Türkiye insanının büyük bir bölümü bunalımda mıdır? Evet bunalımdadır; hatta krizde (sıkboğaz) ve de çıldırma durumundadır. Bu durumun nedeni insanlar arası sınıf farklılıklarının çokluğu, "uyarma" ve "bastırma"nın çok ve belirgin olması, ülke yönetiminin baskıcı ve insanlık dışı bir yöntem izlemesidir.

Ülke yönetimi; kapitalist-emperyalist uluslararası sisteme tümüyle bağlıdır. Sömürü alanları daralan kapitalist sistem, kontrolündeki ülke yönetimlerini gittikçe sıkıştırıyor. Neden? Nasıl? "Sen üretme, ben sana daha ucuza satarım; tarım yapma, ben sana daha ucuza satarım; sen bir alet, parça üretme, ben sana satarım. Hele otomobil, tank vb. hiç üretme, ben sana daha ucuz veririm..." Bunlar herkesin gözünün önünde.

Üret(tiril)meyen tüketim toplumu oluşturuldu! Tüketim dedik ama üretim çok düşük, işsizlik had safhada, para yok; insanlar büyük mağazaların sergilediği o güzel yiyecekleri, giyecekleri, kullanım araçlarını nasıl alsın?

Bir yanda uyarma (sergileme), bir yanda bastırma (inhibisyon). Bu durum insanların bunalıma girmesine, krizde olmasına ve hatta çıldırmasına neden oluyor. Bu durumu maddeler halinde işleyeceğiz.

Pavlov’un Şartlı Refleks Deneyi
Pavlov, 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir Rus bilgini. Pavlov bir deney köpeğine yemek vermeden önce zil çalıyor ve yemek veriyor. Sonraki saatlerde gene zil çalıyor ve köpeğine yemek veriyor. Bu durum tekrarlanınca köpek zil sesine şartlanıyor. Zil çalmadığında köpeğe yemek vermiyor. Tabii bu şartlandırma illa zil ile değil başka bir olgu (durum) ile de olabilir.

Günümüz bilim insanları, bir odada gözleme aldıkları köpeği duvara yansıttıkları yuvarlak-beyaz bir ışıkla yemek vermeye şartlandırıyor. Aynı bilim insanı duvara elips (yumurta şeklinde söbe) bir ışık verdiği zaman; köpek biyolojik olarak aç olsa bile yemek vermemeye şartlandırılıyor. Yuvarlak ışık gösterilen köpek, yemek verecekler diye seviniyor ya da elips ışık gösterilen köpek; "hay aksilik yemek vermeyecekler" diye kuyruğunu kıstırıp yatıyor.

Bilim insanı bilimsel deneyinde bir adım daha atıyor; yani ışığı 8/9 oranında yansıtıyor duvara. Bu şu demektir: Işık yuvarlak mı elips mi belli değil. Bu durumdaki hayvan duvardaki ışığa bakıyor ve huzursuzlanıyor. Bilim insanı duvardaki ışığı yeniden yuvarlak veriyor; köpeğin huzursuzluğu bitiyor. Işığı yeniden yuvarlak-elips arası yapıyor; hayvan yeniden huzursuzlanıyor. Bilim insanı ışığı yeniden yuvarlak ya da elips yaptığı zaman huzursuzluk bitiyor. Tekrar yuvarlak-elips arası yansıtıyor, köpek huzursuzlanıyor. Bu durum uzunca tutuluyor; huzursuzlanan deney hayvanı başını sallıyor, ayağını yere vuruyor, başını duvara vuruyor, kendisini yere çalıyor. Belki becerebilse intihar edecek. Ve ışık yeniden yuvarlak ya da elips yapıldığında bunu tanıyan köpek sakinleşiyor, duruyor. Bu durumda kapıdaki gözetleme merceklerinin birinden sosyal bilimci, diğerinden psikolog, ötekinden veteriner hekim, başkasından bir psikiyatrist gözlemeye başlıyorlar; belki köpeğe özel aletler de yerleştiriyorlar ve sonuç raporlarını yazıyorlar.

Yuvarlak ışıkla yemek verilecek diye şartlanmaya uyarma diyorduk. Elips ışık verilerek yapılana bastırma (inhibisyon) diyorduk. Ancak uyarma ve bastırmanın ikisinin bir arada olduğu durumda deney varlığımızın beyin zarına bir baskı oluyor ve köpeğimiz krize ve çıldırmaya gidiyor.

