Günümüz alfabesindeki harfler, her zaman söylem biçimimizi tam olarak karşılamıyor. Bu durum, aynı harfi farklı anlamlara gelecek şekilde, farklı ses tonlarıyla söylememize neden oluyor. Tıpkı Avrupa dillerinde olduğu gibi; örneğin İngiliz-ABD dilinde tek bir 'a' harfini en az beş farklı biçimde okumak gerekebiliyor. Biz ise bir yabancıya "Türkçede 'A' her yerde 'a' diye okunur" deriz. Peki, bu gerçekten öyle mi?

Aslında çoğu zaman aynı harflerle yazmamıza rağmen, kastettiğimiz anlamı vermek için o harfi farklı şekilde okumak zorunda kalıyoruz. Doğu Çukurova’da, özellikle de Osmaniye’de yayımlanan kimi kitap ve süreli yayınlar, mevcut alfabeye farklı harfler ekleyerek bu ses zenginliğini yazıya döküyor.

Kelimelerin Kaderini Değiştiren İnce Ayrıntılar
Bu anlatılanlar bir abartı değil, dilin yaşayan bir gerçeğidir. İşte somut örnekler:

ET: Hayvansal gıda ürünü olan kas dokusunu ifade ederken "E" ve "T" harflerini kullanıyoruz. Peki, eski Türkçedeki "yapmak, ifa etmek" anlamındaki sözü nasıl yazacağız? İşte burada devreye "Ë" giriyor.

Et: Hayvansal gıda (Örn: Kurbanı kestik, etleri paylaştırdık).

Ët: Yapmak, yerine getirmek (Örn: Ne ët ët, bu işi başar).

Aynı durum diğer kelimelerde de karşımıza çıkıyor:

Ev: İçinde oturulan kapalı alan.

Ëv: Acele et (Örn: Çok ëvecen, aceleci bir insandı).

El: Tutma organımız.

Ël: Yabancı veya geniş alan (Örn: Ël alem ne der, dumanlı bizim ëller).

Nazal "N" ve Gelecek Zamanın Gizemi
Bir diğer önemli ayrım ise "ñ" (nazal n) harfinde gizli. Bu harf, eylemin durumunu ve zamanını kökten değiştiriyor:

Yapan: Yapmış olan, işi bitiren.

Yapañ: Yapacaksın, yapmalısın (Emir kipine yakın, yakın zaman).

Düşen: Düşmüş olan.

Düşeñ: Düşeceksin, dikkat et!

Doğu Çukurova’da Zaman Kavramı: Yapıcım!
Osmaniye ve çevresinde basılan eserlerde fiil çekimlerinde de büyük bir zenginlik görülüyor. Standart Türkçedeki "yapacağım" ifadesi belirsiz bir geleceği anlatırken, bölge ağzında "yakın gelecek" çok daha spesifik bir şekilde ifade ediliyor:

Yapıcım, Yapıcın, Yapıcı, Yapıcık, Yapıcınız, Yapıcılar...

Bu çekim, işin çok kısa bir süre içinde, hemen yapılacağını anlatır. "Işıt Hele Işıt", "Anadolu Musikisinden Örnekler" ve "Çukurova Bozlağı" gibi eserlerde bu dil zenginliğine sıkça rastlanır.

Alfabenin Kökeni ve Etrüsk Bağlantısı
Bugün kullandığımız harf sistemi, aslında Asya Göktürk alfabesiyle derin bağlar taşır. 17. yüzyıla kadar Avrupa'nın kullandığı Runik alfabe de bu sisteme yakındır. Latin-Etrüsk sistemi olarak bilinen yapıda, Türklerle yakın akraba olan Etrüsklerin izleri vardır.

Sonuç olarak, 1928'den bu yana kullandığımız alfabe ve yazım kurallarımız doğrudur; ancak dilimizin bu yerel ve tarihsel zenginliklerini kapsayacak şekilde geliştirilmesi gereken noktalar olduğu da bir gerçektir.