor. İki insan aynı çatı altında durup aynı evi geçindirirken birbirinden soğuyabilir mi? The Invite filmi tam olarak bunu anlatıyor işte. Şimdiden uyarayım, The Invite herkese göre bir film değil. Bildiğiniz kara komedi filmlerinden de değil. Biraz garip bir konuyla yaklaşıyor bu duruma. Aynı The Drama gibi oldukça gerilimli bir film. Aslında tüm film, Gibi dizisinin bir bölümü gibi hissettiriyor resmen. Benzer atmosfer ve basit bir konunun ne kadar ileriye gidebileceğini bize gösteriyor. Konusundan bahsedeyim: Joe ve Angela'nın evliliği iyi gitmiyordur. Birbirleriyle olan iletişimsizlik onları bu evliliğe yabancılaştırmıştır. Angela, geceleri çıkardıkları gürültüden rahatsız oldukları üst komşuları Pina ve Hawk’u akşam yemeğine davet eder. Amacı hem onlarla yüzleşmek hem de kocası Joe'ya pasif-agresif bir ders vermektir. Pina ve Hawk birbirine karşı tamamen dürüst bir ilişki yaşamaktadır. Onların bu aşırı açık sözlü tavırları ve kuralsız yaşamları, bizim çiftin kendi aralarındaki tüm yalanları ve bastırılmış duyguları masaya dökmesine neden olur. Birkaç itirafın neden olduğu karmaşayı izleriz. Film oldukça iyi duruyor. Bu yazıyı yazarken daha izlememiş olsam da kadrosu ve hikâyesi müthiş. Merakla bekliyorum ve kesinlikle gideceğim.

Coyote, Acme’ye Karşı

Coyote, ACME’ye Karşı - 28 Ağustos


Sonunda aileyle gidilecek bir film öneriyorum. Çoluk çocuk bütün ekip gidilecek absürt ve eğlenceli bir film. Looney Tunes animasyonuyla büyümüş çok insan tanıdım. Benim bu yaşımda hâlâ yemek yerken izlediğim animasyon dizilerinden biridir. Filme yetişkinler de gidebilir çünkü çok orijinal bir konusu var. Wile E. Coyote’nin ezeli rakibi Road Runner’ı yenmek için kullandığı ACME Corporation malzemelerinin sürekli bozuk çıkması ve Coyote'ye zarar vermesiyle Coyote'nin ACME şirketine dava açmasını konu alıyor. Filmde John Cena, Bugs Bunny, Daffy Duck gibi birçok Looney Tunes karakteri yer alıyor. Film dünyamızda geçiyor, yani animasyon değil. Oldukça absürt ve eğlenceli bir film olduğu şimdiden belli oluyor, fragmanı bile komik. Kesinlikle pazar akşamları aileyle gidilecek filmlerden biri.

The Dog Stars

The Dog Stars - 28 Ağustos


Çok ilgimi çekmese de Ridley Scott filmi olduğu için yer vermek istedim. Koskoca Blade Runner yönetmeni, son yıllarda kötü filmleriyle nam salmakta. Hatta bana sorarsanız son iyi filmi The Last Duel idi. Hikâye, yıkıcı bir virüs salgınının insanlığın çoğunu yok ettiği kıyamet sonrası bir dünyada geçer. Hayatta kalan sivil pilot Hig, köpeği ve silahlı eski bir deniz piyadesi komşusuyla terk edilmiş bir havaalanında yaşarken, radyodan duyduğu gizemli bir sesle daha iyi bir hayat umuduyla tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Kıyamet sonrası filmleri sevdiğim için radarıma aldım, kötü bir film çıkmayacağını düşünüyorum. Efsane kadrosunda Jacob Elordi, Josh Brolin, Margaret Qualley ve Guy Pearce yer alıyor.

