Ayet ve hadislerde “savm” ve “sıyâm” kelimeleriyle ifade edilen oruç sözlükte “İmsak vaktinden iftar vaktine kadar yemek, içmek ve cinsî münasebetten uzak durmak”(1) şeklinde açıklanmaktadır. Oruç, insanlık tarihi kadar eski bir ibadettir. Nitekim Yüce Allah, Bakara Sûresi’nin 183. ayetinde “Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sakınasınız diye size de sayılı günlerde farz kılındı.” buyurarak orucun Hz. Âdem’den Hz. Muhammed (s.a.s.)’e kadar bütün insanlara farz kılındığını bildirmektedir.

Peygamber Efendimiz Medine’ye geldiği zaman Yahudilerin “aşûra” orucu tuttuklarını gördü, kendilerine bu orucu niçin tuttuklarını sordu. Onlar, “Bugün hayırlı bir gündür, bu günde Allah, İsrailoğullarını düşmanlarından kurtardı. Musa (a.s.), bu günde oruç tuttu” cevabını verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.), “Biz Musa’ya sizden daha evlâ ve lâyığız” dedi ve aşûra orucunu tuttu ve ashabına da “Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç Allah’ın ayı olan muharrem ayında tutulan aşûra orucudur” buyurarak aşûra orucunun tutulmasını teşvik etmiştir. Hz. Peygamber, Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da bu orucu tutmuş ve “Her ay üç gün oruç tutmak bütün seneyi oruçla geçirmek gibi olur” sözleriyle de bu orucun tutulmasını istemiştir.(2)

Ramazan denilince ilk akla gelen hiç şüphesiz Kadir gecesidir. Nitekim Yüce Allah Kadir Suresi 1-3. ayetlerde “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Bilir misin nedir Kadir gecesi? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.” buyurmaktadır. Müfessirlerin bir kısmı, Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olduğunu bildiren 3. ayeti hakiki manasında anlayarak bu gecede yapılan ibadet ve hayırların, içinde Kadir gecesinin bulunmadığı bin ayda yapılanlardan daha çok sevap getireceğini belirtirler. Başka bir yoruma göre buradaki bin sayısı çokluktan kinayedir. Nitekim birçok dilde olduğu gibi Arapça’da da bin sayısı büyük çoklukları anlatmak için kullanılmaktadır. Şu hâlde bu ayette Kadir gecesinde yapılan ibadet ve iyiliklerin diğer bütün zamanlarda yapılanlardan daha çok sevap getireceği ifade edilmiş olmaktadır.(3)

Kadir gecesini geride bırakıp bayrama kavuşmayı beklediğimiz bugünlerde “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.” ayetinde Kadir gecesiyle ilgili ifade edilen bin sayısını çokluktan kinaye olarak kabul etmeliyiz. Ayette geçen bin sayısını bu gecede yapılan ibadet ve iyiliklerin diğer bütün zamanlarda yapılanlardan daha çok sevap getireceği şeklinde anlamamız gerekir. Anadolu tabiriyle “Her geceyi Kadir, her gördüğünü Hızır bil” anlayışıyla hareket edip hayatımızın her anını ibadet ve iyilikle geçirmeye çalışmamız gerekir. İbadet, hayır ve hasenatımızı yalnızca yılın bir gününe yani Kadir gecesine indirgememiz doğru olmaz. Nitekim Peygamber Efendimiz “Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır” buyurmuyor mu? Dolayısıyla Ramazan ayının manevî iklimi ile kazandığımız ibadet, iyilik, hayır, hasenat vb. gibi güzel davranışları Ramazandan sonra da devam ettirelim. Böylece bu güzellikleri yalnızca özel günlere hapsetmiş olmaz, hayatımızın her safhasına yayarak bu güzel davranışlara süreklilik kazandırmış oluruz.

Meşhur fıkradır anlatılır:

“Bektaşi, teneke kaplı fakir kulübesinde oturmuş, sessiz sedasız oruç yiyormuş. Pencerenin önünden geçen bir sofu görmüş:

- Hayrola baba… Galiba senin eve Ramazan girmemiş.

Bektaşi gülmüş:

- A imanım… Mübarek Ramazan saraylara ve konaklara girer. On bir ayın bir sultanı olan o nazlı misafirin benim teneke kulübemde ne işi var?” (4)

Yine bir başka fıkra ise şöyledir:

“Bektaşi Ramazandan on beş yirmi gün kadar evvel evlenmiş. Aldığı karı Bektaşilerin telâkkilerinden tamamıyla bihabermiş.

Ramazan gelmiş… Kadın bakmış ki kocası namaz kılmıyor, oruç da tutmuyor. Fakat muntazaman sahur yemeklerine iştirak ediyor. Bu hal kadına pek garip gelmiş:

- Efendi! Namaz kılmıyorsun, oruç tutmuyorsun fakat her gece sahur yemeği yiyorsun. Bunun hikmeti nedir? demiş.

