Haritadaki Çizgi, Hayatın Gerçeği

Haritalara baktığımızda her şey nettir.

Bir çizgi çekilir, bir taraf Osmaniye olur, diğer taraf Hatay…

Ama insan hayatı haritalar kadar net değildir.

Çünkü insanlar sınır çizgilerine göre yaşamaz.

Akrabalıklar, dostluklar, alışverişler, okullar, hastaneler, yollar ve günlük hayat; belediye sınırlarını, il sınırlarını, hatta bazen devlet sınırlarını bile umursamaz.

Osmaniye Belediye Başkanı İbrahim Çenet'in zaman zaman gündeme getirdiği Erzin, Dörtyol ve Payas'ın Osmaniye'ye bağlanması meselesine de biraz buradan bakmak gerekiyor.

Dışarıdan bakıldığında bu talep siyasi bir genişleme isteği gibi görülebilir.

Ama biraz yakından bakınca başka bir tablo çıkıyor.

Çünkü hayat zaten sınırları çoktan kaldırmış.

Özellikle Erzin ile Osmaniye arasındaki ilişkiye bakın.

Bu iki yerleşim yerini birbirinden tamamen bağımsız iki toplum gibi düşünmek mümkün mü?

Değil.

Akrabalıklar iç içe geçmiş.

İnsanlar birbirlerinin düğününe gidiyor, cenazesine katılıyor, alışverişini birlikte yapıyor, eğitim ve sağlık hizmetlerinde aynı merkezleri kullanıyor.


Erzin'in sokaklarında yaşayan insanın hayatına baktığınızda, Çukurova'nın sosyal ve kültürel dokusunu görüyorsunuz.

Hatay'ın kendine özgü çok zengin bir kültürü var.

Ama Erzin'in sosyal hayatında bu kültürel sınırın çok keskin olduğunu söylemek kolay değil.

Çünkü coğrafya başka, hayat başka bir şey söylüyor.

Osmaniye merkeze neredeyse komşu olan bir ilçeden söz ediyoruz.

İnsanlar için mesafe bazen bir il sınırı değil, sadece 15 dakikalık bir yol.


Asıl mesele hastane kapısında başlıyor

Bence bu tartışmanın en önemli tarafı siyasi değil.

Sağlık.

Osmaniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gidin.

Koridorlara bakın.

Acil servise bakın.

Polikliniklerdeki yoğunluğa bakın.

Orada hastaya "Hangi ildensin?" diye sorulmuyor.

İnsan geliyor.

Şifa arıyor.

Ve Osmaniye'nin hastanesi yalnızca Osmaniyelilere hizmet vermiyor.

Erzin'den geliyor.

Dörtyol'dan geliyor.

Payas'tan geliyor.

İskenderun'dan geliyor.

Çevre illerden geliyor.

Çünkü vatandaş açısından mesele çok basit:

Nerede daha hızlı, daha ulaşılabilir ve daha iyi sağlık hizmeti varsa oraya gidiyor.

Kimse hastanenin kapısında elindeki nüfus cüzdanına bakıp "Ben Hataylıyım, Osmaniye hastanesine girmeyeyim" demiyor.

Hayat böyle işlemiyor.

Fakat devletin bütçesi böyle işliyor.

İşte tartışılması gereken nokta tam da burası.

Hizmeti Osmaniye veriyor, nüfusu Hatay yazıyor

Şimdi biraz da işin matematiğine bakalım.

Bir nüfusun sağlık, ulaşım, altyapı ve diğer kamu hizmetleri için oluşturduğu ihtiyaç ile o nüfusun bağlı bulunduğu idari yapı arasında bir denge olması gerekmez mi?

Eğer Erzin, Dörtyol ve Payas'tan insanlar sürekli olarak Osmaniye'nin sağlık hizmetlerinden yararlanıyorsa…

Osmaniye'nin yollarını kullanıyorsa…

Osmaniye'nin sosyal ve ticari hayatına dahil oluyorsa…

Osmaniye'nin altyapısı üzerinde yük oluşturuyorsa…

O zaman şu soruyu sormak hakkımız:

Bu insanların kamu hizmeti yükünü kim taşıyor?

