Son bir yıldır Ankara’nın o gri koridorlarında yine bir "kardeşlik" rüzgarı esmeye başladı. MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli’nin attığı adım, kimine göre şaşırtıcı kimine göre ise geç kalınmış bir hamle. Ama biz meseleye siyasetin o soğuk penceresinden değil, sokağın, insanın ve en önemlisi bu toprakların vicdanından bakalım. Eski bir asker ve bir gazeteci olarak sahada gördüğüm şudur ki, eğer gerçekten bir helalleşme aranıyorsa, o adres çok uzaklarda değil, hemen yanı başımızda, Ceyhan’ın kıyısında duruyor.
Eğri oturalım doğru konuşalım. Tam 11 yıldır MHP Osmaniye Teşkilatı, bu toprakların yetiştirdiği dünya devi Yaşar Kemal’in tek bir anma etkinliğine katılmadı. Dün de kimse yoktu. Sadece 10 yıl önce Belediye Başkan yardımcılarından biri etkinlikte yer almıştı. Bu sessizlik, bu mesafe kime ne kazandırdı? Kendi öz evladını anmaktan, onun adını bir çeşmeye bile vermekten çekinmek, bu kadim şehrin ruhuna yakışıyor mu?
Yaşar Kemal bu toprağın sesidir, nefesidir. Onu ideolojik kalıplara hapsedip görmezden gelmek, aslında kendi kültürel zenginliğimize de bir anlamda sırt çevirmektir.
Bugünlerde kardeşlikten ve kucaklaşmadan bahsediyoruz. Peki, daha kendi şehrimizde, kendi değerimizle kucaklaşamazken bu büyük iddiaları nasıl hayata geçireceğiz? Yaşar Kemal’e sarılmak, onun o evrensel barış dilini anlamak aslında yaşamın kendi dengesine en uygun olanıdır. Bir çeşmeye adını vermekten çekinmek yerine, o ismin gölgesinde serinlemeyi öğrenmelisiniz. Çünkü Yaşar Kemal, Van’dan gelip bu topraklarda "hiç yabancılık çekmedim. Keşke dünyanın bütün köyleri benim köyüm gibi olsa" diyen o büyük kardeşlik hikayesinin ta kendisidir.
Devlet Bey bugün bir el uzatıyor ve bu elin karşılık bulmasını istiyor. Madem niyetler samimi, o zaman bu süreci sadece kağıt üstünde bırakmamak lazım. Osmaniye’de Yaşar Kemal’i bağrına basmayan bir zihniyet, Türkiye genelinde nasıl bir barış köprüsü kurabilir? Bizim artık korkuları bir kenara bırakıp, bu büyük değere sahip çıkma vaktimiz geldi de geçiyor. 28 Şubat’ta Hemite’de düzenlenen anma etkinliklerinde gözler yine o siyasi iradeyi aradı ama bulamadı. Oysa o meydanda olmak, aslında kardeşliğe atılan en somut adım olacaktı.
Bakın dünya hiç iyi bir yere gitmiyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde savaş tamtamları çalıyor. Böylesine büyük bir fırtınanın ortasında bizim tek bir sığınağımız var, o da birbirimize olan güvenimizdir. İçerideki bağı koparan hiçbir yapı, dışarıdaki saldırıya karşı ayakta kalamaz. Bu yüzden Yaşar Kemal’e sahip çıkmak artık bir tercih değil, bir mecburiyettir. Gelin, bu süreci siyasi hesapların ötesine taşıyalım ve Osmaniye’nin o büyük evladını artık hep birlikte bağrımıza basalım.
Şundan adım gibi eminim Sayın Bahçeli, bu yazdıklarımı okusa o da bana hak verir. Belki de okur..
Kalın sağlıcakla..