(Osmaniye bölgesinin jeolojik ve fizyolojik tarihinden kesitler)
Ceyhan Irmağı Elbistan'ın kuzeyinden doğar, Maraş, Osmaniye ve Adana topraklarını aşarak Akdeniz'e dökülür. 509 km uzunluğundadır. İki bin yıl önceki adı Pyramos'tur. Bin yıl önce Asya'dan gelen Oğuz ve Kıpçak Türkleri, geldikleri yerdeki Seyhun ve Ceyhun ırmaklarına anımsatma olarak Çukurova'da bulunan iki ırmağa, Seyhan ve Ceyhan adlarını vermişlerdir.
Tarihçiler, 'Mısır Nil Nehri'nin bir armağanıdır,' derler. Çukurova da Ceyhan, Seyhan, Berdan ve Göksu ırmaklarının armağanıdır. Bir Kızılderili şöyle der; 'Evrende ve yeryüzünde neye baksam kendimi görüyorum,' der. Yeryüzünde; su, denizler ve ırmaklar çok önemli ve hatta yaşamsal ve de kutsaldır. Yine Şaman ve Kızılderililerde bir tanımlama; 'Evrende ve yeryüzünde her şey canlıdır ve bunların bütünü tanrısal bir olguyu oluşturur.' Bu anlamda su ve Ceyhan Irmağı da canlıdır, yaşamsaldır. Irmaklar da doğar, büyür, gelişir, aşkları olur, yaşlanır ve hatta değişir (ölür).

Bu anlamda Ceyhan Irmağı'nın da yaşı olur, anıları ve maceraları da olur. Bırakın bir ırmağı, uzmanlar Güneş'in yaşının da 4.6 milyar yıl olduğunu söylüyorlar. Dünya'nın da yaşının 4.4 milyar yıl olduğunu söylüyorlar. Bir ırmağın da doğması, oluşması için onun üzerinde oluştuğu toprağın oluşması gerek. Uzmanlar bugünkü Anadolu topraklarının yerinde Tetis denen bir okyanus olduğunu, bu okyanusun zamanla dışarıdan sürüklenen olgularla büyük bir tortu maddesi ile dolduğunu, bunun da kara parçalarının dünya magması üzerinde uzun zamanlarda kayarak karaların, kıtaların şekillendiğini tespitliyorlar. Bu anlamda 50-60 milyon yılda Anadolu topraklarının oluştuğu ve bu kıtalar arası baskı ve kayaçların sonunda da 40-45 milyon yıllarda da Toros ve Amanos Dağları'nın oluşmuş olabileceğini tespitliyorlar. Bu durumu neden anlattık; en azından kara parçaları oluşacak ki hava ve su sirkülasyonu sonucu yağışlar, pınarlar vb. oluşarak ırmaklara dönüşsün. Bu anlamda Ceyhan Irmağı da en fazla kırk milyon yıldan beri var olmaktadır. Yani Ceyhan Irmağı 30-40 milyon yaşındadır diyebiliriz.
Üstte söylediğimiz gibi Elbistan kuzeyinden doğan Ceyhan Irmağı, Maraş bölgesindeki çok sarp dağları aşarak ve adeta doğal bir sur durumunu andıran Amanos Dağları'nı aşması için büyük maceralar yaşaması gerek. Ayrıca çok erozyonlu olmalı ki öyledir.
En eski binyıllardan bu yana insanlar kendilerine çok yarar sağlayan ırmakları canlı görmüş ve onlara tanrısal özellikler yüklemişlerdir. Irmağın kendisi tanrıdır, Irmak tanrısı vardır, adı da Pyramos'tur. Pyramos'un aşkları da vardır. Çeşitli çağlarda egemenler paralarına ve ongunlarına Pyramos'un resmini basmışlardır. Pyramos'un aşkları ve onun tasvirleri uzun uzun anlatılır. Heykelleri yapılır.
Bu durum dünyanın çeşitli yerlerinde de böyledir. Sadece Hindistan'daki Ganj Nehri'ne ora insanlarının verdiği özellikleri çoğumuz biliriz. İnsanların Ganj Nehri'ne parmağını değdirmesi bile önemlidir. Orada yıkanması, toplu yıkanmaları önemlidir.

Ceyhan Nehri, Maraş bölgesindeki sarp dağlarda ve 2500 metre yüksekliğe çıkan (Düldül Dağı) Amanos Dağları'nı öylesine oymuş ki dev birer sanat harikasına döndürmüştür. Bu ırmağın üzerine bir elin parmakları kadar görkemli barajlar kurmuşlardır. Ayrıca bu ırmağın Ahır Dağları'nda, Amanos Dağları'nda, Toros Dağları'nda çok sayıda yan ırmaklar, çaylar, dereler, pınarlar vardır ki etrafını oya gibi örmüşlerdir.