Daha açık söyleyelim.

Hizmetin önemli bir bölümünü Osmaniye veriyor, fakat nüfus başka bir ilin hanesinde görünüyorsa burada bir adalet problemi yok mu?

Osmaniye'nin nüfusu belli.

Bütçesi belli.

İhtiyaçları belli.

Ama çevresindeki ilçelerin doğal olarak oluşturduğu yük de ortada.

Buna karşılık Osmaniye'nin bu ilçelerden ne ölçüde ekonomik, idari veya mali bir karşılık aldığı ayrıca tartışılmalı.

İşin deniz tarafını bir kenara bırakırsak, günlük hayat açısından birbirine bu kadar yakın olan bu coğrafyanın ekonomik ve sosyal ilişkileri neden hâlâ keskin idari çizgilerle birbirinden ayrılıyor?

Peki Başkan Çenet haksız mı?

İbrahim Çenet'in bu tartışmayı açmasını haksız bulmuyorum.

Hatta mesele doğru anlatılırsa, bunun bir "toprak genişletme" tartışması olmaktan çıkarılıp bölgesel planlama ve kamu hizmetlerinde hakkaniyet tartışmasına dönüştürülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü burada mesele "Osmaniye büyüsün" meselesi değil.

Mesele şu olmalı:

İnsanların gerçek yaşam alanları ile devletin idari sınırları neden birbirinden bu kadar uzak?

Eğer bir vatandaş Erzin'de yaşıyor ama sosyal, ekonomik ve sağlık ihtiyaçlarının önemli bölümünü Osmaniye'de karşılıyorsa, devletin de bu gerçeği görmesi gerekir.

Belki çözüm mutlaka "il sınırını değiştirmek" olmayabilir.

Belki ortak sağlık planlaması yapılabilir.

Belki bölgesel ulaşım yatırımları yeniden düzenlenebilir.

Belki belediyeler ve merkezi idare arasında ortak bir finansman modeli kurulabilir.

Belki de yıllardır tartışılan il sınırları meselesi gerçekten masaya yatırılabilir.

Ama hiçbir şey yapılmadan "Sınır orada, mesele kapanmıştır" demek artık hayatın gerçeğini görmezden gelmektir.

Haritadaki çizgi insanın derdini çözmüyor

Bugün vatandaşın derdi çok daha basit.

Hastanede sıra beklemek istemiyor.

Çocuğunun iyi eğitim almasını istiyor.

İşe kolay ulaşmak istiyor.

Şehrinde sosyal hayat istiyor.

Bunların hiçbirinin üzerinde "Hatay sınırları içerisinde" veya "Osmaniye sınırları içerisinde" yazmıyor.

İnsan hayatı, harita çizgilerinden daha büyük.

Belki artık Türkiye'de idari sınırları sadece cetvelle değil, insanların gerçek yaşam alanlarıyla birlikte tartışmanın zamanı gelmiştir.

Ve bu tartışmayı başlatan kişi İbrahim Çenet olduğu için meseleyi peşinen siyasi bir hesap olarak görmek yerine, önce şu soruya cevap vermek gerekir:

Bir şehrin insanlara sunduğu hizmet ile o şehrin resmi nüfusu arasında bu kadar büyük bir uçurum varsa, gerçekten adil bir sistemden söz edebilir miyiz?

Bence asıl tartışılması gereken budur.

Erzinli şu soruyu kendine sormalı

Hatay'ın minicik bir ilçesi olarak mı kalmalı?

Osmaniye'nin en büyük ilçesi mi olmalı?

Bazen haritadaki bir çizgi iki ili ayırır.

Ama hayat o çizgiyi çoktan silmiştir.

İşbu haber metni ile yapay zekâ destekli olarak oluşturulan görsel üzerindeki telif hakları bütünüyle saklıdır. Yazılı onay alınmadan içeriğin veya görsellerin kısmen dahi olsa kopyalanması, farklı platformlarda paylaşılması yasal yaptırıma tabidir.