Bir adam düşünün...

Bundan 2 bin 600 yıl önce yaşamış.

Ordular yönetmiş, şehirler yıkmış, Babil'i dünyanın merkezi hâline getirmiş.

Adı Nabukadnezar...

Ama bugün onu ilginç yapan ne fetihleri ne de sarayları.

Onu ölümsüz yapan şey, gördüğü bir rüya...

Öyle bir rüya ki, uyandığında ne gördüğünü bile hatırlayamıyor.

Sadece içinde büyüyen bir huzursuzluk var. Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyor ama neyin yanlış olduğunu tarif edemiyor.

Matrix filmini izleyenler bu hikâyeyi hatırlayacaktır.

Neo da tam olarak böyleydi.

"Bir şeyler yanlış..." diyordu.

Ama yanlış olan neydi?

Bugün Türkiye'de de milyonlarca insan aynı duyguyla yaşıyor.

Ekonomiye bakıyor...

Cebine bakıyor..

Sosyal medyaya bakıyor...

Televizyonlara bakıyor...

Olan bitene boş boş bakıyor..

Sonra içinden sadece şu cümle geçiyor:

"Bir şeyler doğru gitmiyor ama ne?"

Bu cümle size tanıdık geldi mi?

Bana çok tanıdık geliyor...

Her sabah yeni bir gündem...

Filanca başkan gözaltında..

Filanca gazetecinin evinde arama..

Filanca dernek paraları cuk etti..

Her akşam başka bir tartışma...

Komşularımız..

Savaşlar..

Bir hafta önce kahraman ilan edilenler, ertesi hafta hain oluyor.

Dün alkışlananlar bugün linç ediliyor.

Biz ise bütün bunları izlerken gerçek hayatı kaçırıyoruz.

Matrix'teki kırmızı hap aklıma geliyor

İçmesem iyiydi..!

Belki de deli cesareti.

Gerçeğe bakabilme cesareti...

Düşünmeden edemiyorum..

Deli cümleler dönüyor beynimde..

Bir yalanı kırk kez söylersen, bazıları inanır.

Dört yüz kez söylersen, haber olur.

Dört bin kez söylersen, devlet politikası olur.

Matrix’in gemisinin adının “Nebuchadnezzar” olması tesadüf değildi.

Çünkü Nabukadnezar rüya gören adamdı.

Neo ise rüyadan uyanmaya çalışan adam.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey bu..

Bazen en büyük hapishane beton duvarlar değil,

Alışkanlıklardır.

Öğretilen ezberler..

Tekrarlanan sloganlar..

Sorgulamaktan vazgeçmek..

Nabukadnezar, gördüğü rüyanın anlamını aradı.

Neo, gerçeğini aradı.

O zaman sormazlar mı adama;

Biz neyi arıyoruz?

Gerçeği mi...

Yoksa bize anlatılan en rahat hikâyeyi mi?

Belki de asıl Matrix, düşünmeden tekrar ettiğimiz cümlelerdir.

Belki de en büyük Babil, gökdelenlerden değil; korkularımızdan inşa edilmiştir.

Ve belki de bugün hepimiz, Nabukadnezar gibi,

Anlamını unuttuğumuz bir rüyanın içinde yaşamaya devam ediyoruz.


Sorulması gereken son soru şu:

Kırmızı hapı gerçekten yutmaya hazır mıyız?

Not: Bir daha Matrix izlemeyeceğim. Her defasında dağılıyorum..

Aklınızın, işinizin, paranızın yerinde kaldığı bir hafta dilerim..