Dün haber sitelerinde yine alıştığımız bir manşet vardı. Bu kez gözaltına alınan isim komedyen Deniz Göktaş'tı. Genç sanatçı bana göre son yılların en zeki, en üretken ve en başarılı stand-up sanatçılarından biri...
Haberlere göre yurt dışındayken kendi isteğiyle Türkiye'ye döndü ve havalimanında gözaltına alındı. Buraya kadar hukuki sürecin işlemesi bakımından kimsenin itiraz edeceği bir tablo olmayabilir. Ancak gözaltı gerekçelerine baktığınızda karşınıza "milli ve manevi değerlere hakaret" ile "Cumhurbaşkanına hakaret" iddiaları çıkıyor.
Ben o gösteriyi baştan sona izledim.
Sadece gülmedim; hayranlıkla izledim. Her dakikası ince ince düşünülmüş, zekâyla örülmüş, ritmi önceden hesaplanmış bir gösteriydi. Uzun yıllardır izlediğim en kaliteli stand-up performanslarından biriydi.
Yakın çevrem bilir; stand-up kültürünü severim. Özellikle zekâsını mizahla buluşturan genç isimleri dikkatle takip ederim. Deniz Göktaş'ı da ilk kez çok değer verdiğim yazar ve tv programcısı yakın dostum Onur Cansız'ın tavsiyesiyle 2 sene önce izledim. "Mutlaka izle" demişti. İyi ki de demiş.
O günden beri Deniz Göktaş'ın yaptığı işi ilgiyle takip ediyorum.
Bugün gözaltına alınmasına şaşırdım mı?
Hayır.
Çünkü artık ülkemizde gazetecilerin, politikacıların, yazarların, sanatçıların, televizyoncuların, komedyenlerin velhasılı muhalif olan hemen hemen herkesin adliye koridorlarına düşmesi kimseyi şaşırtmıyor. İşin kötü tarafı bu durum da artık toplum tarafından kanıksanan bir tabloya dönüşmüş durumda.
Elbette herkes eleştirilebilir.
Deniz Göktaş da gösterisinde sadece iktidarı değil, muhalefeti de eleştirdi. Solculara da dokundu, sağcılara da... Muhafazakârları da, sekülerleri de, başka kesimleri de... Ama bunu stand-up'ın doğasına uygun, mizahın sınırları içinde yaptı.
Gösterisi YouTube'da Sekiz buçuk milyon izlenmeye ulaşan bir videodan söz ediyoruz.
İnsanlar hakaret dinlemek için değil, zekâ dolu mizah izlemek için o videoyu açtı.
Elbette hukuk kendi değerlendirmesini yapacaktır. Ancak bazen bir cümlenin içine zorla başka anlamlar yüklenmeye çalışıldığını da görüyoruz.
Ben bu duyguya aşina biriyim!
Yıllar önce "Tek biber, tek domates, tek soğan... Teşekkürler Erdoğan" başlıklı yazımdan dolayı yerel mahkemede ceza aldım. Yazının içeriği dışında resmen niyet okundu, olmayan anlamlar üretildi. Oysa anlattığım emeklilere yapılan zam oranının mizahi bir dille hicvedilmesi idi.. Kaldı ki 50 yaşından sonra okuduğum İletişim fakültesinin de zor derslerinden biri "medya ve mizah" dersi idi!
Bugün Deniz Göktaş hakkında yürütülen sürece bakarken ister istemez aynı duyguyu hatırlıyorum.
Bir de işin başka bir yönü var.
Gözaltına alınabilirsiniz. Hukuki süreç işler. Buna kimsenin itirazı olmaz.
Ama ters kelepçe neden?
Toplum önünde tanınan, kaçma ihtimali bulunmayan genç bir komedyene bu görüntüyü vermek gerçekten gerekli miydi?
Siyaset eleştiriden korkmamalıdır.
Demokrasi alkışla değil, eleştiriye gösterilen sabırla ölçülür.
Mizah bazen en sert aynadır. Bazen izahı olmayan şeylerin mizahı olur!
"Benim yaşadığım şehirde deniz yok.
Keşke bu şehrin de bir Deniz'i olsaydı."
Aklınızın, sabırla sınanmadığı bir hafta dilerim.