Fall 2 Deadpoint

Fall 2: Deadpoint - 2 Eylül


(Not: Kronolojik sıraya uyması adına ve vizyon takvimi mantığıyla metnindeki "2 Ağustos" ibaresini "2 Eylül" olarak düzelttim).
İlk filmin aslında çok benzeri ama farklı bir mekânda geçeni denebilir. İlk filmden sürprizbozan (spoiler) vermemek için konusundan çok bahsetmeyeceğim. İlk filmle bağlantılı bir film. Tayland'daki Kwan-in Dağı'nda cesur bir tahta yürüyüşü yapmaya karar veren ikili, kısa süre sonra bir kaya kayması ve tsunami sonrasında 3.000 fitten fazla yükseklikte mahsur kalır ve hayatta kalmak için birlikte çalışmak zorundadır. İlk film gibi tansiyonu yüksek bir film olacaktır. Yükseklik korkusu olanların bu filmleri izlerken iki kere düşünmesi gerek bence. Gerçekten o yükseklikten korkutma hissini fragmanda bile verip tüyleri diken diken ediyorsa, filmde ne izleyeceğiz tahmin edemiyorum. Kesinlikle beklediğim filmlerden.

Ice Cream Man

Ice Cream Man - 4 Eylül


Eli Roth yönetmenliğinde şiddetli bir film var yine. Sakin bir yaz kasabasına gelen gizemli bir dondurmacının çocuklara sunduğu tatlı ikramların ardından kasaba halkının ve çocukların kana susamış birer manyağa dönüşerek kaosa ve deliliğe sürüklenmesini anlatıyor film. 1995 yapımı kült filmin yeniden yorumunu nasıl bir manyaklıkla işleyecekler şahsen merak ediyorum.

Resident Evil

Resident Evil - 18 Eylül


18 Eylül'e kadar çok da kaliteli filmler çıkmıyor. Cin filmleri ve düşük bütçeli, hatta çoğu yapay zekâyla yapılmış animasyon filmleri var sadece. “Bu sene de ne kadar çok korku filmi çıkıyor ya!” dediğinizi duyar gibiyim. Ama cidden öyle. Bir korku izleyicisi olarak ben bile yetişemedim. Resident Evil, 2000'lerde çıkan filmleri aklınıza getiriyor ama bu sefer öyle bir film değil. Saf bir oyun uyarlaması izleyeceğiz. Weapons filmiyle gündem olan Zach Cregger’ın bu yeni filminin konusu ise şöyle: Bryan, yoğun bir kar fırtınasının ortasında Raccoon City Hastanesi'ne bir teslimat yapmak üzere yola çıkar. Şehre ulaştığı sırada ölümcül bir virüs patlak verir. Teslimat yapmaya çalışan Bryan, bir anda etrafını saran mutasyona uğramış zombilerle dolu kâbus gibi bir gecede kesintisiz bir hayatta kalma mücadelesinin içine düşer. 2. oyun ile aynı zaman diliminde geçen film, Resident Evil hayranları için paha biçilmez bir yapım olacak gibi. Bu yıl gerçekten korkuya doyduk.

Mutiny

Mutiny - 25 Eylül


Jason Statham tutkunları burada mı? Şahsen aksiyon gurmesi değilim ama tanıdığım aksiyon gurmelerinin hepsinin Jason Statham’ı ne kadar sevdiğini biliyorum. Ünlü bir iş adamının ölümünden sorumlu tutulup kaçak durumuna düşen eski bir polisi izliyoruz. Eski polisimiz asıl katili bulmak için bir yolculuğa çıkar. Yine bize adrenalin yükleyecek bir iş olacağı belli. Şu adamın filmlerini beynimin yarısını kapatarak izlemeyi çok seviyorum. Kafayı dağıtıyor resmen. Tavsiye ederim.

Yazımın sonuna geldim. Ağustos ve eylülde sinemaya gidecek çok türde iş var. Çoğuna şans vermenizi öneririm. Çarşamba günleri sinema günü olduğu için sinema artık pahalı bir hobi değil. Ekim ve kasım ayları oldukça dolu duruyor. Umarım güzel bir sinema yılı olarak kapatırız. Şimdilik çok çok iyi gidiyor; Project Hail Mary'siyle, 28 Years Later'ı ile akılda kalıcı bir yıl cidden. Bu yazıda size neredeyse 20 film önermiş oldum. Şimdiden iyi seyirler!