Burada bir bilim insanından öğrendiğimiz canlı bir bilgiyi aktaralım: 1981 yılı baharında sıkıntıları olan bir yakınımızı Adana'da bir doktora götürdük. 12 Eylül 1980 darbesinin ve korkunç baskıların devam ettiği zamanlardı. Hastamızı götürdüğümüz doktor, Adana Kurttepe Akıl ve Ruh Sağlığı Başhekimi Dr. Ergun Atasü’nün özel muayenehanesiydi. Dr. Ergun Atasü, daha önce Sağlık Bakanlığında müsteşar olarak çalışmış aydın bir hekimdi. Doktorun hastalarını sıralamaya koyan arkadaş bizim cezaevinden tanıdığımız devrimci bir arkadaştı. O bizi görünce içeri girip doktora bizimle ilgili bilgi vermiş. Doktor da "Son birkaç hastam var, az beklerlerse kendileriyle daha fazla ilgilenirim" demiş; öyle de yaptık. Doktora yakınımız kadının bazı şeyleri unuttuğunu (ocaktaki soğanı vb.), misafirliğe, tiyatroya gitmediğini, insanlardan uzak durduğunu anlattık. Psikiyatri doktoru bizim kurulu düzene muhalif olduğumuzu, bu konuda mücadele ettiğimizi, hapse düştüğümüzü öğrenmiş ya! Şöyle dedi: "Kardeşim sizin gibi insanlar:

Politik insanlarsınız, size politika yaptırmıyorlar; politik doyumsuzluğunuz var.

Kültürlü insanlarsınız, size kültürel etkinlik yaptırmıyorlar; kültürel doyumsuzluğunuz var.

Çalışmayı, üretmeyi seven insanlarsınız, size iş vermiyorlar; ekonomik doyumsuzluğunuz var.

Sosyal insanlarsınız; insanlar sizi takdir etse bile kurulu düzenden korktuğu için sizinle ilişki kuramıyorlar ya da onlara sıkıntı vermemek için siz onlarla sosyal ilişkiye girmiyorsunuz; yani sosyal doyumsuzluğunuz var.

Bunları çoğaltın! İşte çeşitli nedenlerle oluşan doyumsuzluklar durumunda beynin arka tarafında bir bölge var, oraya baskı yapar ve az bir sıvı salgılar. Bu doyumsuzlukların çoğalması ve devam etmesi durumunda beyindeki bu belli bölgeye baskı artar ve salgılanan sıvı da artar." Hani halk arasında "kişinin beyni sulandı" derler; bazen de "kafamın tası attı, ne yaptığımı anlamadım" derler. İşte bu sıvı artışı durumunda "yaşama sevinci" yiter.

Durumu bir tümceyle anlatırsak: Uyarma ve bastırmanın ikisinin bir arada olması durumunda beynin belli bir bölgesine baskı oluyor, orada bir sıvı artışı oluyor ve yaşama sevinci yitiyor. Bu insanlardaki uyarma ve bastırmayı kısaca açıklayalım:

İnsanlar raflardaki yiyecekleri görüyor ama alamıyor.

Giyecekleri görüyor ama alamıyor.

En güzel ulaşım araçlarını görüyor ama ayakkabısı delik.

Basında tüm görsel olgularda en güzel tatil yerlerini görüyor...

Yani alabildiğine "uyarma" hem de "bastırma" (elde edememe) durumu. Bu durum deneydeki köpek gibi bunalıma, çıldırmaya gidiyor.

Bugün ülkemiz insanlarında yalancılık, dolandırıcılık artmışsa; hırsızlık artmışsa; uyuşturucu kullanımı artmışsa; boşanmalar, sosyal ilişki bozuklukları artmışsa; fuhuş artmışsa; psikolojik hastalıklar, intiharlar artmışsa; cinayetler, özellikle kadın cinayetleri, çocuk istismarları artmışsa... Nedir bunlar? Toplumun çıldırmasıdır!

Peki bu durumdaki halkın durumu ne olur? "Ne Allah’tan bir ümit ne hükümetten insanca bir yönetim" olmazsa, toplum daha da yozlaşacak, çıldıracak ve kaybolacaktır. Ancak toplumun kendisini nispeten koruyabilen bireyleri, evrensel bilimin ışığında önce kendilerini ve halkı örgütleyebilirse; halkı kendi elleriyle kendilerini yönetebilecek bir sosyal düzen kurabilirlerse kurtulurlar. İnsanların hep beraber üretip hep beraber tükettiği, insanca ve kardeşçe bir düzen kuracakları günümüzde bile ispatlanmıştır.

(*) İvan Petroviç Pavlov (1849-1936), klasik koşullanma üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Rus fizyologdur.