“Türk nedir?”, “Türk adı ilk defa hangi kaynakta geçmektedir?” gibi sorulara yanıt verilmeden tarih yazılamaz. Yahudi asıllı Alman bir iktisatçı olan Prof. Dr. Fritz Neumark’ın "Tarihten Türkleri çıkarırsanız ortada tarih diye bir şey kalmaz." sözünü iyi analiz etmemiz gerekir. Bizim de yapmaya çalıştığımız tarihte atalarımızın izini sürmek, Türk’e ve Türk diline ait bilgileri günümüze taşımaktır. Prof. Dr. Osman Turan, Türk adının tarih sahnesine çıkışı ile ilgili şunları söyler:
“Türk adının tarih sahnesine çıkışı VI. asırda Gök-türk devletinin kuruluşuna bağlıdır. Nitekim bu kavmi Çinliler Tu-kiu Bizanslılar da Tur-koi adı ile tanıyorlardı, ki Orhun kitabelerinin keşfinden önce bu isimlerin “Türk” olduğu anlaşılmıştı. İslâm’dan önce Câhiliyye şairleri (A’şâ ve Nâbiga gibi) ve Hz. Peygamber’in hadîsleri de Türkleri kendi isimleri ile tanıyor ve kaydediyordu. Gök-türk kağanları tabiiyetlerinde bulunan ve hatta kendi devletlerine karşı isyan eden Oğuz, Türkeş ve Kırgız uluslarını da Türk adı ile zikrediyor ve bunları “kendi Türk milletim idi” (Türküm budunum erti) ifadesi ile gösteriyorlardı. Bu durum Türk adının sadece Gök-türk hakanları hanedanının, mensup oldukları bir boya veya devlete ait olmayıp bütün bir millete şâmil bulunduğunu ifade eder. Türk adının bu kadar geniş bir mana kazanması onun Gök-türklerden önce mevcut olduğuna bir delil teşkil eder.”
Türk Akademisi, Moğolistan Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü ile birlikte 2019 yılından bu yana Moğolistan’ın Arhangay bölgesindeki Nomgon Vadisi’nde sürdükleri arkeolojik kazılarda II. Göktürk Kağanlığı’nın kurucusu İlteriş Kutluk Kağan anısına dikilmiş bir yazıt bulur. Akademiden yapılan açıklamada; “Göktürk ve Soğd yazıları bulunan bir yazıtın üst kısmı keşfedilmiştir. Bu yazıtın okunması sonucunda, Göktürk yazısıyla kazınmış 12 satırlık bir metin (“Kutlug Kağan Türk... Tanrı oğlu ...”) ve Soğdca yazılmış 6 satırlık bir metin (“Kutlug Kağan...”) tespit edilmiştir.
Ocak 2025 itibarıyla, İç Moğolistan Üniversitesi’nden uzmanların çalışmaları sonucunda yazıtın alt kısmındaki Çince metnin bir bölümü okunabilmiştir. Özellikle 4. satırda “Türk” sözcüğü ve “Kutlug” (Çince okunuşu: “Gu-du-lu”) unvanı tespit edilmiştir. Anıtın büyük olasılıkla İkinci Türk Kağanlığı’nın kurucusu İlteriş Kutlug Kağan’ın (682-692) onuruna yapıldığı doğrulanmıştır” denilmektedir.
Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu Türk adına kaynaklarda ve araştırmalarda türlü manalar verildiğini belirttikten sonra bunların; Çin kaynaklarında T’u-küe (Türk) = miğfer, İslâm kaynaklarında Trk (Türk) = terk edilmiş, Kâşgarlı Mahmud’un Türk = olgunluk çağı, çeşitli araştırmalarda ise Takye = deniz kıyısında oturan adam; cezb etmek, olarak geçtiğini söyler.
Hüseyin Namık Orkun ise “Türk” adı ve Türk adının manası ile ilgili “Eski Türk Yazıtları” adlı eserinde şunları söyler:
“Göktürk adını verdiğimiz ve genel olarak Türk adı altında tanınan yani altıncı asırda Çinlilerin Tu-kiüe diye bahsettikleri ulus, tarihte ilk defa olarak Kin-Şan dağları havalisinde gözükmekte ise de bu adın eskiliğini Çin tarihlerinin bu kayıtları ile başlatmak doğru değildir. Evvela Edkins’in dikkat nazarını, bilahare Franke ve De Groot tarafından da zikrolunan Hiung-nulardan evvel varlığını bildiğimiz Tik ulus adının Türk adı ile birleştirilmesi bu ismin zannedildiğinden daha çok eski olduğunu ortaya koymaya kâfidir.
Türk adının manasını ilk defa olarak F. W. K. Müller Uigurica II’de göstermiş, ondan sonra Le Coq da Thomsen – Festschrift’de bu mananın ulus ismi olan Türk ile alakasını ortaya koymuş, Thomsen de 1922’de bu ciheti kabul eylemişti. En son olarak da Nemeth 1927’de bu husustaki bütün liatürü toplayarak bu ciheti takviye etmişti. Artık bilgi âleminin kabul ettiği veçhile bu isim kuvvet, kudret manasına gelip Türkler arasında baş kabileye, hâkim unsura verilen isimdir.”
