Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretinin on sekizinci ayıydı. Kısa bir süre önce kıbleyi Mescid-i Aksâ’dan Kâbe’ye çeviren Yüce Allah, bu sefer hicrî takvimin 8. ayı olan Şâban ayında, Ramazan orucunu farz kılan Bakara Sûresi’nin 183 – 185. ayetlerini indirmişti:
“Ey inananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sakınasınız diye size de sayılı günlerde farz kılındı... Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden Ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.”(Bakara, 2/183-185)
Bize bu ayetler Ramazan’ın oruç, Kur’an, takva, Allah’ı yüceltme, şükür, doğruyu bulma, tevbe, itikâf yani tefekkür ve Allah’ın koyduğu sınırları gözetme ayı olduğunu açıklıyor. Ve Ramazan’ın içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini saklayan bir ay olarak diğer aylardan ayrıcalıklı olduğunu aklımızdan çıkarmamız gerekiyor.
Ramazan’ın sözcük anlamına dair araştırıcılar şunları söylüyor:
“ ‘Ramazan’, sözcük olarak “yaz sonunda yağıp yeryüzünü tozlardan temizleyen yağmur” manasında “er-ramzâ” kelimesinden veya “Güneş ışınlarından taşların yanıp kızması” anlamında olan “er-ramaz” kelimesinden alınmıştır. Bu yağmur, yeryüzünü nasıl temizleyip yıkarsa; kızgın yer, orada yürüyenlerin ayaklarını nasıl yakarsa, Ramazan ayı da müminleri günah kirlerinden öylece temizler, yakar, yok eder.”(1)
Ramazan ayı aslında cahiliye döneminde kullanılan takvimin on iki ayından biri olup Kamerî aylardan dokuzuncusudur. Kur’an’da “Haram Aylar” diye anılan Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarının bir ayrıcalığı olmasına rağmen Ramazan ayının böyle bir özelliği yoktu. Araplarca hürmet edilen bu aylarda kan dökülmesi ve savaşılması yasaktı. Peki, Ramazan ayını değerli ve ayrıcalıklı kılan neydi? Çünkü bütün insanlığa rehber olarak gönderilen Kur’an-ı Kerîm’in bu ayda indirilmesi, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini barındırması, İslâm’ın beş şartından birisi olan oruç farizasının bu ayda tutulması, teravih, mukabele, itikâf, iftar, sahur ve fıtır sadakası gibi önemli sünnetlerin hep bu ayda yaşanması Ramazan’ı ayrıcalıklı kılmıştı.
Eskiler “şerefü’l-mekân bi’l-mekîn” yani bir mekânın şerefi, orada yaşayan kimseler sayesinde gerçekleşir derlerdi. Nasıl ki son Peygamber (sav) Yesrib’e teşrifiyle orayı “Medine-i Münevvere” yani nurlandırılmış şehir hâline getirmişse, Kur’an’ın bu ayda inmesi de sıradan bir ay olan Ramazan’ı “Mübarek ay” yapmıştır.
Ramazan, Kur’an’da anılan tek aydır. Yüce Allah onu sadece Kur’an’da anmakla kalmamış, yukarıdaki ayetlerde de görüleceği üzere onu oruç ayı olarak belirlemiştir. İşte bundan dolayıdır ki kültürümüzde de Ramazan, “on bir ayın sultanı” olarak kabul edilmiştir. Bu sebepledir ki Ramazan ayı yaklaştığında her evde, her gönülde Ramazan hazırlıkları başlar. İnsanlar kendisini hem madden hem de manen Ramazan’a hazırlar.
Allah Resûlü, Recep ayı girdiğinde “Allah’ım! Recep ve Şâban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır!” diye dua ederek Ramazan ayına kavuşma arzusunu dile getirmişlerdir. Kutlu Resûl, ashâbının zihinlerini ve gönüllerini Ramazan’a hazırlamak için yaptığı sohbetlerde “Mübarek Ramazan ayı size geldi. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda sema (cennet) kapıları açılır, cehennem kapıları ise kapanır ve şeytanların azgınları bağlanır...” diyerek Ramazan ayının niteliklerini özetlemişlerdir.
Ramazan’la birlikte dilimize giren “Ramazan topu, Ramazan imsakiyesi, Ramazan mahyası, Ramazan davulu, Ramazan pidesi, Ramazan menüsü, Ramazan programı, Ramazan sofrası, Ramazan paketi, Ramazan indirimi, Ramazan kampanyası, vd.” gibi pek çok kavram vardır. Dolayısıyla Ramazan ayı, bir zaman diliminin adı olmaktan çok adına “Ramazan Medeniyeti” denilen bir kültür ve medeniyetin adıdır.
Ramazan, Hz. Peygamberin ifadesi ile “Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş.” olan bir aydır. Bu ay öyle bir aydır ki içinde bereket, ziyafet ve zarafet vardır. İnananlar için bir takvadır. Ramazan ayı, zenginin oruç tutarak fakiri anlaması, kısmen de olsa onun hâlini yaşayarak anlamasıdır. Ramazan ayı, bu aya özgü verilen fıtır sadakaları ile genelde bu ayda verilmeye çalışılan zekât ve yapılan çeşitli hayır - hasenatlar ile sosyal yardımlaşmanın zirveye taşındığı bir aydır. Ramazan, tokun acın hâlinden anlamaya çalıştığı, insanların kendisine biraz daha çekidüzen vermeye çalıştığı, haramlardan sakındığı, sevap işlemeye yöneldiği aydır. Kısacası Ramazan bizi biz yapan bir medeniyetin adıdır. Ramazan, bizler için bir hasat mevsimi, maddî ve manevî bir arınma iklimi nitekim bulunmaz bir nimettir. Ramazan’a yetiştiği hâlde onun kadir ve kıymetini bilmeyenler içinse ne yazık ki kaçırılmış bir fırsattır. Hem de Hz. Peygamber’e “Ramazan ayına girdiği hâlde günahlarını affettiremeden bu ayı tamamlayan kişinin burnu yerde sürünsün!” dedirtecek kadar! Rabbim bizleri bu ayı ziyadesiyle Hakk ve hakikat yolunda yaşayan, Ramazan sonrasında da bu yolda yürüyen kullarından eylesin.
(1) Hadislerle İslâm, DİB Yayınları, Ankara 2015, Cilt: 2, s. 393-394.