Ceyhan Irmağı hangi çağlarda kim bilir hangi uygarlıklarca nasıl kullanılmıştır. Ürünleri sulama işin bir yanıdır. Başkaca bu ırmak ve kolları taşımacılıkta çok kullanılmıştır. Çok eskileri bir yana MÖ bin, bin beş yüz yıllarında Doğu Akdeniz'deki Tur'lular (Fenikeliler) Ceyhan Irmağı'ndan gemi ve kayıklarla girerek ticaret malları getirip götürmüşlerdir. Daha özelde söylersek MÖ bin yıllarında Tur (Fenikeliler) büyük yelkenli gemilerle bugünkü adıyla Misis'e kadar geliyor, oradan daha hafif teknelerle bugünkü Osmaniye'nin Hemite ve Araplı (Cevdetiye) yerleşim alanlarına gelip halkın ürettiği baharatları, zeytin yağlarını, pekmezleri, balları, hayvan ürünlerini, şarapları, keresteleri, meyve kurularını vb. vb. keçi tulumlarına ve toprak testilere ve hamzanlara yükleyerek dünyanın çok yerine götürüyorlardı. Ya da bu dünya çapındaki tüccarlar ırmaktan gelirken küçük teknelerle geldiklerini söylemiştik. Ancak geri giderken işleri ve yük taşıma kapasiteleri çok daha kolay ve kapsamlı idi. Neden ve nasıl? Kelek dedikleri bir sistemle yapılıyordu bu işlemler. Nedir kelek, açıklayalım;
Koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanların derileri tüm olarak sıyırılır, temizlenir, tabaklanır, ön ve arka kol bölümleri iplerle bağlanır. İçlerine hava üflenir, bu şişirilmiş deriler yan yana getirilerek istenilen büyüklükte yine iplerle bağlanır. Kare ya da dikdörtgen platform haline getirilir. Üzerleri istenilen kalınlıkta tahtalarla kaplanır ve onların üzerine de kendileri ve yükleri yerleştirilir. Yukarıdan aşağıya ırmağa bırakılan yüklü kelekler üzerindeki görevlilerce yön verilir. Bu görevliler ellerindeki uzun ağaç sırıklarla ırmaktaki keleği yönlendirir. Yani kelek sağa fazla yaklaşmışsa elindeki sırığı yan ve yere bastırarak keleğe yön verir. Osmaniye sınırındaki Araplı ve Hemite köylerindeki limanlardan keleklerle götürülen yükler Misis kent limanlarında büyük yelkenli gemilere yüklenir ve dünyaya taşınır.
Buraya bir not; Osmanlılar ve Cumhuriyet döneminde 1945 yılına kadar Orman İşletme Müdürlükleri Ceyhan Nehri ve kollarından ırmağa bıraktıkları sedir ağacı kütüklerini Misis dolaylarında yakalarlar ve oradan gemilerle taşırlardı.
Şimdi gelelim Ceyhan Irmağı'nın başka bir macerasına; Bu ırmak kim bilir ilk çıktığı yerden Akdeniz'e döküldüğü yere kadar hangi tarihlerde hangi yönde hangi kanallarda aktı. Bu durumu tümden bilemeyiz ya da o kadar araştırmadık. Ancak bildiğimiz bir durum var. Amanos Dağları'nı yararak ovaya inen Ceyhan Nehri, bugünkü adlarıyla Osmaniye bitişiğindeki Araplı (Cevdetiye) kent ve köyünden, Sakızgediği köyü ve Toprakkale ilçesi batısından, Kısık dediğimiz boğazdan geçerek, bugünkü Erzin batısından yani eski Epiphaneia antik kentinden geçerek Burnaz köylerini aşıp Körfez'e dökülür. Peki bu anlatılan durum ne zamana kadar sürdü? Günümüzden 10-12 bin yıl önceye kadar. Peki bu 10 bin yıl önce ne oldu? Ceyhan Irmağı birilerinin bir macerası sonucu kendisi de bir macera yaşayarak kendi yatağını değiştirdi. Nereye ve nasıl? Peki Ceyhan Irmağı'na yatağını değiştiren karşıdaki macera neydi?

Bugünkü adlarıyla Osmaniye / Toprakkale ilçesi / Türkmen beldesindeki Tüysüz Yanardağı şiddetli lavlar püskürtmeye başladı... Bu on bin yıllık Tüysüz Yanardağı geniş bir alana lav taşları püskürterek o alandaki toprak kütlesini biraz da olsa kabarttı. Böylece şimdiki adı Ceyhan Irmağı olan canlı yapı, denize ulaşmak için Toprakkale / Türkmen beldesi, Lale Gölü, Azizli ve bugünkü Ceyhan kent merkezinden, geniş göller ve bataklıklar oluşturarak Misis bataklıklarıyla Akdeniz'e ulaştı. (Bu son bilgiler, Çukurova Üni. Jeoloji Müh. Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Çetin ile yaptığımız uygulamalı çalışmalardandır.)