Bektaşi, ciddiyetini tamamıyla muhafaza ederek:

- A, hanım! Oruç tutmak farzdır. Sahur yemek ise sünnettir. Bir türlü becerip de farzı eda edemiyorum. Bunun günahı yetmiyormuş gibi mübarek sünneti de mi terk edeyim?” (5)

Peygamber Efendimiz “Kim inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” buyuruyor. Bir başka hadis-i şerifinde ise “Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, beş vakit namaz ile cuma, bir sonraki cumaya kadar ve Ramazan diğer Ramazan’a kadar, aralarında işlenen günahların bağışlanmasına vesiledir” buyurarak bize kurtuluş reçetesini veriyor. Oruç İslam’ın beş şartından biridir. Dolayısıyla Allah’ın rızasını kazanmak için oruca gereken hassasiyeti göstermemiz gerekir. Ramazan ayını hafife almamamız, oruç tutmamak için kendimizce çeşitli bahaneler uydurmamamız gerekir.

Eskiden oruç tutan ile tutmayan birbirinden kolay kolay ayırt edilemezdi. Tutmuyorsa da muhakkak geçerli bir mazereti olurdu. Hayır da şer de gizli olurdu. Eskiden oruç tutmayanlar yolda sakız çiğnemez, sigara tüttürmez, kaldırıma masa sandalye atıp göstere göstere yiyip içmez, kaldırımda yürürken su ya da meşrubat içmez, elinde ot poşeti ile milletin gözüne soka soka ot atmazdı. Ramazanda açık olan lokanta, kahvehane vs. vitrinine ya gazete yapıştırır ya da perde çekerdi. Elbette oruç tutmayana söyleyecek bir sözümüz yok. Onları yadırgamak ne hakkımız ne haddimizdir. Nitekim inancımız da buna asla müsaade etmez. Ancak oruç tutmayan ya da tutamayanlardan oruç tutanlara karşı birazcık saygı beklemek hakkımız olsa gerek. Oruçlunun gözüne soka soka yiyip içmeseniz bir yeriniz mi eksilir? Yediden yetmişe oruç tutmayanlarda ne yazık ki oruca ve oruçluya saygı kalmamış. Az da olsa saygı gösterenlerin sayısı da günden güne azalıyor ne yazık ki!..

Yüce Allah size, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı”(Bakara, 2 / 183) demiyor mu? Dikkat ediniz, “Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için” diyor bunu, “Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için…”

Yüce Allah’ın bu uyarısı Hz. Peygamber’e “Ramazan ayına girdiği hâlde günahlarını affettiremeden bu ayı tamamlayan kişinin burnu yerde sürünsün!” dedirtmiyor mu? İster mazeretinden dolayı isterse inancından dolayı olsun oruç tutmayan bir kişinin açıktan yiyip içmesi ayette açıkça belirtildiği gibi Allah’a karşı gelmekten sakınmamak, oruç tutmadığına başkalarını şahit tutmaktır. Oruç tutanlar nasıl ki oruç tutmayanlara saygı gösteriyorsa oruç tutmayanlar da oruç tutanlara aynı saygıyı göstermelidir. Her şeyden önemlisi ise Allah’ın emrine yani oruca saygı göstermelidir. Yoksa takındığınız bu nahoş tavır, sonrasında bize azık size de yazık olacaktır.

“Elveda Ey Şehr-i Ramazan” dediğimiz bugünlerde kazandığımız güzellikleri “Hoş Geldin On Bir Ay” diyerek kaybetmemek duasıyla yazıma severek dinlediğim bir kaside ile son vermek istiyorum.

“Elveda ey şehr-i gufran zül ata

Çün kadem bastın o dem bulduk safa

Seni severdi ol Resul-i Müctebâ

Elveda ey şehr-u Ramazan elveda

On bir ayda bir gelirsin müminlere rahmet olursun

Münafıklara zindan olursun

Elveda ey şehr-u Ramazan elveda”

Bu vesileyle Türk – İslâm dünyası başta olmak üzere kanın ve gözyaşının olmadığı bir dünya temennisiyle şimdiden Ramazan Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyorum.

(1) Doç. Dr. İsmail Karagöz, Dinî Kavramlar Sözlüğü, DİB Yayınları, Ankara 2010, s. 534.

(2) Doç. Dr. İsmail Karagöz, Kürsüden Öğütler, DİB Yayınları, Ankara 2012, s. 182- 183.

(3) Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, DİB Yayınları, Ankara 2020, Cilt:5, s. 659.

(4) Prof. Dr. Dursun Yıldırım, Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Akçağ Yayınları, Ankara 2016, s. 202 – 203.

(5) Prof. Dr. Dursun Yıldırım, age., Akçağ Yayınları, Ankara 2016, s. 203.