İslâm dünyasında “On Bir Ayın Sultanı” denilen Ramazan ayına kavuştuk çok şükür. İslâm’ın beş şartından birisi olan oruç tutma ibadetinin yerine getirildiği, içerisinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini barındıran mübarek bir aydayız. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan bu ayda müminler kendisine çekidüzen verir, haramlardan uzaklaşır, ibadetlere daha çok ehemmiyet verir. İmsak ile başlayıp iftar ile son bulan oruç ibadeti insanı nefsine hoş gelen şeylerden uzaklaştırırken Allah’a daha çok yaklaştırır, insana huzur verir. Ramazan ayının gündüzünü oruçla geçiren insanoğlu, akşamında iftar sofralarında buluşur, bu buluşmayı camide yatsı ve teravih namazlarıyla sürdürür, gece namazlarıyla da zirveye taşır.
Bülbüllerin ne de güzel öttüğü seher vaktinde secdede gözyaşları dökerek ülkesi ve milleti, devleti ve ailesi, kendisi ve sevdikleri için dua eder. Bu ayın gündüzünü ve gecesini Kur’an okuyarak, camide ve evlerde mukabelelere katılmaya çalışarak değerlendirir. Ramazan ayı öyle bir aydır ki insanoğluna Allah’a kul, Peygamber’e ümmet olduğu bilincini iliklerinde hissettirir.
Peki, İslâm’ın beş şartından biri olan ve Ramazan ayı boyunca tutulan “Oruç” ne demektir? Sözlükler orucu, Tanrı'ya ibadet amacıyla yeme, içme vb. şeylerden belli bir süre kendini alıkoyma olarak tanımlıyor. Malumunuz Kur’an dilinin Arapça olmasına rağmen, “namaz”, “abdest” kelimeleri gibi “oruç” da Farsçadan Türkçeye geçmiş kelimelerdendir. Eskiler İslâm’ın beş şartını “savm, salat, hac, zekât, kelime-i şehadet” olarak kafiyeli bir şekilde sayarlardı. Buradan da anlaşılıyor ki Arapçadaki “salat” namaz, “savm” ise “oruç”tur. Eskiden hocalar yılda iki kez kıldığımız için sıkça karıştırılan Bayram namazını da “İki salla bir bağla, üç salla bir yat” şeklinde tarif ederlerdi. Yani birinci rekâtta iki tekbirden sonra alınan üçüncü tekbirde ellerin bağlanacağını, ikinci rekâtta ise üç tekbirden sonra alınan dördüncü tekbirle rükûa gidileceğini akılda kalıcı olması için böyle veciz bir şekilde ifade etmişlerdi.
Peygamberimizin “Oruç sabrın, sabır ise imanın yarısıdır” ve özellikle “Oruç tutunuz ki, (madden ve mânen) sıhhat bulasınız!” hadisleri orucun mahiyetini açıklamanın yanında kuşkusuz her çağda geçerli olan bir sağlık öğüdüdür.
Oruç, dünyada pek çok din ve kültürde çeşitli şekillerde karşımıza çıksa da İslâm’da “nafile”, “Muharrem / Âşûrâ”, “adak” orucu olanların yanında en yaygın olanı “üç aylar”ın sonuncu ayında tutulan “Ramazan orucu”dur. Ramazan bayramından sonra 6 gün tutulan “Şevval” orucu ise Ramazan ayını uğurlama merasimidir.
Nitekim Ramazan, oruç ayıdır, Kur’an ayıdır, takva ayıdır. Ramazan Allah’ı yüceltme ayıdır, şükür ayıdır, doğruyu bulma ayıdır. Ramazan tevbe ayıdır, itikâf yani tefekkür ayıdır. Ramazan, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini içinde saklayan bir aydır. Biz müminlere düşen görev ise bu ayı çok iyi değerlendirmektir.
Ramazan ayıyla ilgili halk arasında anlatılan halkın gönül dünyasını yansıtan fıkralar da var elbette. Onlardan da iki örnek vererek yazımızı sonlandırmak istiyorum.
“Bektaşi’ye sormuşlar:
- İşte Ramazan geldi gitti. Acaba kendisini memnun edebildin mi?
Bektaşi hiç tereddüt etmeden şöylece mukabele etmiş:
- Mübarek memnun olmasa her sene on gün evvel gelir mi?”
Yine meşhur fıkradır anlatılır:
Adamın biri hocaya:
- “Ramazan’dan çok memnunuz, keşke yılda iki kez gelse” der.
Bunun üzerine Hoca:
- “Onun için mi gider gitmez bayram ediyorsunuz?” diye cevap verir.
Sözlerime Peygamber Efendimizin yemek yedikten sonra ettiği dualardan örneklerle son vermek istiyorum:
“Bizi yediren, içiren ve bizi Müslüman yapan Allah’a hamdolsun.”
“Ey Allah’ım! Senin rızan için oruç tuttum. Senin rızkınla orucumu açtım.”
Dualarda buluşmak dileğiyle. Ramazan-ı şerifiniz kutlu olsun.