Sözlükler “millet”i “1. Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu; ulus, budun. 2. Bir yerde bulunan kimselerin bütünü, herkes. 3. hlk. Benzer özellikleri olan topluluk.”; “milliyetçilik”i ise “Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı; ulusçuluk, ulusalcılık, milliyetseverlik, milliyetperverlik, nasyonalizm.” olarak tanımlar.


Millet ve milliyetçilik üzerine kafa yoranlar İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura, Ahmet Cevdet Paşa, Ziya Gökalp, Mustafa Kemal Atatürk, Nihal Atsız, Prof. Dr. Osman Turan, Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, Prof. Dr. Erol Güngör, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Ahmet Kabaklı, Alparslan Türkeş, Dündar Taşer, Galip Erdem, Nevzat Kösoğlu, Mehmed Niyazi vd. önemli şahsiyetlerin adlarına ve eserlerine yabancı değillerdir. Milliyetçilik üzerine çalışanlar ya bu şahsiyetlerin rahle-i tedrisinden geçmiştir ya da onların eserlerini muhakkak okumuşlardır.
Yusuf Akçura, Türkçülüğün Tarihi adlı eserinde milletle ilgili batılı düşünürlerin fikirlerine yer verdikten sonra milleti şöyle tanımlar:


“Millet, ırk ve lisanın esasen birliğinden dolayı ictimâî vicdanında [toplumsal vicdanında] vahdet hâsıl olmuş [birlik meydana gelmiş] bir cemiyet-i beşeriyyedir [insan topluluğudur].”(1)
Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları’nda milleti altı başlık altında değerlendirir: “1. Irkî Türkçülere göre millet, ırk demektir. 2. Kavmî Türkçüler de milleti kavim zümresiyle karıştırırlar. Kavim, aynı anadan, aynı babadan üremiş, içine hiç yabancı karışmamış kandaş bir zümre demektir. 3. Coğrafî Türkçülere göre millet, aynı ülkede oturan halkların bütünü demektir. 4. Osmanlıcılar’a göre millet, Osmanlı İmparatorluğu’nda bulunan vatandaşları içine alır. 5. İslam Birliği taraftarlarına göre millet, bütün Müslümanların mecmuu demektir. 6. Fertçilere göre millet, bir adamın kendisini mensup addettiği herhangi bir cemiyettir.”(2) Gökalp, yazının sonunda ise bu tanımlamalara karşı çıkarak millet için şunları söyler:


“Millet ne ırkî, ne kavmî, ne coğrafî, ne siyasî, ne de iradî bir zümre değildir. Millet dilce, dince, ahlakça ve güzellik duygusu bakımından müşterek olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir topluluktur.”(3)
20. yüzyılın yetiştirdiği en önemli ilim ve fikir adamlarından biri olan, milliyetçiliği tamamen millî kültür ve tarih şuuruna dayalı bir fikir hareketi olarak sistemleştiren Prof. Dr. Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik adlı eserinde milliyetçiliği şöyle tanımlar:


“Milliyetçilik, millî kültürü bizzat bir medeniyet kaynağı haline getirmek ve cemiyeti soysuz değişmelerin açık pazar yeri halinden kurtarmak hareketidir. Binaenaleyh milliyetçilik aynı zamanda bir medeniyet dâvasıdır.”(4)
Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Nesillerin Ruhu’nda milliyetçilikle ilgili şunları söyler:


“Bir milletten olmak başka, milliyetçi olmak başka şeydir. Bir milletten olmak tabii bir hadise, milliyetçi olmak ise kültür, şuur ve irade meselesidir… Milliyetçi, mensup olduğu milleti tanıyan, seven ve onu yükseltmeye çalışan bir insandır.” (5)
Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu ise Millet ve Aydınlar adlı eserinde milliyetçiliği şöyle tarif eder:


“Milliyetçilik; Türk milletini, sahip olduğu bütün millî değerleri ile beraber, ebediyete kadar yaşatma ve yüceltme ülküsüdür. Kendini kayıtsız şartsız bu ülküye adayanlara da milliyetçi denir.”(6)
Alparslan Türkeş de 9 Işık adlı eserinde milliyetçiliği şöyle tanımlar:


“Milliyetçilik: Her şey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir.” (7)
Prof. Dr. Osman Turan, Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi adlı eserinde; “Tarihini bilmeyen ve şuurunu taşımayan milletler hâfıza ve idrâklerini kaybetmiş şaşkın kimselere benzer. Böyle bir durumda milletlerin yükselmeleri veya millet vasfını muhafaza etmeleri ve hattâ dağılmamaları zordur.” (8) der.