Ceyhan Irmağı'nın bu konudaki maceralarına devam edelim. Osmaniye'nin hemen kuzey bitişiğindeki Sakızgediği köyündeki Tüysüz Yanardağı'na göre daha küçük çaplı volkan ve depremlerle toprağın kabarmasıyla Ceyhan Irmağı yeniden yatak değiştirdi. Bu yatak şimdiki adıyla Osmaniye'nin bir mahalle/köyü olan Araplı / Cevdetiye'den kuzeye Kadirli yönüne doğru akarak geniş bir kavis çizerek Anavarza yakınlarından güneye dönüp bugünkü Ceyhan kentinde kendi bir önceki yatağında yeniden yoluna düştü ve Akdeniz'e.
Ceyhan Irmağı'nın küçük bir macerasını daha söyleyelim; Bu ırmak Osmaniye yakınlarından Kadirli yönüne yani kuzeye yöneldiğinde Amuda / Hemite / Gökçedam yerleşim ve dağına geldiğinde, bugünkü Hemite Kalesi yüksekliğini aşmak için önce Bahçe köyü tarafına yönelmiş ve çok güzel bir kıvrım yaparak tekrar batıya yönelmiştir. Sonraki yüzyıl ya da binyıllarda bugünkü Hemite / Amuda köyünde o güzelim manzarayı oluşturarak aynı yoluna devam etmiştir.
Not; Bugün Yaşar Kemal'in köyü olan Hemite'de Ceyhan Irmağı düz ovada bir dağın eteğinde tatlı bir göl oluşturur, gölün etrafı geniş çayır ve çimenlikler ve gölün ortasında da küçük bir ada ve adada her türlü bitki örtüsü ve bu mini fundalıkta da doğal bir kuş cenneti. Bu Ceyhan Irmağı, yanındaki dağ, dağdaki Amuda Kalesi, ırmağın içindeki ada ve ormanı, ormandaki kuluçkaya yatan kuşların dünyası, ırmak kenarındaki çimenlikler... ve bunların etrafında da Yaşar Kemal Kültür Kompleksi. Burada Y. Kemal Kültür Evi, İnce Memed heykelleri, çocuk oyun alanları, kuş gözlem evi, park, kafeteryalar vb. ile bulunur.
Şimdi geri dönelim Ceyhan Irmağı'nın on (10) bin yıllık akış yönü macerasına. Amanos Dağları'ndan inen Ceyhan Irmağı, Osmaniye'yi teğet geçerek Toprakkale / Türkmen kasabası, Kısık'tan geçerek tarihi Epiphaneia kenti içinden geçerek Burnaz Körfezi'ne dökülür demiştik. Tüysüz Yanardağı'nın kabarmasıyla ırmak kuzeye ve batıya yöneldi. Ancak o tarihlerde şu andaki Osmaniye kent merkezi, şu andaki Çardak köyü merkez olmak üzere büyük bir göl olarak bulunuyor. Bu gölü bugünkü adlarıyla Bahçe ilçesinden gelen Hamıs Çayı, Kaypak bölgesinden gelen çay, Çona-Yarpuz'dan gelen çay, Çardak ve Zorkun'dan gelen Karaçay çayları besliyor. Yine o zamanlar Osmaniye'nin hemen kuzeyindeki Nohuttepe ve Kumarlı köyleri gediği aşınmış değil yani Osmaniye – Çardak köyü merkezli göl yerinde duruyor. Bu göl ve onu besleyen çaylar Osmaniye'nin hemen batı mahallesinden yani bugünkü Karaçay yatağından, Toprakkale Kalesi'nin bitişiğinden Kısık bölgesinden, Erzin tren istasyonu yani bugünkü İssos Epiphaneia kentinin içinden Erzin Ovası'nı geçerek Burnaz'dan denize dökülmeye devam ediyor. Yani on bin yıl önce Ceyhan Irmağı Toprakkale, Kısık, İssos Epiphaneia kentinin içinden denize dökülürken... Bu Osmaniye / Çardak merkezli gölün suları da ona Toprakkale'de birleşerek akıyordu. Uzun söylediğimiz gibi Ceyhan Irmağı Tüysüz Yanardağı vasıtasıyla alanı yükselttiği için yatak değiştirmiş ancak ---önemlidir ki--- Osmaniye gölünden çıkan akarsu Ceyhan'ın eski yatağından akmaya devam etmiştir.