Türk adının etimolojisine ve manasına dair W. Thomsen ve G. Nemeth gibi meşhur Türkologlar Uygurca kuvvetli manasında ve sıfat olarak kullanılan “Türk” veya “Türük” kelimesinin isim haline gelerek Türk milletini ifade ettiğini ileri sürmüşler. Hâlbuki Munkacsi ve Vambery gibi âlimler Türk adının türemek kökünden gelmiş olduğu düşüncesinde idiler. Nitekim nizam, örf ve anane manasında kullanılan türe kelimesi de bu köke bağlıdır. Türk adının türemiş, yaratılmış, yani mahlûk ve insan manasında (türük, türk) olduğunu belirtir. Gök-türkler ismin başına (kök) sıfatını ekleyerek ona semavî ve kendilerine delalet eden bir mana vermiş oluyorlardı. Türk adının kuvvet manasını kazanması ise Türk milletinin kudreti dolayısı ile aslî değil muahhar bir manayı gösterir.
Türk dilinin, Türk tarihinin ve Türk edebiyatının en önemli üç eseri Göktürk Yazıtları, Dîvânu Lugâti’t – Türk ve Dede Korkut Kitabı’dır. Kendisine Türk’üm diyen ve Türklüğüyle şeref duyan herkesin bu eserler hakkında muhakkak az ya da çok bilgi sahibi olması gerekir. Kâşgarlı Mahmud, 11. yüzyılda kaleme aldığı Dîvânu Lugâti’t – Türk’ün girişinde Türkler için şu seciyeli ifadeleri kullanır:
“Şimdi, Muhammed oğlu Hüseyin oğlu Mahmud kulunuz dedi ki:
Gördüm ki: Yüce Tanrı, Türk burçlarında doğdurdu devlet güneşini; onların ülkeleri etrafında döndürdü göklerin çemberini; onlara ad verdi Türk diye; ülkelerin idaresini verdi mülk diye; zamanın hakanları yaptı onları; ellerine verildi günümüzdeki insanların yuları; onları görevlendirdi halk üzre; onları kuvvetlendirdi hak üzre; aziz kıldı onlara yanaşanları ve idareleri altında çalışanları; onlar (Türkler) sayesinde muratlarına erdiler ve ayak takımının şerrinden esen oldular. Aklı olan herkes onlara katılmalı ve onların oklarından korunmalı. En iyi yol konuşmaktır onların dillerini; duyurabilmek için onlara ve meylettirebilmek için gönüllerini. Takımından ayrılıp Türklere sığındığı zaman bir düşman, güven verilip ona kurtarıldığı zaman korkularından; başkaları da sığınır onunla beraber ve üzerlerinden kalkmış olur tüm zarar.”
Mahmud Kâşgarî, eserinin ilerleyen sayfalarında ise Türk ile ilgili şu önemli bilgileri veriyor:
“Türk Nuh’un (s. a.) oğlunun adı. Nuh’un oğlu Türk’ün oğullarına yüce Allah tarafından verilmiş bir isimdir. …Ne var ki biz daha önce Türk’ün Allah tarafından verilmiş bir isim olduğunu söylemiştik. Bize şeyh, imam ve zahid Hüseyn bin Xalef el-Kâşgarî haber verdi ve kendisine de İbnu’l-Garqî’nin haber verdiğini söyledi. Ona da âhir zaman hakkında yazdığı kitabında İbni Ebi’d-Dünyâ diye tanınan şeyh Ebû Bekr el-Muġîd el-Cercerânî, Allah’ın elçisine (s.a.) isnat ederek anlatmış. (Peygamber) dedi ki: Allah (c.a.) diyor ki: “benim bir ordum vardır; onları Türk diye adlandırdım ve doğuya yerleştirdim. Bir kavme kızdığım zaman onları (Türkleri) onlara musallat ederim.” Bu, diğer bütün insanlara karşı, onlar için bir üstünlüktür. Çünkü onların adını bizzat O (c.a.) vermiş; onları en yüce ve yeryüzünde havası en güzel yere yerleştirmiş; onları kendi ordusu olarak adlandırmıştır. Bunun yanında onlar; güzellik, tatlılık, aydın yüzlülük, edep, yaşlılara hürmet ve riayet, ahde vefa, alçak gönüllülük, yiğitlik ve daha sayılamayacak birçok meziyeti hak etmişlerdir.”
Afet İnan bir gün Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e doktora çalışması ile ilgili olarak “Türk nedir?” diye sorar. Atatürk de konuyla ilgili ondan bir çalışma yapmasını, daha sonra kendi görüşünü açıklayacağını söyler. Afet İnan’ın kendisine sunmuş olduğu çalışmayı çok uzun bulan Atatürk iki küçük kâğıda kendi Türk tanımını kurşun kalemle yazarak Afet İnan’a verir. Atatürk’e göre Türk budur:
“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”
Dolayısıyla Türk özünü bildiği sürece Türk’tür. Türk’ün töresinde yeise kapılmak yoktur. Türk için imkânsız bir şey de yoktur. Yeter ki Türk asırlardır yetiştiği Türk kültürünün ve damarlarında dolaşan asil kanın farkında olsun. Sözlerimi Bilge Kağan’ın tarihî uyarılarıyla sonlandırmak istiyorum:
“Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol!''