Bugün bir gazeteci olarak değil, ömrü kışla kantinlerinde, lojman bahçelerinde geçmiş; bir uzman çavuşun evladı olarak yazıyorum. Bizler, o kamuflajın içindeki adamların sadece birer "personel" olmadığını, o üniformanın altına koca bir hayatı, bir aileyi ve sarsılmaz bir onuru sığdırdıklarını bilerek büyüdük.

Ancak Tekirdağ Jandarma Komando Taburu’ndan gelen haberler, sadece bir darp vakası değil, bir haysiyet cellatlığıdır.

Olayın Özü: 2000 Liralık Bir "Zulüm"
Bir tabur komutanı düşünün; kendi inisiyatifiyle fanila yaptırıyor ve bunu emrindeki çocuklara 2000 TL’ye satmaya çalışıyor. Reddedilince de gözü dönüyor. Mesele sadece o para değil; mesele, "Benim sözüm kanundur, cebini de ezerim, gururunu da" diyen o zehirli zihniyet.

"Ben Komutanım, Gururunu S..." Demek Ne Demek?
Bir askere, üstelik görevini layığıyla yapmış bir uzman çavuşa, şahitlerin önünde küfretmek, yakasına yapışıp sürüklemek hangi askeri disipline sığar? O binbaşının attığı diz darbesiyle Halis Uzman Çavuş’un burnu kırıldı evet, ama aslında kırılan o taburdaki adalet duygusuydu. Kanlar içinde kalan sadece bir asker yüzü değil; "komutan" dediği kişiye duyduğu güvendi.

Adalet Bu Kadar Ucuz mu?
Burnu kırılan, onuru çiğnenen bir vatan evladı varken; failin bir gün bile dolmadan adli kontrolle serbest kalması ne demek? Bizim babalarımız, abilerimiz dağda taşta nöbet tutarken, birileri makam odasında personeline "mobbing" yapıp darp etsin diye mi o üniformayı giyiyorlar?

Liyakat mi, Tahakküm mü?
Sormak lazım: Bir binbaşıyı, emrindeki personelin üzerine yürüyecek, devletin kendisine emanet ettiği rütbeyi bir darp aracına dönüştürecek kadar kontrolden çıkaran nedir? Askerlik, sadece emir vermek değil; o emri verirken adaleti ve vicdanı muhafaza etmektir.

O Kanlı Üniforma Hepimizin!
Halis Uzman Çavuş’un o gün üzerinde olan ve saldırı sonrası kanlar içinde kalan üniforma, sıradan bir iş kıyafeti değildir. O kumaş, bu vatanın sınırlarında, dağında, taşında nöbet tutan her bir neferin namusudur. O yakaya yapışan el, aslında bir babanın evladına bıraktığı mirasa, bir eşin kışla kapısında beklediği umuda ve bir milletin ordusuna duyduğu saygıya yapışmıştır. Bizim babalarımız o üniformayı onurlarıyla emekli etmek için yıllarını verirken; birilerinin o makam koltuğunun gücüne güvenip personeline zulmetmesi, ne hukukla ne de askeri töreyle açıklanabilir.

Sessiz Kalmak Zulme Ortak Olmaktır
Bu olay, "ordu içinde yaşanmış münferit bir disiplin vakası" denilerek geçiştirilemez. Eğer bugün bir uzman çavuş, haksız bir ekonomik dayatmaya "hayır" dediği için makam odasında darp ediliyor ve faili elini kolunu sallayarak dışarı çıkıyorsa, burada hepimizi ilgilendiren büyük bir adalet sorunu var demektir.