Peki bu akış ne zamana kadar sürmüştür? Yanıt; Osmaniye kuzey bitişiğindeki Domuzlu Dağı ve Nohuttepe köyü arasındaki gedik aşınıp açılıncaya kadar. Yani gölün suları bu dediğimiz alandan Ceyhan Irmağı'na kavuşuncaya kadar. Ancak bu büyük Osmaniye gölü azalarak üzerine şimdiki kent ve köyler kurulmuştur. Çardak köyü sınırındaki göl tabanı benim çocukluğumda yani 60 yıl önce üç (3) metre derinliğindeydi ve içinde yüzerdik. Şu anda orada Osmaniye'nin Mevlana Mahallesi'nin 3-5 katlı evleri vardır. Ayrıca şu anda Akyar köyü/mahallesi ve üniversite yolu arası da şu anda bile göldür ve şu anda o göle evler yapılıyor.
Soru; Osmaniye gölünden batıya akan akarsuyun Toprakkale, Kısık, Erzin yakınlarındaki İssos Epiphaneia antik kentinden akıp Burnaz Körfezi'ne dökülmesi ne zamana kadar sürmüştür? Yanıt; Bölge tarihini; tarih, destan ve öykü olarak anlatanlara bakarsak MÖ 333 yılında Makedonyalı İskender ve İranlı Darius'un savaşı zamanında bile bu bölgede akarsu, bataklık ve küçük göllerden geçildiği ya da böyle bir alanda savaşıldığını yazıyorlar. Biz de bu alanda bir deney çalışma yapalım istedik; şu gözlemi yaptık;
1- Bugün Ceyhan Irmağı'nın Osmaniye Cevdetiye mahallesinden kuzeye döndüğü noktanın yüksekliği elli (50) metredir. Ve Tüysüz Yanardağı'nın yükseltip Ceyhan Irmağı'nın yönünü değiştirdiği Kısık bölgesinin (İssos / Epiphaneia) bölgesinin de yüksekliği elli (50) metredir.
2- Zamanında Osmaniye gölünü besleyen çayların şimdi aktığı Toprakkale Royal Otel yanından akan Karaçay yüksekliği de elli (50) metredir. Demek istiyoruz ki Ceyhan Irmağı Kısık denen bölgeden Burnaz Körfezi'ne dökülmüştür.
Ayrıca şu an İskenderun Demir Çelik Fabrikaları soğutma suyu alıyor Osmaniye Ceyhan Irmağı'ndan ve hiçbir pompalama yapmadan su Kısık Boğazı'ndan geçiyor.
Şimdi bir merakımızı ve bilmek istediğimizi söyleyelim ya da soralım; Erzin'in hemen batısında Kısık diye adlandırdığımız bölgede İssos – Epiphaneia antik kentinde yıllardır bir kazı yapılıyor. Çok şeyler ve kült katmanları ortaya çıkarılmış. Kazıyı M.K. Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Banu Özdilek Tıbıkoğlu yürütüyor. Banu Hanım kazı raporlarında ve dergilerde yazdıklarına bakarsak şöyle diyor; Onlarca kültür katmanı tespit ettik. Ve günümüzden altı (6) bin yıl önceye giden kültürel değerlere ulaştık diyor. Biz de kendilerini ve ekibini kutluyoruz.
Bu kent baştan beri sözünü ettiğimiz su yolunun tam üzerinde olmalı diye gözlüyoruz. Yani kent bilerek su yolunun etrafına yapılmış olmalı... Ancak baştan beri anlattığımız gibi bu su yatağı MÖ İskender dönemine kadar aktığına göre ve kent de en az altı bin yıldır yaşadığına, soluduğuna göre... Böyle bir su yolu kazılarda keşfedilmiş midir? Evlerin ya da ortak kullanım alanlarının dizilişi su yolunun durumuna göre olmuş mudur? Ya da arkeolojik bir dille sorarsak; bu kazılarda sözünü ettiğimiz Osmaniye göl alanı su çıkışı izleri görmüş müdür? Ya da belki su yolu yapılan kazılarda biraz daha bir tarafta olabilir ama bize bu soruları sorduran mantığımız, çok yakından bir akarsu geçiyorsa ve oraya bir kent kurulacaksa akarsu hesaba katılır... Umarız Banu Hanım bizim bu merakımızı uygun bir yerlerde ve durumda yanıtlar.
Not; Osmaniye ve etrafında sular ile yaptığımız fiziki, sosyal coğrafya ve buna bağlı kültürel çalışmayı bir dergi makalesine indirgeyerek ve halkın da anlaması için tekrarlar da ederek bu çalışmayı sizlere sunuyoruz.
Saygılarımızla.
İbrahim Çenet