Hayatının hiçbir döneminde millet ve milliyetçilik üzerine yazılmış eserleri okumayan bazı çevrelerin kahvehane köşelerinde, TV’lerdeki programlarda milliyetçilik üzerine konuşan bazı gazeteci ya da yorumculardan işittikleriyle amel edip, başımıza ya milliyetçi kesildiklerine ya da milliyetçilere saldırdıklarına şahit oluyoruz. Bu konuda Mehmet Kaplan’ın yıllar önce yapmış olduğu şu uyarılara kulak vermeliyiz: “Ben milliyetçiyim diyen mutlaka milliyetçi değildir. Milliyetçi olmak için milletinin tarihini, coğrafyasını tanımak, sevmek ve millet uğrunda severek çalışmak icap eder. Çevremizde milliyetçi geçinenlerin çoğu bu hazırlıktan mahrum çığırtkanlardır. Onlar bu suretle şöhret, mevki ve para kazanmak arzusundadırlar. Sahte milliyetçiler hakiki milliyetçiliğin yıkılmasına sebep olurlar. Böyleleri milliyet düşmanı kesilseler daha iyi olurdu.”(9)
Yine Mehmet Kaplan, “Gerçek milliyetçiliğin esas temelinin hakikati tanımak, yani akıl ve çalışmak, yani irade.” olduğunu söyledikten sonra hakiki milliyetçilikle ilgili ise şunları söyler:


“Hakiki milliyetçi toplantılarda, mitinglerde, hitabet kürsüsünde değil, günlük hayatında, şahsi münasebetlerinde, meslek çalışmalarında milliyetçi olan insandır. Milliyetçilik bir din, bir hayat prensibi, bir ahlak gibi hayatımızda hâkim olmadıkça laf ebeliğinden ileri gidemeyiz. Milliyetçilik, söylenen bir şey olmaktan ziyade yapılan, her gün yapılan, durmadan yaşanan fikirdir.”(10)


Günümüzün moda hastalıklarından biridir bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, fikir sahibi olmadan da hüküm vermek. Bu hastalığa tutulanların sürekli saldırdığı ya da bilgi sahibi olmamasına rağmen hüküm vermeye çalıştığı konuların başında da milliyetçilik gelmektedir. Akçura’yı, Gaspıralı’yı, Ahmet Cevdet Paşa’yı, Mustafa Kemal Atatürk’ü, Atsız’ı, Turan’ı, Kaplan’ı, Kafesoğlu’nu, Kabaklı’yı, Güngör’ü, Hacıeminoğlu’nu, Türkeş’i, Taşer’i, Erdem’i, Mehmed Niyazi’yi vd. önemli şahsiyetlerin adlarını ömründe hiç duymamış, duysa da eserlerini zahmet edip hiç okumamış sözde milliyetçileri ve her fırsatta milliyetçilere saldıran milliyetçilik düşmanlarına buradan sesleniyorum. Fikir sahibi olmadığınız konuda hüküm vermeye sakın çalışmayın! Sizin gibiler bırakın çizmeyi aşmayı, pençeden yukarı çıkmamalı. Biz milliyetçiliği “Söylenen bir şey olmaktan ziyade yapılan, her gün yapılan, durmadan yaşanan bir fikir” olarak yaşamaya devam edeceğiz. Ve son söz Hoca Sadettin Efendi’nin olsun:
“Eğer baş yerinde kalsın dilersen
Ayağın haddinden öte atma sen”

(1)Yusuf Akçura, Türkçülüğün Tarihi, haz. Erol Kılınç, Ötüken Neşriyat, İstanbul – Aralık 2016, s. 17.
(2) Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, haz. Mehmet Kaplan, MEB Yayınları, Doğan Ofset A. Ş. - İstanbul 2004, s. 16 – 20.
(3) Ziya Gökalp, age., s. 22.
(4) Prof. Dr. Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Neşriyat, İstanbul – Aralık 2002, s. 100.
(5) Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Nesillerin Ruhu, Dergâh Yayınları, İstanbul – Ekim 2017, s. 32.
(6) Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Millet ve Aydınlar, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2004, s. 23.
(7) Alparslan Türkeş, 9 Işık, Kamer Yayınları, İstanbul 1997, s. 16.
(8) Prof. Dr. Osman Turan, Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2019, s. 25.
(9) Prof. Dr. Mehmet Kaplan, age., Dergâh Yayınları, İstanbul – Ekim 2017, s. 32.
(10) Prof. Dr. Mehmet Kaplan, age., Dergâh Yayınları, İstanbul – Ekim 2017, s. 33.